Sizden, bizden

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gittiği şehit cenazesinde saldırıya uğradığında TBMM Başkanı Mustafa Şentop şu açıklamayı yapmıştı: 

“Çok üzüntülüyüm, kendisine geçmiş olsun diliyorum. Bu hareketleri kınıyorum. Türkiye’de siyasetçilere, hiç kimseye karşı bu davranışta bulunmaya hakkı yoktur. Bunun bir provokasyon olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de farklı siyasi görüşten insanlar var. Bunlar tartışabilirler, farklı görüşler ortaya koyabilirler. Beğenen olur beğenmeyen olur, ayrı şeylerdir. Bu tür davranışlar hem milletimizin ahlakına yakışmaz hem hukuken zaten suçtur...” 

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün açıklaması da şöyleydi: 

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik menfur saldırıyı kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Şiddetin hiçbir türünün demokratik siyasete gölge düşürmesine izin vermeyeceğiz.” 

İktidardan benzer bir iki açıklama daha olmuştu ama ben iki hukukçunun sözlerini buraya aldım. 

 

Kim değil, nasıl? 

Sayın Şentop’u ve Sayın Gül’ü, sistem değişikliği sırasında kuvvetler ayrılığı ilkesine duyarsız kaldıkları için eleştiririm. Fakat yukarıya aldığım sözleri elbette takdire şayandır, hukukçuya yakışan sözlerdir. Saldırıyı kınamışlardır, “suç” olduğunu, “izin” verilmeyeceğini söylemişlerdir. 

Fakat bu açıklamalar ‘münferit’ kaldı, arkası gelmedi. Aksine saldırgan bırakıldı, Sayın Kılıçdaroğlu “niye gittin?” diye suçlandı!  

Mesele “kim?” meselesi değil; ister Kılıçdaroğlu ister başkası...

Mesele parti meselesi de değil; ister CHP ister başka parti...

Mesele “nasıl?” meselesidir: Kim olursa olsun siyasetçilere, fikir adamlarına, sporculara, sanatçılara ve birbirimize “nasıl?” davranmalıyız meselesidir. 

Medeni, normal ve protestolarda bile ölçülü mü?..  

Kaba, küstah, saldırgan mı?.. 

Çirkin bir davranış “siz”e yapılınca iyi, “biz”e yapılınca kötü olabilir mi?! 

  

Madalyonun öbür yüzü 

HDP’li bazı belediye başkanlarının seçildikleri halde “bunlar KHK’lı” diyerek mazbatalarının verilmemesi kesinlikle kanuna aykırıdır. İktidar bundan memnun oldu; ya aksi olsaydı?... 

Hatta iktidar bloku, İstanbul seçimlerinin iptalini isterken “17 bin KHK’lı oy kullandı” diye de gerekçe gösterdi! 

Ama madalyonun öbür yüzü de var. Geçenlerde konuşurken Cemil Çiçek hatırlattı. 

“Evet, seçilmişlerin KHK’lı diye mazbatalarının iptali yanlış. Ama Merve Kavakçı da seçilmişti, dahası mazbatasını da almıştı. Yemin etmesini engelleyen hiçbir kanun ve iç tüzük hükmü yoktu fakat yemin ettirilmedi. Hukuk devletinde sana göre, bana göre olamaz.” 

Hukuk kültürünün ve kurumlarının kökleşmediği toplumlarda “kim?” güçlüyse, “öteki”ne hükmetmeye, hatta tahakküm etmeye başlıyor. 

Bu hastalıklı siyasi kültür yüzündendir ki, Türkiye’de yargı, siyasi güce göre el değiştiriyor, hakemlik yapacak üstünlükte bir bağımsızlığa ve tarafsızlığa sahip olamıyor.  

“Sıra bizde” sarmalından çıkamıyoruz… 

  

Karl Popper yazmıştı 

Ama artık 21’inci yüzyıldayız. Eski kabile çağlarından insanoğlunun şuuraltında kalan “sizden, bizden” kültürü zamanımızda ekonomide verimsizlik, eğitimde kalitesizlik, devlet kurumlarında liyakatsizlik yaratıyor.   

Artık ülkenin “nasıl?” yönetilmesi gerektiğine dair kurallar ve kurumlar üzerinde kafa yormalıyız.  

20’nci yüzyılın en büyük bilim felsefecisi Karl Popper bu fevkalade önemli ayırıma dikkat çekmişti: “Ülke yönetimi açısından doğru soru bizi ‘kim’ yönetecek sorusu değil; bizi ‘nasıl’ yönetecek sorusudur.” 

Kim? diye baktığımızda ideolojik ve karizmatik bağlılıklar öne çıkar, denetlenmesi zor olur. 

Popper ilk totaliter düşünür Platon’dan başlayarak örnekler veriyor. 

“Nasıl?” diye sorarak baktığımızda ise ilkeler öne geçer. Bu ilkeler demokrasilerde hukukun üstünlüğü, insanların hak ve onur eşitliği, yönetimlerde denetim ve denge gibi ilkelerdir. (Karl Popper, Lessons of This Century, s. 68-71) 

Fakat “nasıl?” diye sormanın bir anlamı da “bizim partimiz”i sorgulamaktır; partimizde kurallar, kurumlar ne ölçüde geçerlidir? 

Buna var mıyız, yoksa itaat edip mevki makam beklemek mi işimize geliyor?!. 

En önemlisi ülkede hukukun “biz”den üstün olduğunu içimize sildirebilmektir. 

Bunu yapabildiğimizde ölçüde gelişmiş toplum oluruz; ancak o zaman kişi başına milli gelirimiz 25 bin doları bulur, başka yolu yok. 

YORUMLAR (44)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
44 Yorum