Hakikati kim öldürüyor?

Bu yazıdan önceki iki yazımda, çoğu zaman hakikati aramak yerine, kimliğimiz haline getirdiğimiz inançlarımızı korumaya çalıştığımıza dikkat çekmiştim.

Sosyal psikolojinin “kimlik koruyucu biliş” dediği bu mekanizma, Türkiye siyasetinin birbirine taban tabana zıt dört kimlik grubunda da benzer biçimlerde işliyor.

Gülen cemaati mensubu pek çok kişi, içinde bulunduğu hareketin ciddi suçlara karıştığını kabul etmedi.

Bağlandıkları hareketin, yargıda kadrolaşarak adalet kurumunu istismar etmesini, Balyoz, Ergenekon ve benzeri davalardaki usulsüzlüklerini, 15 Temmuz darbe girişimindeki rolünü gösteren delilleri görmezden geldiler.

Çünkü mesele deliller değildi.

Asıl mesele, ahlaki üstünlüğüne inanarak bağlandıkları, yıllarca maddi manevi yatırım yaptıkları hareketin çok ağır suçlar işlediğini kabul etmekti.

Bunu kabul etmek, yalnızca bazı olayları değil, kimliklerini yeniden değerlendirmelerini gerektiriyordu.

Aynı psikoloji Kemalist çevrelerde de görülüyor.

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal, tarihte çok önemli rol oynamış, başarılı bir askeri ve siyasi figür.

Ama onu tamamen hatasız, günahsız sayıp kültleştirenler, onun dönemindeki tartışmalı uygulamaları görmezden geliyorlar. Dersim’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerini, Takrir-i Sükûn Kanunu ile basın ve ifade özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlanmasını, rekabetsiz tek parti seçimlerinin yıllarca “demokrasi” diye sunulmasını konuşmak bile istemiyorlar.

Ona yöneltilen eleştirileri, sevabıyla günahıyla yaşayıp gitmiş tarihî bir kişiliğe değil; kendi kimliklerinin temel taşlarına yönelmiş bir saldırı gibi algılıyorlar.

Ulusalcı çevrelerde de vaziyet farklı değil.

Batı ülkelerindeki insan hakları ihlallerini -haklı olarak- sert biçimde eleştiriyorken, Rusya, Çin veya İran söz konusu olduğunda bu eleştirel standardı terk ediyorlar.

Bu ülkelerde muhaliflerin suikastler ve hapis cezalarıyla susturulması, gözaltında kayıplar, göstermelik seçimler, medyaya sansür, azınlık haklarının çiğnenmesi gibi problemleri, “ülke güvenliği”, “kültürel farklılıklar” veya “Batı propagandası” gibi mazeretlerin ardına saklanarak savuşturuyorlar.

Çünkü Batı eleştirisi, ulusalcı kimliğin kurucu unsurlarından biri; Rusya, Çin veya İran’ı eleştirmek ise o kimlikle çelişiyor. Yine kimlik, hakikatin önüne geçiyor.

Bu psikolojik refleksleri bugün iktidarı destekleyen çevreler de gösteriyor.

Yargının siyasi rakipleri tasfiye etmek için kullanılması, AYM ve AİHM kararlarına yansıyan hak ihlalleri, hızla artan işsizlik ve yoksulluk, eğitimdeki başarısızlık, nepotizm, ...

Bu tablonun müsebbibi muhalifler olsa, “haksızlık!.. hukuksuzluk!..” diye haykıracak olanlar, gözlerini kapatıp şöyle diyorlar:

“Algı operasyonu.”

“Dezenformasyon.”

“Dış güçlerin oyunu.”

“Manipülasyon.”

Bunlar, hakikati arama değil, kimliği koruma refleksleri.

Aynı olaya farklı standartlar uygulamak, kimlik koruyucu bilişin en görünür biçimlerinden biri.

Mesele Gülenistler değil; Kemalistler değil; Ulusalcılar yahut iktidar yanlıları değil.

Mesele insan zihni.

Mekanizmayı bir kez daha özetleyelim:

İnsan, mensubu olduğu grubun ahlaki üstünlüğüne bir kez inandıktan sonra, o grubun yanlışlarını belgeleyen delilleri düşmanca karşılıyor.

Delili değerlendirmeden önce kaynağını ve niyeti sorguluyor.

Çürütemezse komplo arıyor.

Bulamazsa sessizleşiyor, ama inancını değiştirmiyor.

Çünkü fikir değiştirmek çoğu zaman bilgi meselesi değil, kimlik meselesi.

İşte bu yüzden Türkiye’de tartışmalar bir yere varmıyor.

Herkes, karşı tarafın kafasını kuma gömdüğünü fark ediyor.

Ama kimse kendi başını kumdan çıkarmaya yanaşmıyor.

Esas problem bilmemek, haberdar olmamak değil, kendi grubunun yanlışlarını görmeyi ısrarla reddetmek.

Çünkü bilgi eksikliği giderilebilir.

Ama kimliğini hakikatin önüne koyan zihin, en güçlü delillerle bile ikna edilemez.

Ve bir toplumda herkes yalnızca karşı tarafın propagandasını görebiliyorken kendi propagandasını “hakikat” sanıyorsa orada artık kimlikler gerçekliği boğmuştur.

Aklımızdan çıkarmamamız gereken şudur: Dışarıda aradığımız “hakikat katili”, aynamızda bize gülümsüyor olabilir.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.