Öfke çağı…
Yaşadığımız çağın baskın yanı ferdi her an öfkeye meyilli hale getirmesidir. Hatta bazen buna mecbur bırakmasıdır. Kişi ne denli öfke duyarsa hayatta olduğu yanılsamasına kapılır böylesi iklimde. Öfkelendikçe rahatlar. Psikoloji ile yakından ilgilenenler öfkenin bir düşünme ya da eylem şekli değil anlık duyguların kontrolden çıkmasına bağlı geçici bir hal olduğunu bilirler. Geçicilik bir zaaf değil varlığın ontolojisine yerleşmiş hastalıktır şimdilerde. Kalıcılık veya ölümsüzlük arzusu varlığın bir özelliği değil zaafı olarak kabul ediliyor. Zaten çağımızı da tehlikeli kılan taraf insanı geçici öfkeler yoluyla tam bir eylemsiz kılmasıdır. Eylem, insanın bir ideal uğruna duygu ve düşünceyi kuşanarak harekete geçmesidir. Boykottan tutun sokağa çıkmaya, buğz etmekten tutun oy vermeye gitmemeye yardımlaşmaktan tutun dua etmeye kadar bir dizi ve iç içe aktif ve pasif dalgalanışları vardır eylemin. Hatta çoğu yerde eylemsizlik bile eylemdir, tıpkı susmak gibi. Yeri geldiğinde öylesi bir gücü vardır ki susmanın nice konuşmadan daha etkilidir. Öfkeyi bir çıkmaz hâl olarak önümüze koyan kilitleniş de tam budur. Bazen bir başına insanlar bazen de grup grup topluluklar öfkeye doğru yönlendirilirler. Öfkeye kapılan böylece sorumluluktan kurtulduğunu zanneder. Öfkeyi yönlendirip kontrol eden de saklı amacına ulaşır böylece. Dikkat edin büyük bir üst örtme aracı olarak kullanıyor artık öfke. Siyasal, sosyal hatta ekonomik anlamda bile.
Özellikle sosyal medya dedikleri mecra öfkenin köpürdüğü en açık alan görünümündedir bugün. Tuttuğu takıma, patronuna, politikacıya, doktora, uzmana, havaya, fiyatlara akla hayale gelen ne varsa öfke istiflerinin yapıldığını görürüz her gün buralarda. Bu mecraları takip edenler bir süre sonra kanıksarlar öfke patlamalarını. Öfkede haklı ile haksızı birbirinden ayıracak ölçü olmadığından en şiddetle dile dökülen daha çok ilgi görür. Beğeniler, tekrar paylaşımlar, gizliden onaylamalar at başı gider. Öfkenin etkisine göre de diğer öfkelenmeye hazır olanlar katılırlar halkaya. Bir bakarsınız linç alıp başını gitmiş. Öz kaybolmuş. Şeklin egemenliği atmosfer etkisiyle her yeri kaplamıştır. İnsanı başlatan, an içinden çıkarıp zamanın esenliğine taşıyan ise inceden inceye geliştireceği ‘acaba’ duygusudur. Herkesin birini suçlu gördüğü ortamda birden, kendiliğinden ‘acaba’ sorusunu soruvermektir. 12 Öfkeli Adam filmi bunun en çarpıcı örneğidir. Bazen adalete, hakikate varmak için ‘acaba’ diye sormak gerekir. Acaba, bizi öfkenin anaforundan varlığın açıklığına çıkarabilir. ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’ sözü tecrübenin tahtında oturur daima.
Kişiler, topluluklar, kitleler bazen kime neye, nerede ve ne şekilde öfkeleneceklerini şaşırırlar. Topluluk psikolojisinin etkisinden kişi olma özkontrolüne varabilmek için insanın elinin güçlü olması beklenir. Bununla birlikte öfke halleri toplumların karakterini yansıtır. Sadece toplumların mı hayır belki asıl kişiler öfkelerinde saklıdırlar. İnsan psikolojisinin ve şahsi hak ve sorumlulukların dışında düşündüğümüzde kişilerin her hal ve şartta başkalarına öfkelenme hakları var mıdır? Her vesileyle derinliğine bilmedikleri konularda sağdan soldan gelen etkilerle elini bir ateş okluğuna uzatan ve oradan aldığı ilk ateş okunu karşı tarafa atan kişi haklı mıdır? O bir süre sonra etrafında işleyen, kurulmuş, kurgusal ve amaçlı sistemi fark edemeyecek midir? Eğitim sistemleri, kişisel gelişim yöntemleri, aile, iş ortamları, sosyal değerler bir yandan insana öfke kontrolünü öğretmeye koyulurken bu dolaylı ateşlemeler neyin nesidir?
Vaktiyle Antik Yunan’dan tutun Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya değin bütün büyük toplumlarda kitlelerin psikolojisini yumuşatmak hatta öfkeyi söndürmek için günlerce süren şenlikler, etkinlikler, yarışmalar, festivaller yapılırdı. Yönetim ile halk arasındaki iletişimi güçlendirmek kadar türlü sebeplerle oluşmuş tortular eritilirdi. Çoğu yerde kültür ve sanata da ilham verdi bu geleneksel hareketler. Çağımızda ise kitleleri harekete geçiren pek çok alan var. Bu alan daha çok para ve güç istenciyle çevrili. Fakat teknolojik devrim geçmiş, geleneksel kavramları, olguları altüst ettiği gibi insanda derin oyuklar açtı. Bir yandan kişinin önünde sonsuz özgürlük alanı açılmış gibi gözükürken diğer yandan her adımda derin girdaplara sürüklendi. Gerçek dışı, yapay bir örüntü her yana dağılmış durumda. Böylesi halde de en kestirme ve kolay yol her fırsatta insanları öfkelendirmek oluyor. Bedava sirke baldan tatlıdır atasözü misali ağzını açan öfkesine sarılıyor. Sirke üretenletin ise keyfine diyecek yok.
