Bayrak ve semboller üzerinden saldırmanın dayanılmaz ucuzluğu
Ardahan valiliği, yeni belirlediği il logosu üzerinden eski logodaki Türk bayrağını kaldırdı.
Buna ilişkin haber, kamuoyunda ve medyada tepkilere yol açtı. Bu çerçevede yorum yapan ve açıklamada bulunan pek çok kişi ve bazı siyasi temsilciler, göreve yakın zamanda başlayan il valisini yeni tasarlanan logoya Türk bayrağını maksatlı ve bilinçli bir şekilde koydurmayarak milli değer ve hassasiyetlere aykırı davranmakla suçladı.
Hatta, valinin vatana ve milli değerlere bağlılığını sorgulayanlar; kendisini Türk bayrağıyla ilgili bir sorunu olmak ve başka amaçlar taşımakla itham edenler oldu.
Geleneksel koyu zemin üzerinde Ayyıldız, karlı dağ, kale ve köprü figürü bulunan eski logo yerine tasarlanan yeni logoda; açık beyaz bir zemin üzerinde “kar” ve yeşilliği simgeleyen “yaprak” figürü ve “T.C. Ardahan Valiliği” ibaresi yer aldı.
Eski logo, “Ardahan’a ait her şeyi anlatalım” mantığıyla; geleneksel, “temsili ve amblemci devlet estetiğini” yansıtan ve 90’lar öncesinde geçerli statik tasarım zihniyetine göre düzenlenmiş, “dairesel arma” formunda bir çalışmaydı.
Yeni logo ise, ili ve valiliğin kurumsal kimliğini; doğa ve çevreye ilişkin soyut, simgesel ve metaforik ögelerle anlatmayı amaçlayan; “tipografi-ikon uyumuna” dayalı, dinamik ve minimalist bir tasarım yaklaşımıyla düzenlenmişti.

Logolar sabit, değişmez ve dokunulmaz tasarımlar değildir. Başarılı, yüksek tasarım değeri taşıyan tarihe mal olmuş logolar elbette çok uzun süre değişmeden kalabilir.
Ama bir logonun içeriğindeki simgesel bileşenleri dünya durdukça değişmeden kalması gereken unsurlar olarak klişeleştirmek ve tabulaştırmak doğru değildir.
Sanat ve estetik anlayışının uğradığı değişime paralel olarak kültürün, duyguların; kurumsal ve işlevsel anlatıların sembollere yansımasını ifade eden grafik tasarım anlayışı da değişir.
Eskisine göre bütünüyle yenilikçi ve değişime odaklı özellikleriyle öne çıkan yeni logo tasarımından dolayı öncelikle sayın valiyi kutlamak gerekir.
Ancak ilginç olan nokta, kamuoyunda ve medyada körüklenen tartışmaların; bu iki logonun “tasarım tarzı tercihi” ve “sembolik anlatım” gücü gibi işlevsel boyutlarına odaklanmak yerine; tek bir noktaya, “logoda neden Türk bayrağının yer almadığı” konusuna indirgenmesiydi.
Tepkilerin yaygınlaşmasının ardından, bir gün içinde logo revize edildi; bu bağlamda yeşil yaprak figürünün içindeki kar kristali motifinin ortasına küçük bir Ayyıldız yerleştirildi.
Sonuçta, bazılarınca milli duyarlılığımıza ciddi ölçüde zarar veren önemli bir sorunu ortadan kaldırmış olduk.
Logonun, ülkenin genelini temsil eden, ulusal bütünlüğünü ifade eden blr işlevi yoksa; tasarımında mutlaka Türk bayrağı ve milli sembollerin bulunması gerekir mi?
Neden böyle bir zorunluluk olsun?
Ortada bir devlet ve milli birlik sorunu varmış gibi, gerilim ve tartışma ortamı oluşturmak, ardından doğan infiali yatıştırmak için logoyu değiştirme yoluna gitmek; sonuçta logoyu hazırlayan grafikerin sanat ve tasarım tercihine de bir müdahale niteliğinde değil midir?
Olaya ilişkin medyada yer alan eleştiriler, bir il logosunun devlete bağlılığı gösteren simgeler ve figürler içermesi gerektiği ve yeni logonun bayrağa yer vermemesi nedeniyle bu özellikleri taşımadığı yönündeydi.
Sabit bir fikir ve dikte içeren böyle bir görüşün geçerliliği yok. Kanunlarda ve düzenleyici metinlerde il logolarının taşıması gereken unsurlarla ilgili bu yönde bağlayıcı bir hüküm yer almıyor. Uygulamaya baktığımızda mevcut illerin bir bölümünün uzun süredir kullanmakta oldukları logolarda da Türk bayrağının bulunmadığını görüyoruz.
Sonra, eleştirilen logo Türkiyenin, Türk devletinin logosu değil; Ardahan valiliğinin logosu…Ardahan, bağımsız siyasi bir yapı veya idari bir birim değil. Türkiye cumhuriyetinin sınırları içinde ve Türk devletinin idari bütünlüğü içinde yer alan; mülki idarenin taşra örgütlenmesinin bir birimi olan bir il. Bunu zaten herkes biliyor. Üzerinde Türk bayrağının olmaması, bu ilin başka bir ülkeye ait olduğuna dair bir düşünceyi akla getirmiyor. Kaldı ki, logoda yer alan “Ardahan Valiliği” yazısının üzerine, “Türkiye Cumhuriyeti”nin kısaltması olan “TC” ibaresi zaten konulmuş.
Örnek olarak, federatif bir siyasi yapı olan, “ulusal birlik” ve “merkezi devlete bağlılık” tartışmalarının en fazla yaşandığı ABD’de; ülkeyi oluşturan eyaletlerden hiç birinin bayrağında, tabi oldukları federal devletin bayrağındaki simge ve figürler yer almıyor. Her biri kendi eyaletlerini yansıtan tarihi ve kültürel sembollerle temsil ediliyorlar.
Etraflıca incelediğimiz Ardahan logosu bağlamında, şu tespit ve değerlendirmeler yapılabilir:
-Türkiye’de milli kimliğimizin bayrak ve semboller üzerinden her ortamda ve her fırsatta görünür kılınma arzusu ve buna yönelik abartılı arayışlar, büyük ölçüde güçlü ama kırılgan bir aidiyet ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca bu yöndeki arayışlar, kişilerin psikolojik ve algısal düzeyde harici teyit ihtiyacına ve düşük belirsizlik toleransına işaret ediyor.
Kimlik, içselleştirilmiş değerlerden çok görünür işaretler üzerinden doğrulanmak istendiğinde; sembollerin yokluğu, bir eksiklik değil, tehdit olarak algılanabiliyor. Bu durum, “biz–onlar” ayrımını güçlendiren, refleksif ve duygusal tepkilere açık bir tutumla birlikte seyrediyor. Böylelikle sembollere, bazı kişiler ve çevrelerce, ülkemizin tarihi birikimini, birlik ve bütünlüğünü temsil etmekten öte; insanların inanç ve samimiyetlerini sorgulama ve sadakatlerini test etme işlevi de yükleniyor. Dolayısıyla bunlara yönelik her tercih ya da değişiklik; içeriğinden çok beklenen anlamları taşıyıp taşımadığı üzerinden sorgulanıyor.
-Gündelik hayatın her alanında her bağlamda bayrak ve milli simge arayışı, Türkiye’de insanların kimliklerini görünür ve teyide açık işaretler üzerinden kurma, pekiştirme ve tescil etme eğilimini yansıtıyor. Herhangi bir alanda, sembol yokluğunu doğal bir tasarım tercihi olarak değil; niyet sorgulayan bir eksiklik gibi algılamak ve sorgulamaya tabi tutmak bu eğilimin sonucudur. Ardahan’da yaşanan olayda görüldüğü gibi; bir logo tasarımı, estetik ya da işlevsel bir konu olmaktan çıkıp, kişilerin milli değerlere aidiyet ve sadakatlerini akredite ettikleri; başkalarını ise denetim ve gözetim altında tuttukları psikolojik ve duygusal reflekslerle yüklü bir anlam alanına dönüşüyor.
-İnsanlar neden milli, manevi kavramlar ve ortak değerler üzerinden birbirlerini vurma; bunları toplumsal ve siyasal tartışmalarda “eleştiriye karşı birer kalkan” haline getirerek kendi konumlarını güçlendirme, tezlerini meşrulaştırma ve karşıt görüşleri bastırma aracı olarak kullanma gereği duyarlar? Ortak değerler üzerinden “kendine pay çıkarma,” üstünlük ve meşruiyet devşirme çabası; sosyolojide “sembolik sermayenin istismarı” olarak açıklanan bir olgudur. Burada amaç, hakikati öne çıkarmak ve genelin faydasına temel doğruları ortaya koymak değil; bu değerlere herkesten önce sahip çıkarak bir üstünlük ve imtiyaz elde etmek ve bu yolla itibar veya rant devşirmektir.
-Bu tür istismarlar, toplumsal alanda yapay gerilimler, anlamsız tartışmalar ve sürekli bir “tehdit dili” üretiyor. Toplumsal olgunluk göstergesi olan; bağlamın özel şartlarını kavrayabilme, “niyet–sonuç ayrımı” yapabilme ve farklı yorumlara tahammül kapasitesi zayıfladığında, siyasal ve kültürel ortam, Ardahan logosu tartışmasında görüldüğü gibi fanatikleşmeye, “bilişsel ve duygusal katılığa” açık hale geliyor.
-Logo değişikliğine yönelik medyada dile getirilen yorum ve değerlendirmeler; Türkiye’de hem bireysel düzeyde “eleştirel düşünce yoksunluğunu,” hem de toplumsal ölçekte “düşük sembolik okuryazarlık” düzeyinin varlığını yansıtıyor. Gelişmiş toplumlarda estetik ve işlevsel açılımlara fırsat sağlayan sembollerin; oldukça kırılgan siyasal atmosfere sahip ülkemizde tartışmayı kilitleyen bir dogmatikleşme sürecine yol açtığını gördük. Bu da kollektif zekamızın problem çözme ve anlam üretme kapasitesinin ne derece dar; toplumumuzun düşünme, tartışma ve uzlaşma becerisinin; ne derece yetersiz olduğunu ortaya koyan bir göstergedir.
Bu olay, bizim ülkece yeterli toplumsal olgunluk düzeyine erişemediğimizi; milli değer ve kavramları her fırsatta ve çeşitli bahanelerle siyasi tartışmaların malzemesi haline getirerek; vatan, millet bayrak gibi simge ve semboller üzerinden halkı gerilim ve çatışma ortamına sürükleme sendromundan bir türlü kurtulamadığımızı gösteriyor.
Bir valiliğin yaptığı logo değişikliğini mercek altına alıp, eski logodaki unsurların neden yeni tasarımda yer almadığını didikleyerek yapılan tercihte art niyet gözetildiği ithamında bulunmak; konuyu bağlamından koparıp milli hassasiyetleri tahrik edecek ve ideolojik polemiklere yol açacak şekilde ülke gündemine taşımak, eleştirel düşünce disiplinine uygun ve sağlıklı bir siyasal tartışma pratiği değildir. Bu tutum, semboller üzerinden sürekli çatışma ve kutuplaşma üreten arızalı bir siyasal kültürün ve sorunlu bir siyaset ortamının beslediği; rasyonellikten uzak, patolojik ve indirgemeci bir siyasal refleksin yansımasıdır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, tartışma ve eleştiri kültürünün semboller üzerinden kilitlenmesine meydan vermemek; bu alandaki tutum ve tercihleri, sembolik sadakat testlerinden çıkarıp rasyonel, ölçülü ve soğukkanlı bir değerlendirme zeminine taşımaktır.
