Boşlukta bir bitimsiz tutunma endişesi…

Dün hiç olmamış olsaydı yarından söz edilebilir miydi? Ya da dün varken yarından söz açılabilir mi? Kim ne derse desin hatırlamanın da bir ömrü var. Hatta şairin dediği gibi ‘yaşamak hatırlamaktır.’ Buna rağmen içimizde dönüp duran bizi hayata bağladığı kadar dışarı iten hangi duygudur tam bilebilir miyiz? Dünü hatırlamaya başladığımız andan mı başlar hayatımız mesela? Çocuklukta, ömrün o altın çağında, hafızanın da kuluçkaya yattığı, bizi biyolojik bir varlık olmaktan adım adım çıkarıp birden hatırlayan bir canlıya kavuşturduğu anda mı belirleniyor hemen her şey? Bir kere hatırlamaya başlamışsak eğer olmanın evrenindeki kara boşluklara düşme ihtimalimiz de yükselir. Hatırlamak istemediklerimizi düşündüğümüzde onların üstümüze üstümüze gelip bizi sıkboğaz ettikleri demde dileriz ki dün hiç olmamış olsun. Ya gelecek? Hayatımız eski günler ile yepyeni dünler arasında gidip gelirken biz ne olacağız? Dahası hatırlamaya başlamakla biz olmuyor muyuz? Belleği bir anlığına giden bir insan tekrar hatırlamaya başladığında dünyaya yeniden gelmiş gibi olmaz mı? Kimi vakit çok iyi bildiğimiz bir ismi bir mekanı unutuveririz de ödümüz kopar. Biliriz ki hatırlamazsak kayboluruz.

Peki hatırladıklarımız gerçekten yaşadıklarımız mı? Kimi araştırmacılar bunun mümkün olmadığını hafızanın her geri dönüşte yeni bir kurgu yarattığı görüşünde. Bu fikre kulak verirsek bir hatırladıklarımız bir de yaşadıklarımızdan oluşuyor ömrümüz. Yaşadıklarımızı da adeta yeniden var eden hatırladıklarımız oluyor böylece. Rüyalar ise bazen yaşantıya bazen de hatırlamaya katılıyor. Yine de sormadan edemiyoruz hayat öncesi ve sonrası tam olarak nerede duruyor? Bildik zamanın ve çözülebilmiş fizik kanunlarının yardımıyla bir yere varabilir miyiz? Bizi kuran doğanın, evrenin ötesinde var eden temel dinamiğin eşiğine oturduğumuzu farz etsek hafıza mı yoksa yaşamak mı elimizden tutar? Biliyorum cevabını veremeyeceğimiz sorular bunlar. Lakin sormadan hangi cevabın sırrı çözülebilir ki?

Soralım yine de, bıkmadan çekinmeden sorular yaratalım. Zihnimizi, hayal gücümüzü, arzu ve isteklerimizi belki de daha mühimi olmak istencimizi yarına ayarlayan dinamik ne olabilir? Şehrazat, hep yarını hedefleyerek hayatta kalıyordu şüphesiz fakat hikayelerin kaynağı dün değil miydi? Düne bağlı olmasaydık, dün gidebileceği en köke uzanmasaydı ‘kâlubelâ’ olur muydu? Metafizik böylece geçmişi Tanrısal bir köke bağlamaz mı? Öyleyse tamamen dünün çocuğu muyuz bizler? Gelecek umuduyla bir tekrarın anaforunda kaybolup gidiyoruz belki. O anafor bazen bizi derin girdaplarına çekerken bazen de tekdüzeliğin ormanından alıp çıkarmıyor mu? Sanat da tam buradan doğmuyor mu zaten? Boşlukta bir bitimsiz tutunma endişesi değil mi bütünüyle sanat? Eğer bir yere takılsaydık bir duvarda hatıra taşı olsaydık çok dibimizde kaynayıp duran antropolojik yaralara merhem bulabilir miydik? Çağımızın yaygın illeti alzheimer bize bu bağlamda bir şey söylemiyor mu? Dünün insanı daha uzun hayat sürmüyordu fakat dünyadayken hafızasızlığın ateş ağına düşmüyordu. Bir iç deniz sakinliğinden bahsedilebilir bu bağlamda hatırlamanın tarihi düşünüldüğünde.

Şairler bir vesileyle nazar ederler hafıza ve hatıraya. Geçmiş ve gelecek zaman ötesi duyuşlarla salınımlanır onların dilinde. ‘Kâmildir o insan ki yaşar hâtıralarla; Bir başka kerem beklemez artık gelecekten’ diye başlar Yahya Kemal, ‘Bir Dosta Mısralar’ şiirine. Kemâlatı, varlığın öznel çevrimini tamamlamayı geçmişe, hafıza ve hatıraya bağlaması şaşırtıcı değil elbet şairin. Hâtırlamanın zevk iklimine kavuşmuş kişiyi hayat kadar karakterini de yerli yerine oturtmuş görmeli ki şair, gelecekten bir beklenti duymaz olur. Gelecek bizzat hatırlamanın ikliminde hayat olup durulur. Çünkü kişiyi asıl huzursuz eden, kıvrandıran, o hesaptan bu endişeye sürükleyen gelecek duygusudur. Ve şu ana kadar gelecek konusunda hep yanılmıştır insanoğlu. Belki de gelecek hiç yoktur. Hiç olmamıştır. Bunu ebedi varoluş neşvesi diye yorumlamak mümkün aslında. ‘Ölümden ne korkarsın / Korkma ebedi varsın’ diyen şair bilmeden geleceğe de ‘mühürler zamanı’ geçmiş ve geleceğin hakkını tam vererek.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.