Gücü yeten yetene rejiminde ülke kaybeder
Memlekette epeyce zamandır negatif seleksiyon çalışıyor. İyiye yer yok. Doğruyu gördüğü yerde yere yatıran bir toplum haline gelmemize ramak kaldı. Bu kadar bozulmayız desek de olanı göreceğiz. Elbette iyilerimiz çok. Gel gör ki iyiliğe alan bırakmıyoruz. İyiliği bile isteye karartan bir mekanizma göz göre göre bin türlü ayak bağı döşüyor.
Kötülüğe batanlar kendilerini gizleyerek zaman kazanmak için alan karartırlar. Olanların özü bu. Işığı hep ötekine çevirir, sütre gerisinde avlanmaya devam ederler. Avcılığın bu türü toplumun kanını hortumlar, iliğini emer. Gündemi buna göre ayarlarlar. O güç serseri mayındır. Kuralların freninden kurtulduysa, bu imkânı verdiyseniz başınıza her şey gelir.
FRENLERİ KÖKÜNDEN SÖKEN KARARLAR
İki olay var ki demokratik memleketlerde sisteme skandal ötesi bir saldırı şeklinde algılanır. Biri, Cumhurbaşkanlığı Referandumu’nda 4.5 milyon mühürsüz oyun geçerli sayılmasıdır. Hatırlayın, Yüksek Seçim Kurulu, referandum günü sandıklar kapanmadan bir açıklama yaptı. Mühürsüz oylar da geçerli sayılacak dedi. Kuralları tamamen hiçe sayarak verilmiş bir karar olduğu açıktı. YSK ancak kanunla verilen görevleri yerine getirir. Kanun, mühürsüz zarf geçersiz olur diyor. Bu kadar kesin bir hüküm. Kimse ve hiçbir kurum kanuna uyulmamasını ne söyleyebilir, ne de uygulayabilir. Fakat yüksek mahkeme bu kararı verdi ve uygulandı.
Türkiye’nin kurumları, ilgili kişileri ve bütünüyle halkı o gün kanun var yapamazsınız dese ve susmasa bugünlere gelinmezdi. Kurallı sistemimizin çatısı o gün delindi. Kanun kural tanımazlıklara karşı korunmasız hale geldik.
İkinci yıkım, yine Yüksek Seçim Kurulu eliyle geldi. Ekrem İmamoğlu 1979’da İstanbul Belediye başkanlığı seçimlerini az bir farkla kazanınca, aynı zarfa konan dört kâğıttan biri, yani Belediye Başkanı oyunda problem olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. Şaka yollu da olsa çocuğa bile yapılamaz, hepimizle dalga geçer gibi bir işti. Yine kuralları koruyamadık ve o karar uygulandı. Gerçi halk, tepkisini sandıkta gösterdi ama olan da oldu. Keyfîlik yolu iyice açıldı. 15 Temmuz’dan sonra güç tek elde toplandı. Fren mekanizmaları devre dışı kaldı. Neyi beğenmiyorsak onun üstüne gitme devri başladı.
2024 31 Martında yapılan belediye seçimlerinde iktidar ağır bir yenilgi aldı. Güç elden gidecekti. Bu sefer yine yargı erki devreye sokuldu ve belediyelere bir bir operasyonlar yapıldı. Suç varsa kimsenin bir diyeceği olamazdı. Yargılansınlar. Gel gör ki göz altılardan başlayarak görülmemiş usulsüzlükler oldu. Mahkemelere bakınca bir daha anlaşıldı ki suç yoksa da suç var peşin yargısına benzer bir yol takip edildiği görüldü. Hani, 2019 belediye seçimlerinde gelen itirazlara karşı Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz “Hiçbir şey olmasa bile, kesinlikle bir şey oldu” demişti ya, tam öyle.
BOZGUNDA DEBELENEN TOPLUM
Bizi şu veya bu şahsın, şu veya bu partinin keyfi değil, memleket ilgilendirir.
Bu hareketlerle hukuk devletinin temeli kazıldı. Hiçbir kural, kurum kendisi kalamazdı, kalmadı. Artık tek meselemiz vardı, gücü verdiklerimizin rahatını kaçıracak bir şey yapılmasını önlemek. Bunun için kim itiraz ediyorsa vay haline! Sıfatları Fetöcüdür, teröristtir, ne kötüyse odur artık. Bir taraftar grubu koro halinde sufle edileni bağırıyor. Türkiye böyle bir algının hipnozunda kıvranırken toplum dağılıyor. Değerlerden boşalıyor, çözülüyor.
Dikkat edin, iki yıldır her alanda mafyavârî işler konuşuluyor. Uyuşturucu orta mekteplere kadar girmiş. Nereye el atsanız altından bir pislik çıkıyor. Bunlar da gündem değiştirmek için kullanılıyor. İstedikleri de rahatça karalanabiliyor. Tercihimiz bu çok kullanışlı kaos. Niyet ve icraat bu. Geldiğimiz yere bakar mısınız?
Bu türlü bir çözülmenin yarattığı cinnet en gerekli duygumuzu bombalıyor. Güvensizlik kök salıyor. Yalan-dolan, yağma-talan alıp başını gidiyor.
HALÛK LEVENT Mİ DEDİNİZ?
Halûk meselesi de bu manzarada cambaza baktırmaktır. Onun kumarbaz olduğunu biliyoruz. Fatih Altaylı, Ahbap’tan dolayı hepimize bir örnek insan görünmesi dolayısıyla kendisiyle konuşmuş. “Bıraktım Abi” demiş. Bu tür zaaflar kolay bırakılamaz. Belli ki o zaafına yenilmiş. Yalnız günlerdir üzerine gidilmesinde bunu aşan bir durum var.
İktidar cenahının korosu, deprem dolayısıyla yapamadıklarını eleştirenlere karşı “Gördünüz mü, Sizin Ahbap dediğiniz bu.” diyor. Topa yanlışın yanlışı bir yerden giriyor. İşte dediğim bozgunun dili bu. Bu tarafgirlik fanatizmi canımıza okuyor.
Kardeşim, kumarbaz Haluk’un bahis oynaması başkalarının günahını temizlemez. Hatta halûk (yani ahlâklı) insanlarda bozulmanın her yönünü düşündürür. Diğer yardım operasyonlarını, kurallara uyulmasını ve verdiğimiz gücü kullanmanın denetlenmesini akla getirir. Sorgulatır. Mesela 15 Temmuz şehitleri için toplanan paraların yerine ulaşmamasını ve benzerlerini gündeme getirir. Temizlenmenin yolunu açar. Sağlıklı toplumlarda bu işler böyle yürür.
Haluk’un varsa suçu, hatta ondan da fazla onu zamanında denetlemeyenlerdedir. Bunları konuşmuyorsak başta söylediğim karartmaların bir benzeri de budur. İyi bir şey çıkmayacağı gibi kötülüğü azdırır.
