Back To Top
Nasıl evleneceğiz nasıl eğleneceğiz?

Nasıl evleneceğiz nasıl eğleneceğiz?

 - Son Güncelleme: 15.10.2019 Salı 10:47
- A +

Cumhuriyet kurulurken “medeniyet” yani şehirlilik Avrupalılara benzemekle eş tutuldu ülkemizde.

“Şehir” bir tarafıyla herkese eşit uygulanan kanunlar, kurallar, sözleşmeler demekti ama kendi “medeni” kanunumuzu geliştirmek yerine tercüme ettirdiğimiz İsviçre medeni kanununu yürürlüğe koyunca kendi “yerli ve milli” toplumsal sözleşmenizi yapmış olmuyorduk.

“Şehir” diğer bir tarafıyla sanayileşme demekti, iş bölümü usullerinin değişmesi demekti, uzmanlaşma demekti, kırsal hayatın yerine şehir hayatının ikamesi demekti. Ama kitleleri şehirlere çekebilecek büyüklükte bir sanayileşme söz konusu değildi. Zaten idareci elit de köylüleri şehirlerde istemiyordu. Onları köylerinde tutarak şehirlileştirmek gibi akla ziyan bir projeleri bile oldu: Köy Enstitüleri!

Halbuki modern şehrimiz, şehirde ailemiz, ilişkilerimiz, dini hayatımız, eğlenme usullerimiz, müziğimiz, eğitimimiz nasıl olacak diye kafa patlatacak, fikir üretecek, tartışacak, denemeler yapacak “yerli ve milli” düşünürlerimiz olmalıydı. Ve onları teşvik edip tavsiyelerine kulak verecek, feraset sahibi idarecilerimiz…

Burada bir toplum mühendisliği çalışması önermediğimin altını çizmek istiyorum. Özgür bir tartışma ortamında, milli karakterli bir şehirleşmeye dair alternatif önerilerinin ifade edilebildiği ve dikkate alındığı, dayatmaların olmadığı bir vasatta, tamamen entelektüel bir gayretin hayalini kuruyorum. Anakronizme düşmek de istemem. Muhtemelen 20. Asrın başlarından ortalarına kadar tecrübe edilen zamanın faşist ruhu bu tür girişimlere hayat hakkı tanımazdı.

Bugün artık her şey çok farklı…

Ama hâlâ “bize mahsus” bir şehir hayatını kurmaya dair, kültürel/entelektüel bir arka plana istinad eden, ciddi bir çaba yok.

Şehir hayatında, yerli ve milli kimliğin ifadesine duyulan ihtiyacı, halı desenli binalarda, arka camına padişah tuğrası ya da Atatürk’ün imzası yapıştırılmış araçlarda görüyoruz.

Halkın milli alternatifi arayışı çoğu zaman şehre taşınan köylülük şeklinde tezahür ediyor.

Kırsal hayatı şehre taşımak ve olabildiğince canlı tutmak için sayısız köy ve kasaba derneğimiz var. Bu derneklerin müdavimleri genelde belli bir yaşın üzerinde olanlar. Onların çocukları daha çok AVM’lerde, kahveci zincirlerinde, nargile kafelerde, bowling salonlarında ya da paintball etkinliklerinde sosyalleşiyorlar.

Neticede ortaya garip bir karışım, bir ucube çıkıyor.

Artık -tıpkı Amerikan romantik komedilerinde olduğu gibi- kafelerde sevgilisinin önünde diz çöküp elindeki yüzükle evlilik teklif eden gençlerimiz var. Ama bu ritüelin tek başına bir anlamı yok! Eninde sonunda aileyle kız istemeye gidiliyor.

Düğünlerimiz salsa, kalipso müzikleri ile başlasalar bile hüdayda oynanmadan, kasap havası çalınmadan, halay çekilmeden tamamlanmıyor.

Tabiat boşluk kabul etmiyor. Kendi şehir hayatımızın pratiklerini kurgulamaya yönelik öneriler olmayınca boşluğu Netflix dizilerinden, Amerikan filmlerinden, youtube videolarından öğrenilen “yabancı” pratikler dolduruyor. İster İslamcı ister Kemalist ister milliyetçi olsun, insanların hayat tarzlarına, evlerine, eğlence anlayışlarına baktığınızda -hepsinin benimsediği güçlü yerlilik ve millilik söylemine rağmen- Batı kültüründen devşirilmiş pratikleri görüyorsunuz.

Eğer küresel kapitalizme teslim bayrağını çekip, “birbirinden farkı olmayan dünya vatandaşları” güruhuna katılmayı reddedeceksek hem organik hem milli bir şehirlileşme pratiği üretmek zorundayız. Bu pratik kaçınılmaz olarak küresel olanla yerel olanın bir halitası olacak. Yaşadığımız iletişim çağında küresel kültürün hegemonyasından tamamen azat olmak mümkün değil.

Yerli ve milli olmakla beraber kırsal kültürümüze, kadim geleneklerimize aykırı, garip yeni uygulamaların icat edildiğini göreceğiz. Bu gelişmeler elbette çok kesimde huzursuzluk yaratacak ve tepkilerle karşılanacak olsa da su akıp yatağını bulacaktır.

Özetle nasıl oynayacağımızdan, nasıl dinleneceğimize, nasıl eğleneceğimizden nasıl evleneceğimize, nasıl sevineceğimizden nasıl üzüleceğimize varıncaya kadar yeni, şehirli, yerli ve milli davranış kalıpları üretmemiz gerekiyor. Şehirlerimizi, mahallelerimizi, evlerimizi, eğitim ve çalışma hayatımızı, bize dayatılan değil ama bir toplumsal mutabakat neticesi ulaşacağımız yerli ve milli prensipler çerçevesinde yeniden kurgulamamız gerekiyor.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 15 Ekim 2019 20:21
Sürdürlebilir medeniyet bireysel başarılacak bir iş değildir. İşte tam da bu sebeple Batlılar, Osmanlıyı işgal etmek yerine, millete kendi medeniyetlerini dayatacak bir yönetimi tercih ettiler. Halimize bakılırsa kendilerine göre akıllı bir iş yapmış oldular...
KARAR OKURU 15 Ekim 2019 20:09
Toplum mühendisliği diye bir şey varmıdır? Kimi zaman başarılı kimi zaman başarısız, ama var... Başarısız olsa da izi kalıyor. Ortaya kimlik kişilik problemi olan bir toplum çıkıyor. Tarihimizde örnekleri var. Ya bugün? Bugün iletişim, bir geldi pir geldi. Beraberinde neler getirmediki? Tabiatı zaten akışkan olan modernite almış başını giderken medeniyet kendi mecraında geriye doğru gidiyor. Diğer toplumlar (batı da) da bizden farklı değil. Ha! bir de şu "kişisel gelişim" muhabbeti var; Sosyoloji ve psikoloji eşrafı bunun üzerinde hassaten durup ipliğini pazara çıkarmalı.
Hasan Akseki 15 Ekim 2019 19:48
Şehirlerimiz zaten milli kimlik kazandı; Kemalist vesayetçiler zamanında ortaya çıkan ve büyük bir ihtimal milli kimliğimize aykırı olsun diye batıdan taklid edilen mahalle, mahallelilik çoktan tarih oldu. Bak, büyük şehirlere gökdelenlerin kapladığı beton ormanına dönüştü, tıpkı Kabe'nin etrafında olduğu gibi. Daha ne istiyorsun? Şimdi sorun sizin de dediğiniz gibi; nasıl oynayacağız, dinleneceğiz, eğleneceğiz, evleneceğiz, sevineceğiz, üzüleceğiz? Eh, bunda bir zahmet siz söyleyiverin artık.
Halil 15 Ekim 2019 11:39
Günlük hayatımızı Yaratıcımızın istediği şekilde yaşayamadıktan sonra "yerli-şehirli-millî" kavramlarıyla uyumlu yaşasak ne olur ki? Biz esastan uzaklaştık bir kere!...
KARAR OKURU 15 Ekim 2019 18:50
1
o senin şahsi değerlendirmen. 'biz'li konuşmamalısın.
moshe. 15 Ekim 2019 10:58
Bu global dunyada insanlarin degisik kulturlerle yasamasi, iletisimi o kadar kolayki, herkes nasil bir hayat tarzini kendisi seciyor. Boyle 'yerli' ve 'milli' dayatmasi 'bati hayat tarzi' dayatmasi kadar gereksiz ve anlamsiz. ve yanlis.
Karar Okuru 15 Ekim 2019 09:37
Bu konuda neydik ne olduk geyiği en fazla dillendirilir bir gerçek gözüküyor . Ben her zaman şunu gördüm . Türk halkı hiçbir zaman çok sofu bir millet olmadı . Dinine ait bütün kurallara körü körüne bağlanmak yerine örfünden töresinden başka genel geçer kaidelerden kurallarla harmanlanmış bir yaşam tarzı her zaman daha genel geçer oldu . Mesela alevilik buna bir örnek . Şimdi ise bütün dünya üzerindeki sosyal yaşamdan gelen değişik etkilenmelerle malesef daha çirkin bir eklektik yapıya dönmekte sosyal yaşantımız . Bunda iletişimin çok gelişmesinin tabiki etkisi yadsınamaz .
NUTK-İ ŞERÎF Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresinde Bakıcak dîdâr görünür ol şârın kenâresinde Nâgehân ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm Ben dahî bile yapıldım taş ü toprak âresinde Ol şârdan oklar atılır gelir ciğere batılır Ârifler sözü satılır ol şârın bazâresinde Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstâda sunarlar Çalabın ismin anarlar ol taşın her pâresinde Ol şâr dediğim gönüldür ne âlimdir ne câhildir Âşıklar kanı sebîldir ol şârın kanâresinde Bu sözü ârifler anlar câhiller bilmeyip tânlar Hacı Bayrâm kend
Evet 15 Ekim 2019 06:16
Bir toplumun neyi yiyip neyi içmediği, her zaman onun inanma biçimiyle ayrılmaz bir ilişki içindedir. Kadın-erkek ilişkisi de aynı şekilde buna benzer. Eğer bir toplumun dünya görüşünü değiştirmek istiyorsanız, işe kadın erkek ilişkisini değiştirmekle başlayabilirsiniz. Gerisi akan süreçler tarafından belirlenmeye başlar. Bu değişimi Müslüman kesim kendi kendine başlattı. Yozlaşanlar da onlar oldu. İslâm'ın adalet kavramını çoktan zihninden kovmuş Müslüman kadın ve erkek, ailede bir denge kurmaya çalışıyor, ama bu artık nafile bir çaba olacaktır.
KARAR OKURU 15 Ekim 2019 06:05
Tebrikler. Güzel bir yazı. Yozlaşmaya başlayan bir toplum nihayet adı bir ırk olarak anılır sadece o kadar
KARAR OKURU 15 Ekim 2019 03:21
Bu zorlamayla olmaz bence. Etkileşim ,genetik vb yoluyla kendiliğinden oluyor. Düğünlerde erik dalı,kafkas dansı vb halk oyunlarının, diskolarda yabancı müzik değil türkçe sözlü popla oynanması, mehter müziğinin açılış ve diğer etkinliklerde kullanılması, okçuluk, atçılık, binicilik vb ata sporlarımızın yeniden canlanması, kına gecelerinin halkın arasından çıkıp "sosyetik" mekanlara yükselmesi, kliplerde araba,sevgili vb klişelerin ötesinde milli unsurlara da yer verilmesi, göktürk alfabemizi bilenlerin artması gibi gelişmeler kendiliğinden oluyor zaten. Bazı yazarlar rahatsız olsa bile...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN