Gününe göre konuşmak...

Türkiye’de esaslı bir mesele kolay kolay tartışmaya açılmaz. Açıldığı andan itibaren de sulandırılıp çığırından çıkarılır ve şahsileştirilir. Tartışılacak konuyu çıkarıp bulmak nasıl yaratıcılık gerektirirse o konuyu enine boyuna masaya yatırmak irdeleyip genişletmek de düzey ister. Aktüalite çoğunlukla bizde kıvılcım görevi görür tartışma için. Konunun güncelliği kadar değeri vardır. Fakat hiçbir güncellik bağlamsız hem varolamaz hem de tartışılamaz. Önü arkası olmayan, tarihle ve zihniyet dünyasıyla irtibatlandırılamayan saman alevi cinsinden mevzularda söze girmenin dolgu malzemesine dönüşmekten öte hiçbir yararı olmaz. Hele politika ve politikacıları ilgilendiren tartışmalarda daha dikkatli olmak gerekir. Politika düşünen insanlar kayganlığı, sığlığı ve muhatapları da tartışmalı alandır. Mesela kafaları sadece politika ile paranteze alınmış onlarla ‘anıtkabir’ ile ‘anıtmezar’ isimlendirilmesi arasındaki tarihsel tercihi konuşamazsınız. Hemen taraf olurlar. Cephe seçerler. Düşünmenin altın tozlarıyla yıkanmayı değil arbedenin toz dumanını isterler. Her iki tercihin de bize özgülüğünü görmezden gelirler.

Sorsanız mesela, kabir, mezar, ravza, kümbet, gömüt, türbe, hamuşan, hazire her neyse nereden gelir ve nereye gider? Hangi dönemde ve hangi gerekçe ile biri diğerine tercih edilir? Orhun Yazıtları’ndan Ahlat’a değin izler sürdüğümüzde ölümle hayat arasında kurulan bu levhaların önümüze koydukları tablo nedir ve bizler şuuraltlarımızda neyi taşırız farkında olmadan? Tesadüflerin saçağına sığınarak değil, akledişlerin, soruların, sorguların, ölçüp biçmelerin, düş ve düşüncelerle yoğrulmaların sonunda varlığımıza ve hayatımıza yön verebiliriz. Bu cümleden olarak şehirlerimizi, sokağımızı, evimizi, odamızı, masamızı, balkonumuz veya ayakkabımızı neden ve ne şekilde tasarlayıp varlık hakkımızı kullanırız? Biliyorum o hemen her gün çok tartışmaya çok konuşmaya yakaya sineye yapışıp da mahkum edip asıp kesmeye çok meraklı ‘tartışmacılar’ için önemi yok böyle bakışların.

Sevimli bir konu değil ama ölümü ve ölüm sonrasını ilgilendiren konuları konuşmadan hayat hakkında esaslı bir fikir sahibi olabilir miyiz? Bugün insana neredeyse özgür, insanca ve hak ettiği şekilde hayat imkanı sunmayan kentlerde nereye gömüldüğünün önemi yok mu insanın? Âdeta bir çöpmüş gibi derlenip atılmıyor mu o türlü şekiller içinde? Bir iş, bir ev, dengeli ve sağlıklı hayat fırsatı sunulmayan milyonlarca insan aynı döngünün etrafında kaybolup gitmiyor mu? Sözgelimi İstanbul’un mezarlık sorunu sadece bir gömme ve gömülme meselesi mi? Şekillerin ve görüntülerin ötesinde esastan tartışılacak konularımız yok mu? Bir belediye hizmeti mi ölüm ve sonrası?

Hele hele kültür ve sanat yanında düşünce sahasında yapılan tartışmalara bir an durup bakalım. Mesele hemen her gün ellerine vazife pusulaları tutuşturulmuşçasına şu veya bu şair o ya da bu yazar şöyle veya böyle konu üzerine cümle kuranlara dikkat edelim. Tartışmayı bir konuyu dert edinmeyi birinin propagandası ya da linç edilmesi zanneden kişilerden özgün bir ses çıkması beklenir mi? Çıkardıkları dergileri, yönettikleri mecraları, cenahı, rengi, tavrı, tarzı fark etmez bir kitabın, bir şahsın sosyal medya, tanıtım, alım satım, imaj ve siz biz havasına sokanların kaldırdığı toz duman nedir böyle? Gününe göre konuşmak günün havası ve dalgasına kapılarak ilerlemek mümkün mü özgünlükte? Sanat ve düşünce adamının kendisine has soru ve soruları dururken böylesi bir akıma dahil olmasının hükmü var mı?

Bir toplum zamanda sürüklenip giderken ‘oh ne ala hareket halindeyiz, bakın yerimizde saymıyoruz’ zehabına kaptırılıp götürülüyorsa bir an düşünüp sorması gerekir akıl sahiplerinin? Bilinç sadece fertler için değil toplumlar adına da bir şuur göstergesidir ve olgular kadar olaylar üzerine eleştirel bakanların yaratıcı düşünceleri olabilir. Sosyal ve doğal sirkülasyonlu koyun sürülerinin geçtiği yerlere düzenek kurup yün toplama sevdasına kapılanları memnun edebilir. Zaten onlar hesaplarına bakmayı, kazançlarını, tiraj ve popülerliklerini dert edinip dururlar. Paydaşlar arası bir bitmeyen üleşim şenliği içinde özgün ve yaratıcı düşüncenin hayat şansı kalmaz.

Fakat tarih onların hesaplarını bozar. Yoksullar, acı çekenler, kimsesiz ve yetimler bir süreliğine onlarla beraber zamanda sürüklendikten sonra ilk fırsatta dışarı çıkarlar. Çevrelerine bakınırkar. Göklerin derin yokluğu ve yeryüzünün bitimsiz ıssızlığında her şeye yeniden başlıyormuş gibi nefes alırlar bir fideyi toprağa dikercesine güne değil başlarını geleceğe eğerler.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.