Back To Top
Sokağın ‘huzur’unu bozan bir yazarın ardından...

Sokağın ‘huzur’unu bozan bir yazarın ardından...

 - Son Güncelleme: 31.08.2019 Cumartesi 09:46
- A +

Bundan 50 yıl önce Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Kurban Bayramı için alışılmadık bir mesaj yayınladı. 

Aşırı sol ve aşırı sağ hareketlere karşı uyaran Cumhurbaşkanı, mesajının bir yerinde şöyle diyordu: 

“Son zamanlarda bir kısım erkek ve kadın vatandaşlarımızın dış kıyafetlerinde görülen değişiklikler dikkati çekmekte ve söz konusu edilmektedir. Bu değişiklikleri bertaraf etmek ve önlemek için geleneklerimiz dinimizin esaslarını aşmamak ve Anayasamızın teminatı altında bulunan bu konuya ait devrim kanunlarını gözetmek zorundayız. Bu hususlarla ilgili olarak ifade etmek isterim kadınlarının başlarının açıklığı veya elbiselerinin kısalığı yahut uzunluğu ile din arasında bir bağlantı kurulamaz. Kadının iffetini ve namusunu kıyafetinde değil, onun şeref ve haysiyet duygularında aramak lazımdır. Bu sebeple bazı yerlerde kız ve kadınlarımızın başlarını örtmeleri ve uzun elbise giymeleri için yapılan münasebetsiz teşebbüsleri ve yersiz ve mesnetsiz bulurum.”

O günlerde gazetelerde Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerini okuyanlar kimden bahsettiğini hemen anlamışlardı.

Sunay’ın adını vermeden eleştirdiği kişi 30 yaşında genç bir kadındı: 

Şule Yüksel Şenler.

Falih Rıfkı Atay’dan, Can Yücel’e, İlhan Selçuk’tan Çetin Altan’a kadar gazete köşelerinde ondan bahsediliyor, attığı her adım, verdiği her konferans olay oluyor, hakkında üst üste davalar açılıyordu.

Peki neden?

Aslında 28 yaşına kadar dar bir çevre dışında pek bilinmeyen bir isimdi. 

Kıbrıs asıllı, İstanbul’a yerleşmiş seküler bir ailede yetişmişti. 

Cumhuriyet değerlerini benimsemiş şapkalı, modern bir babaanne ve dede, Türkiye’nin pek çok ilinde Sümerbank müdürlüğü yapmış memur, udi bir baba ve çocuklarına evde müzik dersleri aldıran, danslı eğlencelere giden Adalet Partisi kadın kollarında çalışan bir anne...

Demokrat Partili bir aileydiler. 

1955-56 yıllarında düzenlenen Kıbrıs Mitinglerinde, al bayraktan kıyafetler içinde başında Kıbrıs haritası çizilmiş yeşil bir taçla kürsüden milliyetçi şiirler okuyan Kıbrıslı bir genç kız olarak gazetelere haber olmuştu. 

Siyaseten daha aykırı ve farklı fikirleri yoktu.

Annesinin hastalığı yüzünden ortaokulda okurken okulu terk etmiş, Kerime Nadir romanlarıyla edebiyata merak salmış, dergilerde yazıları çıkmaya başlamıştı. 

“Yüksel” adı yüzünden erkek zannedildiği (hatta nüfusa da erkek diye kaydedilmişti) için yazılarına Şule Yüksel Şenler diye imza atıyordu. 

Bu arada Süleyman Nazif’in yeğeni, milliyetçi  bir kadın yazar olan İffet Halim Oruz’un çıkardığı Kadın gazetesinde kız kardeşiyle birlikte “Duyuşlar” adlı bir köşeleri olmuştu.

İlk yazıları da kadim bir tartışma üzerineydi:  “Sanat sanat için midir yoksa toplum için midir?”

Ama o günlerde aileyi kökünden sarsacak bir gelişme yaşanıyordu.

Vakıfbank’ta çalışan abisi Özer Şenler, Bediüzzaman Said Nursi ile tanışmış, Nursi’nin Üzeyir adını verdiği yakın bir talebesi olmuştu. 

O yıllarda Nurculuk en büyük tehlikeydi. Özellikle de İstanbullu seküler bir aile için. 

Abisindeki büyük değişim, ailede önce büyük krizlere neden olmuş ama sonra ağabey üç kız kardeşini de etkilemeye başlamıştı.

Bu değişimin Şule Yüksel’in yazılarına da yansıması gecikmedi. 

Köşesindeki fotoğrafta kısa kollu, Avrupai kıyafet içindeki genç kız artık din ve ahlak temalı yazılar yazıyordu. Bu durumdan rahatsız olan İffet Hanım “Sizin gibi modern bir kız gerici fikirlerden değil, aşktan bahsetmeli” diye onu uyarmıştı ama zamanla aralarındaki fikri çatışma büyümüş, sonunda gazetedeki köşesini kaybetmişti.

Yazarlığı bırakan Şule Yüksel, kadınların katıldığı Risale sohbetlerine gidip gelmeye başlamıştı. Bu sırada hala başı açıktı ve bu gittiği sohbetlerde tepki çekiyordu. 

Şehirli bir genç kız için başını örtmek radikal bir karardı. Ailesini karşısına almak, bulunduğu sosyal çevreden dışlanmak demekti bu. 

İlk denemeleri babaannesi ve annesi tarafından “hizmetçi kadınlar gibi olmuşsun”, “Kürtlere benzemişsin”  gibi yorumlarla karşılanmıştı.

Başörtüsünün köylülükle, fakirlikle eşit görüldüğü zamanlardı. Köylerden şehirlere göçler yeni başlamıştı. Şehirlerde kapıcı eşleri, hizmetliler dışında başını örtene rastlamak zordu. Şehirli, genç bir tesettür modası da henüz oluşmamıştı. 

1966 yılında, 28 yaşındayken kararını verdi. 

Moda dergilerini karıştırdı,  denemeler yaptı sonunda, ayıplanmayacağı ya da ona  “hizmetçi kız, köylü ya da yaşlı” denmeyecek, başka şehirli genç kızları da örtünmek için teşvik edecek şık bir baş örtme biçimi buldu. Bu baş örtme şekli yıllarca onun adıyla anıldı ve hala kullanılıyor; Şulebaş.. 

O yıllarda gazetelerde başörtülü tek yazar İnci Beşoğul, yemek, aile, çocuk bakımı yazıları yazıyordu. Ama Şenler’in aklı artık ciddi siyasi meselelerle meşguldü. 

Bu sırada abisinin arkadaşı olan Mehmet Şevket Eygi’nin çıkardığı Yeni İstiklal Gazetesi’ne bir okuyucu mektubu gönderdi. “İslam Kadınına Hitap” başlıklı mektupta Kuran’daki başörtüsü farzı, sert bir üslupla hatırlatılıyordu: 

“Seni binlerce, yüzbinlerce aç bakışın nazarlarına sunan, erkeğin tarafından bile kıskanılmayan kıymetsiz bir varlık haline getiren sebep ve zihniyetin suratına indireceğin şamar, tarihe en büyük zaferin olarak geçecektir. Artık silkin, uyan ve düştüğün bu zilletten kendini kurtar aziz ve muhterem Müslüman Türk kadını...!”

25 Ocak 1967 günü mektup gazetenin manşetinden yayınlandı.

Ama yazıdan çok Eygi’nin manşete koyduğu fotoğraf tepkileri artırmıştı. Fotoğrafta ellerinde kitaplarla üniversiteye giren, biri peçeli üç çarşaflı Pakistanlı kız görünüyordu.

Gazete çıkar çıkmaz, Türk Kadınlar Birliği bir bildiriyle gazeteyi kınadı ve Şule Yüksel Şenler hakkında irtica propagandası yapmaktan suç duyurusunda bulundu.  

Suç duyurusu üzerine harekete geçen savcılık, o günlerin meşhur irtica maddesi 163’den dava açtı. 

Şule Yüksel Şenler ilk kez kamuoyu önüne çıkıyordu. O güne kadar görülmemiş tarzdaki başörtüsü ve kendi tasarımı olan pardösüsüyle mahkeme salonuna gelen genç kadını bir gazeteci ordusu bekliyordu.

Ama mahkemeden beklenmedik bir karar çıktı. 

Yazı, “devlet işlerine karışılmadığı, yeni bir hukuki nizam propagandası yapmadığı için” 163’üncü maddeye aykırı bulunmamış ve Şenler’in beraatına kararı verilmişti.

Artık Şule Yüksel Şenler, Türkiye ilk başörtülü köşe yazarıydı. Önce Yeni İstiklal’de ardından yine Mehmet Şevket Eygi’nin çıkardığı Bugün’de günlük yazılar yazmaya başladı. 

Bu arada üst üste konferans davetleriyle bütün Türkiye’yi dolaşıyordu. Gittiği her yerde kadınlar salonları tıklım tıklım dolduruyor, dışarıya hoparlörlerle yayın yapılıyordu. Hatta bir keresinde Karabük’te verdiği konferansı, o sırada şehirde olan Rahşan Ecevit’in de hoparlörlerden dinlediğini gazeteler yazmıştı.

Konferansları her seferinde olay oluyordu. İzmir’de laik kadınlar konferans için şehre gelmesini, Zübeyde Hanım’ın mezarına yaptıkları bir yürüyüşle protesto etmişler, Eskişehir’de solcu öğrenciler konferans salonuna saldırmışlar, Bandırma’da verdiği konferans yüzünden hakkında gözaltı kararı verilmişti. 

Herhangi bir din eğitimi yoktu. Elindeki bir kaç kitaptan İslam’da ve Kuran’da kadınlarla ilgili hükümleri anlatıyordu. En çok da başörtüsü ayetlerini. 

Konferanslarını izleyen ve onun kendine has şık tesettür stilini gören kadınlar ondan etkilenmeye, onu taklit etmeye başlamışlardı. 

Sadece konferanslar vermiyor, başını örtmek isteyen kadınlar, eşinin başını örtmesini isteyen eşler evine akın ediyor, neredeyse bir terapist gibi şehirli kızlara ve kadınlara rehberlik yapmaya başlamıştı. 

Ama konferanslarının ve yazılarının tek konusu başörtüsü de değildi. 

O dönemin bütün milliyetçi ve muhafazakar çevreleri gibi o da sıkı bir antikomünistti. 

Mehmet Şevket Eygi’nin Bugün gazetesinin “kızıl tehlike”, “Moskof uşakları” çizgisi yazılarına yansıyordu.

O günlerde Türkiye’de oynanacak “Hair” müzikalinin yasaklanması için savcıları göreve çağırıyor, İstanbul’daki kız yurtlarında komünist kızların silahlar ve Marksist kitaplar sakladıklarını yazıyor, konferanslarında kadın erkek eşitliği, Kuran’daki eş dövme ruhsatıyla ile ilgili ayetlerden bahsettikçe de gazetelere haber oluyordu.

17 Kasım 1967 günü Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde verdiği konferans ise bardağı taşırmıştı. 

Hınca hınç dolmuş üniversite salonunda başörtülü bir kadının konferans vermesi günlerce gazetelerin gündeminden düşmedi.

Ulus gazetesinde Falih Rıfkı Atay “Olur şey değil” başlıklı yazısında “Bir konferans salonunun kürsüsünü Şule’ye, Kısakürek’e düşürmek. Olur şey değil. 29 Ekim devrimciliğinin neredeyse 45’inci yılında Başkent’te bir üniversite fakültesinin Osmanlı Medresesi’ne soysuzlaştığını görmek” diye yazmıştı.

Gazeteler, konferans sırasında Atatürk’ün resminin salondan indirildiğini iddia etmiş, Üniversite Senatosu acil olarak toplanıp, DTCF Dekanı, eski bir Türk Ocağı başkanı olan Prof. Emin Bilgiç’in salon tahsis yetkisini elinden almıştı. 

O konferansa katılan Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencilerinden Hatice Babacan (Ali Babacan’ın halası), Şule Yüksel’in de teşvikiyle bir gün okul kapısında başını açmadan başörtüsüyle derse girince, 40 yıl boyunca çözülemeyecek başörtüsü sorunu başladı.

Üniversiteden kendisine destek veren bir erkek öğrenciyle birlikte atılan Babacan’a destek için İlahiyat öğrencileri, üniversitelerdeki ilk boykot ve fakülte işgallerine imza atmışlar, gazeteler boykotçu öğrencileri Paris’te üniversiteleri boykot eden Maocu öğrencilere benzetmişti. 

Artık Şule Yüksel’e bir dur deme zamanıydı. 

Hakkında açılan davalarda suç unsuruna rastlanılmadığı için beraat kararları çıkıyordu. Hukukun hala devlete rağmen sürprizler yapabildiği zamanlardı.

Aranan gerekçe 1967 yılında Papa’nın İstanbul ziyareti yüzünden yazdığı bir yazıda bulundu. “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim, Ağlayın” başlıklı yazıda “Ve Papa 6. Paul, Müslüman Türk halkının bütün arzu ve isteğine rağmen Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız tarafından hararetle ve son derece samimi bir şekilde karşılandı... Ağlayın ki kardeşlerim, bugün Müslüman atalarımızın torunları olan bizler, bir Hristiyan liderinin önünde en büyük aşağılık duygusuyla saygı ile eğilen bir millet haline düştük” satırlarında Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açıldı. Başbakan Demirel şikayetçi olmadığını açıkladı ama Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay şikayetçi oldu. 

Uzayan davada karar 12 Mart 1971 muhtırasından sonra Yargıtay’ca onandı. Yüksel dokuz ay hapis yattı. Sabiha Sertel’den sonra hapse giren ilk kadın gazeteciydi. 

İki ay sonra Cumhurbaşkanı Sunay kendisini affetmek istediyse de bunu kabul etmedi ve cezasını hapiste tamamladı.

Peki neden bu kadar öfke toplamıştı?

Yazdıkları ve konuştuklarının daha sertleri erkek yazarlar tarafından yıllardır yazılıp, söyleniyordu. Muhafazakar dindar kesimin Samiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı başka kadın yazarları da vardı. Onların da kalemlerinin ucu sivriydi.

Şule Yüksel Şenler’i tehlikeli yapan ideolojik olarak çok da tutarlı olmayan siyasi fikirleri değildi. 

Bütün haberlerde ve yazılarda ondan bahsedilirken söylendiği gibi mesele “başörtülü” bir kadının bunları yapmasıydı.

Siyasi değil, sosyolojik bir tehlikeydi. 

Köylerden kentlere göçün başladığı yıllarda, bir geçiş toplumunda, şehirlerde yaşayan dindar kadınlar için onun tarzı bir rol model haline gelmişti.

Sadece giyim tarzıyla da değil. Örneğin Kazablanka Gazinosu’ndaki düğünü ilk şehirli İslami düğün örneği olmuştu.

Başörtüsü ve giyim tarzı, laik kesimlerden olduğu kadar gelenekçi İslami çevrelerden de tepki almıştı. 

Emine Hanım’ın (Erdoğan) başkan yardımcılığını yaptığı derneğine İdealist Kadınlar Derneği adını vermesi bile “idealist” kelimesi yüzünden fazla Batılı bulunmuştu.

Ama tam da onu tehlikeli yapan da modernizmle İslami birleştirme çabasıydı. Halbuki cumhuriyet modernleşmesi şehirleşme ve eğitimle geleneksel kadın giyiminin yok olacağını, başörtüsünün köylerde kalacağını zannetmişti.

Şule Yüksel Şenler, şehirli dindar bir kadın örneği oluşturarak bu ilerlemeci tarih çizgisinde beklenmedik bir kırılmaya neden oldu. Gömülmeye çalışılan sosyolojik bir gerçek onun eliyle toprağı kazımasıyla tekrar ortaya çıkmıştı.

Gazetelerde yazarak, konferanslarda konuşarak kamusal alana girmeyi başaran ilk başörtülü kadın olmayı başarmıştı.

Kamusal alana tek başına da girmedi, başka şehirli başörtülü kadınlara da bir yol açtı.

Şule Yüksel Şenler, 81 yaşında hayatını kaybetti. Bundan 50 yıl önce aleyhine en sert haberlerin çıktığı Cumhuriyet gazetesi onun vefatını “Şulebaş’ın yaratıcısı Şule Yüksel Şenler öldü” başlığıyla duyurdu. Bu 50 yılda öfkelerinden hiçbir şey kaybetmemiş görünüyorlar. 

İnsanın aklına Fransa’nın, bir zamanlar komünist, bölücü, vatan haini ilan ettiği, siyahlara yönelik ayrımcılığa karşı mücadele başlatmış, Martinik için özerklik istemiş şair ve siyasetçi Aime Cesaire’ın adını, vefatından sonra Fransız büyüklerinin yattığı Pantheon’a bir plaketle asması geliyor.

Maalesef Türkiye kendi hatalarından öğrenmeyi, onları böyle tecrübelere dönüştürmeyi başaramıyor.

Siyasi görüşlerini, tarzını benimsememek mümkün ama Şule Yüksel Şenler, 40 yıl boyunca Türkiye’nin kamusal barışını zehirlemiş, siyasetini derinden etkilemiş, bir ayrımcılığa karşı ilk direnişi başlatmıştı. 

Yeni nesiller onu, bu mücadele hikayesinden çok, bir aşk ve hidayet romanı olan Huzur Sokağı’nın yazarı olarak tanıyorlar. 

Halbuki Şule Yüksel Şenler önce, farklılıkların bastırılması, susturulmasıyla sağlanmış sokaktaki sahte huzuru bozan bir aktivistti. Hem de bunu sırtını devletin gücüne dayamadan yapmıştı. 

Mekanı cennet olsun. 

(Yazıdaki Şule Yüksel Şenler’in hayat hikayesinden alıntıların kaynağı; Demet Tezcan- Bir Çığır Öyküsüdür Şule Yüksel Şenler- İlke Yayıncılık)

(Aime Cesaire’in hayatıyla ilgili kaynak için; Aşağılanmaya Hayır/Aime Cesaire- Alfa Yayınları)

 

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 02 Eylül 2019 22:10
Yanlislarina ragmen iyi niyetliydi.. mekani cennet olsun..
KARAR OKURU 02 Eylül 2019 22:10
Ve maalesef İslam'in siyasal, dunyevi bir gecis malzemesi olmasini saglamistir.. aslinda İslami kadin giyimini moderniteyle bulusturma cabasinin kendisi İslam'i asagilamakti ve zamanla kendisi de o giyim tarzini birakip İslami giyim tarzini benimsedi.. o jenerasyonun arkasindan gelenlerin bu İslam-modernite bulusmasindan nasil moderniteye, oradan da dejenerasyona kaydiklarini bugun net olarak goruyoruz degil mi?.. Cunku biliyor musunuz, Allah'in uzlastirilmaya ya da "ikinin ikincisi" olmaya hic tahammulu yoktur, ne istiyorsaniz verir ve fakat "Allah icin" derken aslinda Onu kaybedersiniz..
KARAR OKURU 01 Eylül 2019 08:09
Kalite bir yazı daha... Kaleminiz ve yüreğinize sağlık. Saldırgan uslup kullanmadan gerçekler dile getirilebilir ve okurken sadece yazarın yorumlarını okuduğumuz bir yığın cümle yerine daha çok bize bırakılan yorumla konu hakkında enine boyuna bilgilendirilebilirmişiz demek ki.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 20:16
Derli toplu, satır aralarına güncel siyaset sokuşturulmamış ve bilgilendirici bir makale olmuş. Teşekkürler.
Karar Okuru 31 Ağustos 2019 19:49
Bu soğuk savaş anti komünist ABD projelerinin yetiştirmeleri ile ABD ile mücadele edeceğiz öyle mi? 60-70 li yılların hemen hemen tüm din bazlı faaliyetleri ekseninde anti- komünist planlar yatar. Neyse bu kafa eleştirmeye bile değmez. Sonunda her yer kapitalizmin sopası ile hizaya geliyor.
Rıza 31 Ağustos 2019 19:29
Acayip bir karar yorumcusu türemiş hiç bir şeye saygısı yok. Hepimiz öleceğiz ve işin hakikatı gösterilecek. Hiç ölmeyeceğini zanneden ahmak yada ölüp yok olacağını zanneden ebleh bir de kendini akıllı zannediyorsun. Akıl niye var ki. Rabbını bulamamış imana gelmemiş insan, insan değil bir canavardır belki de daha aşağısı... dip....
KARAR OKURUMehmet atay 31 Ağustos 2019 21:32
5
Nereden biliyorsun? Gösterileceğini!
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 22:07
0
Atay bey, Gidişat gösterileceğini gösteriyor.. Şu yaşadığın dünyadan sonra öyle toprakta rahat uyuyacağını mı zannediyorsun.. "Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar..." Sözler Gidince görürsün.. Görünce de dediklerimi hatırlarsın... Gitmeden görmüş gibi olursan iyi olur senin için..
Abdullah 31 Ağustos 2019 19:27
Bediüzzaman'a dil uzatanlara kendi dilinden küçük bir cevap daha.. Nurdan zarar gelmez. Gelirse, huffaşa (yarasaya) gelir, murdar şeylere gelir. Said-i Nursi
KARAR OKURU 03 Eylül 2019 19:38
0
Kendi adini nur koymakla nur olunmuyor bu da sana kücük bir cevap.
Abdullah 31 Ağustos 2019 19:28
Bediüzzaman'a dil uzatanlara kendi dilinden cevap; "Ey bedbaht! Ben seni i'dam-ı ebedîden kurtarmaya ve fâni hayvaniyetin en süflî ve elîm derecesinden bir bâki insaniyet saadetine çıkarmaya çalışıyorum. Sen benim ölümüme ve i'damıma çalışıyorsun. Senin bu dünyada lezzetin pek az, pek kısa ve âhirette ceza ve belaların pek çok ve pek uzundur. Ve benim ölümüm bir terhistir. Haydi defol; senin ile uğraşmam, ne yaparsan yap."
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 21:33
4
He canım oldu ! O olmazsa ben kendimi kurtaramayacağım ! Kitap ortada. Siret ortada. Birini örnek alacaksam, o, sadece Peygamberdir. Nurslu Said de kim oluyor ! Herhalde, onu geçti nurcu fraksiyonlar. Hocanız sizin aranızda bile birliği sağlayamıyor. Kelin merhemi olsaydı Said Ağa kendi kullanırdı.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 22:04
5
Yemiş tutan ağaç taşlanır.. Üstadın ve Nur talebelerinib bu memlekete yaptığı hizmetleri ortadadır. Ondan faydalanmayan büyük hoca var mı bu ülkede? O olmazsa sen elbette kendini kurtarabilirsiniz. Fakat daha okuduğun şeyi anlayamıyorsun. Üstadın o sözü kendisine sataşan ehl-i dalalet ve dünya idi.. Sende üzerine aldın..
KARAR OKURU Hayri 01 Eylül 2019 09:35
0
Bildiğim kadarıyla Said-i Nursi kendi İmzasına göre ise Said-i Kürdi ağa değildi pek ağa gibi de yaşamadı. Nur başka birşey nurcu başka birşey olsa gerek.. vesselam
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 19:14
Papa, hem tüm Katolik hristiyanların ruhani lideri, hem de Vatikan Devleti'nin başkanı olarak dünyada etkin bir kişiliktir. Bir ülkeyi ziyaret ettiği zaman, diplomasi ve nezaket çerçevesinde, hem de siyasi bir gereklilik olarak saygıyla karşılanır. Şule Yüksel Şenler'in yazısı ise; sığ bir cihatçı gözlüğüyle kaleme alınmış bir ajitasyon ve provokasyon gibi duruyor. Allah rahmet eylesin.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 18:55
"Artik silkin, uyan ve dustugun bu zilletten kendini kurtar aziz musluman Turk kadini"..Kusura bakmayin, yetiskin bir kadinin basini ortmesini elestirmem, kendi bilecegi istir ama yukardaki sozu soylemis olan bir insanla da hemfikir olmam mumkun degil. Basini ortmeyen kadinlar zillete dusmus oyle mi? Basini ortmek gericiliktir, basortusu, pece koleligin semboludur demekten ne farki var bunun? Kendi inancindan olmayanlar zillet. Bununla da bitmiyor. "Erkegi tarafindan kiskanilmayan, degersiz gorulen bir varlik" diye hakaret etmis basini ortmeyen kadinlara. Savunulacak bir yani yok bu sozlerin
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 22:10
2
Aynen, utanmasalar başı açıklar yurtdışına gitsin diyecekler...
Yani nasıl modern dindar oluyor pek anlamadım Kadın Başınızı örtün diye doktrin uyguluyor Papa ziyareti için tuhaf sitemde bulunuyor Resmen misyoner ve bağnaz kişilik
Denizci Alperen 31 Ağustos 2019 17:21
Rabbim gani gani rahmet eylesin mekanı firdevs ucmağı olsun. Bu sene gerçekten mücahit olan iki insan dar ül bekaya irtihal etti, Mehmet Şevket Eygi 13 Temmuz 'da Şule Yüksel Şenler 30 Ağustos'ta her ikisi de şehirli , estetik sahibi , dünyayı bilen nadide kimselerdi onlardan geriye taklitçilikten başka pek bir şey kalmadı.Rabbim her ikisine de gani gani rahmet eylesin.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 17:01
Demokrat bir kişi kimsenin kılık kıyafetine karışmaz. Allah’ın emri başını ört demekte, yobaz olma başını aç demekte,antidemokratiktir
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 23:41
0
Demokrat olmayı gavurluk sanıyorsun. Yanılıyorsun.
KARAR OKURUMürsel 31 Ağustos 2019 14:12
Nurcu fetö ayrım ve aykırılığını bilmiyenler niye yorum yapar ki..
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 14:03
O değil de memleketin siyasi tarihindeki isimler ya da soyisimler diyelim,hiç değişmiyor,hiçbiri tesadüfen olduğu yerde değil ve belli ki daha çok pilav yenecek-temcit olanından-
KARAR OKURUMürsel 31 Ağustos 2019 13:47
Helal sana koçum.Yine tarih ve insaf çizgini konuşturdun.Evet o bir sosyal dönüştürücü, o bir put kırıcı. Sol kemalist laikçiler kılinik umutsuz bir vaka olduklarını da gösterdiler.Ötede meleklerin; "hoşgeldin imansız çağın ışıtıcısı, tesettürlü savaşçı kuş.Firdevs seni bekliyor Resul seni bekliyor.buyur sonsuz mutluluğa.".diyeceklerini umuyor ve diliyorum.
Osman Baharçiçek 31 Ağustos 2019 12:55
Ellerine yüreğine sağlık üstat. Merhume Şule yüksel Hanıma Rabbim gani gani rahmet etsin mekanı cennet olsun. Dönüşümüz Allah'adır...
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:09
Ne nurculukmuş be! Fetö de nurcu değil miydi? Din-iman bahane, devleti ele geçirmek şahane! Kurmak istedikleri devlet modeli ne peki? Kendileri gibi düşünmeyen herkese ölüm! Ele geçirdikleri üç beş mahkemede kimlerden talimat alarak iş yaptıkları ortada. Bu devleti salak politikacılar değil, Allah korumuş gerçekten. Az daha Fetö devleti raiyası olacaktık.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:46
11
feto nurcu degildi. Cahiller, din düşmanları, komünistler hariç herkes bu gerçeği biliyor.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 19:39
5
Malum cemaat nurcu bir cemaattır. Bütün talebelerine risaleleri aldırıp okutmuşlardır. Bunu sadece, nurcuların diğer fraksiyonları inkar eder.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 21:00
1
Bediüzzaman 70-80 yaşındaki ve sırf iman kurtarma gayretinde olan bir ihtiyar Mücahid idi. O yaşlı halinden korkuyordu sizin atalarınız..
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:02
Allah razı olsun mekanı cennet olsun. Çok güzel işler yapmış. Risale-i nurların ülkeye bir faydası daha
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:57
türkiyede dincilere yapılanlar solculara yapılanların yanında ballı börek kalır.hiç anlatmayın.ve o devlet ki şimdi sizde ve katmerlisi hala yapılıyo.12 eylüldeb beter günler yaşıyoruz
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:46
Yorunlardan anlıyorum da din ve kitap düşmanlığı hiç bitmemiş. Bunlar ellerine fırsat geçse demekki hemen dindarlar üzerien hücuma geçecekler. Yani bir çok kemalistin derdi demokrasi, hak, hukuk, adalet, özgürlük, şeffaflık, liyakat değil. Keşke böyle bi kadro olsa. Ama yok. Allah rahmet etsin. İyiki bugünler de yargılanmamış...
Denizci Alperen 01 Eylül 2019 08:58
0
Aynen öyle üstadım her şey kendilerine göre hoşgörü onlara gösterilecek istedikleri gibi içecekler , giyinecekler ,neredeyse sokaklarda donsuz gezinecekler amma iş din dindarlık oldumu senin akp li olup olmadığına bakmadan kırmızı görmüş boğa gibi saldıracaklar yazıklar olsun alayınıza akp nin şemşiyesini ne kadar büyüttüklerini görmedikleri belli ne dinci nede atatürkçü geçinenlerden bir cacık olmaz ölçülü , itidalli , ötekileştirici olmayan bir Üçüncü yol lazım.
Mustafa Saim Koçali 31 Ağustos 2019 11:26
'Şulebaş hayatını kaybetti' yazan Cumhuriyet gazetesiyle bugünün Sabah, Star, Yeni Şafak'ı söylem olarak hasım, karakter olarak hısımdırlar. Şule Yüksel belli ki direnişçi bir kişilik. İlgilendiğim özelliği bu. İki tarafa iki soru: Kapanan kadınlar örf, adet, töre sınırlarını zorlayan kadınlara amatör fahişe gözüyle bakıyorlar mı, bakmıyorlar mı. Kendini modern sayan kadınlar kapananlara yobaz diyor mu demiyor mu. Bu ik soru karşısında hepimiz iki yülküyüz.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:25
“Kamusal barışı zehirlemiş” ifadesini doğru bulmuyorum
musto 31 Ağustos 2019 11:16
Bazı hallerde insan gayrı ihtiyari haksızlığa karşı tepkisini gösterebilir.70 yıllar İstanbul'da öğrenciyim 15 tatilde köye gittim it, ,köpek, kavgası hapse, düştük asliye ceza hakimi yargılıyor Anam şahit ismi okundu 60 yaşlarında o dönem herkesin anası bacısı gibi bildiğimiz başörtülü Hakim cumhuriyet ilke ve inkılaplarıyla yetişmiş yeni yetme genç bizlerde aynı eğitimi almışız kadın başını aç İstanbul çocuğu olmuşuz mankenlik'mi yaptıracaksın sadece şahitlik yapacak gördüğünü söyleyecek.Atın bunu içeri zaten hapisteyim evet hatalar oldu ama yinede adalet vardı.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:18
2
Keşke, böyle bir zulme, gayr-ı ihtiyari değil de, ihtiyari/bile isteye tepki gösterseydin musto ! Kanımca, Muhtefi de benimle aynı görüştedir. :)
musto 31 Ağustos 2019 12:42
0
Elbette yasaları bilmemek onlara uymamak suç bu gün baktığımızda çoğu yasalarımız uyulacak gibi değil.Kanımızın kaynadığı ve ailenin kutsallığına bir nevi hakaret ediliyor mahkeme salonunun nasıl bir savaş alanına döndüğünü anlatamam sonrası kasabanın o hakime tepkisi ve tayini.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:04
Nurcuların aklına uyup sokağın huzurunu hiç bozmasa daha iyiymiş. Başörtülü kadın dışarı açılacağım derken iş hayatında ve eş seçiminde dar bir çevrenin insafına ve kalıyor. Nice Örtülü kadın İslamcı işyerlerinde üç kuruşa çalışıyor.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:41
6
:) Güldürdün beni, bu dediğin açıklar için de fazlasıyla geçerli. Ama derdin başka...
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:02
2
Ne saçmalıyorsun birader. Şu lafinla ne kadar nurcu varsa tohmet altında bıraktın, tüm sevaplarinndan vazgeçtin
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 10:54
70’li yıllarda, Akıncılar Derneği'ne gelir olsun, diye, fuar alanında "dini" kitap satardık. İki kitap açık ara öndeydi : Şule Yüksel Şenler'in tanıtım yazısı ile başlayan, İnci Beşoğul'un YEMEK KİTABI ve yazarını hatırlayamadığım RÜYA TABİRLERİ kitabı. Gözümüz açıkken de, kapalıyken de hep rüya görüyorduk. Rüyamızda cevabını aradığımız soru, İslam devletine kaç gün kaldı, sorusuydu. Yemek kitabına rağbetimizin nedeni de, mercimek çorbasını “Müslüman” bir yazarın tarifine göre yaparsak, devlete giden yol kısalır düşüncesi olsa gerek. :))
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 10:41
Keşke şu başörtüsü konusunu daha sakin, dini gerekçeleri dışında (çünkü pekçok kadının dini zorunluluk gereği takmadığına inanıyorum), daha soğukkanlı, tarafsız, gelenek ve sağlık açısından tartışma imkanımız olsa. Belki gelecekte bunu yapabileceğiz ve geriye baktığımızda boşuna neden bu kadar zaman ve enerji harcadığımıza şaşıracağız.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 23:21
0
Baş örtüsünün gerekçesi dinidir. Onu bir kenara bırakarak nasıl tartışabilirsin ki?
Najaz 31 Ağustos 2019 10:41
Allah rahmet eylesin. Ölmüşün ardından konuşulmaz, ama fikirleri hakkında iki kelam edelim. "Seni binlerce, yüzbinlerce aç bakışın nazarlarına sunan, erkeğin tarafından bile kıskanılmayan kıymetsiz bir varlık haline getiren..." diye yazarak tüm erkekleri potansiyel ırz düşmanı olarak gören kafa ile, insanların kılık kıyafetine müdahale etmeyi kendinde hak gören kafa aynı derecede hastalıklı ve tehlikelidir.
engineer 31 Ağustos 2019 10:37
sunay bir hitabında kağıttan okuduğu yazıda M.Ö yi möö diye okuyunca sunay fıkraları yazılmaya başladı, bir sergiye giden sunaya yanındakiler hayvan resimleri olan tablolar hakkında biligi verirler, bu komodo ejderi,bu babun,bu lemur, nihayet sunay demiş bunu ben bileyim,bu hayvanın ismi inek mi? hayır efendim şu anda aynanın karşısındasınız.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 10:21
O da Marksizm diye cadi avina mi katilmis? . Bunu bilmiyordum. Bir genç kadin, baska genç kadinlari siyasi görüsünden dolayi, yargilatmak istemis!!!
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:11
0
Evet maalesef bunu istemiş ama tekrar maalesef başka birçok genç kadın da bu genç kadın için aynı şeyleri istemişler. Sanki biz gerçekten de hiçbir pratikten ders çıkarmak istemiyoruz ne üzücü...
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 12:41
2
Soğuk savaş yılları, ABD’nin, Türkiyeli muhafazakarlara, komünizmi hedef gösterterek, sorgusuz sualsiz teslim olmamızı sağladığı yıllar. Eygi gibiler, SSCB'ne karşı ABD'nin yanında olmamızın gereğini, dinsel bir yoruma da bağlamışlardı : ABD Ehl-i Kitap’tı, öbürü allahsız. Bin yıl Ehl-i Kitap’la savaşmış olmayı övünç vesilesi sayanların, sığındıkları argümana bakın. Şule Hanım da komünizmle mücadeleyi, imanın şartı sananlardandı.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 23:14
1
Laikçi bayanların bir başka bayanin İzmir e gelişini protesto etmelerini, ve solcuların konferans salonunu (her zaman yaptıkları gibi) bastıklarını görmüyorsun ama.
Takipci 31 Ağustos 2019 10:09
1) Allah rahmet eylesin. 2) O zamanlar hukuk varmis. 3) 1960lar Yesil Kusak Projesi'nin uygulanmaya baslandigi yillar. 4) Yuce yaratici kendi yarattigi sacin gorunmesini neden yasaklar?
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:34
10
4 madden icin gercekten bir arastima icin iseniz Bediuzzman Said Nursi'nin tesettur rialesini okumanizi oneririm.
Okur-yazar 31 Ağustos 2019 13:32
5
Yüce Yaratıcı hem yaratır hem de kanun koyar. Yaratan O olduğuna göre kanun koymak da O'nun hakkıdır..
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 10:06
Şenler bir efsane imiş, Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Abdülkadir Karataş 31 Ağustos 2019 10:01
Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 10:03
Cevdet Sunay'in sözlerine birebir katılıyorum.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 09:56
Herhalde bugünkü durumdan memnundu. Eleştirel bir sözünü duymadık. Başörtüsü sayesinde surda gedik açılmış ve kale ele geçirilmişti. Sonrasında mahallesindeki ahlaki savrulmaları dert ettiğini sanmıyorum. Nasılsa bütün ömrünü verdiği hayali gerçek olmuştu. Belki de oradan ötesini hiç düşünmemişti. Allah rahmet eylesin.
KARAR Okuru 31 Ağustos 2019 09:56
Şule Yüksel Şenler'e Allah rahmet eylesin.. Bizim kuşağın (50'li yaşların) çok iyi hatırladığı, haklı davasının mücadelesini vermiş ve bedelini ödemiş bir büyük dava insanıdır o.. Bu güne geldiğimizde, dün onunla aynı saflarda haksızlığa karşı onun haklı davasına omuz vermiş insanların, siyasette gücü ele geçirdiklerinde nasılda rotasını şaşırdıkları, hak hukuk dinlemeden pervasızca haksızlık yaptıkları bir anı yaşıyoruz maalesef.. Bu gün Ş.Y. Şenler'in tabutuna omuz veren o siyasetçilerin nasıl da "sağa" "sola" savurulduklarına şahit oluyoruz.. Sözün özü: her daim haktan yana olmalı..
Karar Okuru 31 Ağustos 2019 09:51
Enterasan olan şu ki bu tip mutaasıb anlayışlara yapılan baskılar anlatılırken tam karşıt görüşte olanların idamlar ve suikastler dahil uğradığı zulümden kimse bahsetmez. Devrimci, laik düşüncede olanların uğradığı suikastlere bakınca kimse kusura bakması başörtüsü hoşnutsuzluğu devede kulak kalır. Ama gelişmemiş dogmalara bağlanmış akılların daima ihtiyaç duyduğu mağduriyet ve ezikli duygusu nedeni ile öyle yaygaralar kopartılır. Kötü bir toplumuz vesselam
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 23:30
0
Senin de yazdığın/yaptığın gibi başkalarının çilesini küçümsediğimiz için kötü bir toplumuz vesselam.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 09:45
"50 yılda iğnelerinden bir şey kaybetmemisler"bu cümleye takildim.tum yazıyı onaylarım ama sizde de hala o kinin olduğunu gördüm.kim kaybetti ki.bakin iktidara.o kini öyle buyurmuşki. Adam atatürk adına ne varsa yapiyo.her gu solculara küfrediyo
Guru 31 Ağustos 2019 09:36
Yıldıray Oğur sağolsun müteveffa hakkında bizleri aydınlatmış. Ancak Oğur Cumhuriyet'in manşetinde nasıl bir öfke algılamış bilemiyorum. Şule Yüksel Yener'in vefatı tarihsel rolü nedeniyle bir haberdir. Bir gazete de siyasi meşrebine uygun şekilde bunu istediği şekilde haberleştirebilir. Herhalde "Modern Mahrem'in yılmaz öncüsü vefat etti" başlığını beklemek safdil bir tutum olur. O manşeti atacak onlarca yayın var. Burada belirtmek istediğim "öfke" vurgusu. Ne öfkesi be kardeşim modernliğe geçişte bu kadar türbülans yaratan bir konuyu salt "öfke" kurgusu üzerinden teşhir etmek sığ bir tutum.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 11:03
2
Öfkenin varlığıyla ilgili bi yorum yok bana göre. Saadece devam edip etmediği, belki de öfkeden kasıt mesafenin ilişkisizliğin düzeyine dair ve hatta belki de "Ne öfkesi be kardeşim" deki tonlamaya dair bi vurgu da olabilir ama tüm bunlar benim anladığım belki de değildir... Hak'tan Müteveffa'ya Rahmetiyle muamele eylemesini niyaz ederim.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 09:31
Allah rahmet eylesin, Mekanı Cennet olsun. Kaleminize sağlık.., Bilmediğimiz yönlerini öğrenmiş olduk..,
KARAR OKURU felsefeci 31 Ağustos 2019 09:18
Evet 67 yılındaki adalet ve hukuk günümüzden daha ilerideymiş buna üzüldüm kırk yıldır bir arpa boyu yol gidememişiz iki devleti yöneten amerikancılar şimdikilerden hoşgörülüymüş hadi buyrun yazın hapislerdeki binlerce başörtülü müslüman hanımlardan birini şimdikiler affedebiliyormu elli yıldır okur yazar bir eğitimci olarak başı açık kafası dünyaya açık olanların birgün ilahi huzurda başı kapalı ama medeni hukuk ve dünyaya da kapalılardan önce cennete girdiklerini görünce şaşırmayacağım çünkü hak hukuk adalet onlara geçmiş zulüm haksızlık ve kibir bizim mahallenin şiarı olmuş bilmem sizi
mutlu yücel 31 Ağustos 2019 09:14
Sokak ta demomrasi mücadelesinin uygulama alanlarından biridir. Ondan da yararlanmayan hiçbir demokrasi güçlenemez.Şule Yüksel, Ali Babacan'ların genlerinde kararlılık,haksızlıkla mücadele, dürüstlük, liderlik gibi meziyeyler var galiba.Allah'ın sevgisiyle kucaklaşmıştır inşallah.Rahmet diliyorum.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 09:01
"Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki biz kimsenin kılık kıyafetine karışmayız. Ancaaaaaak, başı kapalı biri okula girdiğinde başı açık olanlara dinsiz denmesine neden olmaz mı? Başı açık olanlara baskı yapılmaz mı? Yapılır. Bizim Yüce Dinimiz İslam'la bir sorunumuz yok, sorunumuz dini istismar eden dincilerle. Dolayısıyla başı kapalı kamusal alana girmek yasssaak kardeşim." (90'lardan faşizan bir kesit...) Allah, Şenler'lerden Erdoğan'lardan razı olsun, bir daha o karanlık günleri göstermesin.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 08:41
Yıldıray bey , dün Papa ziyaretini bir zillet olarak sunan Şule Yüksel ölmeden önce hararetle savunduğu insanların Vatikan'a gidip Papa'nın önünde iki büklüm olduklarını gördü
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 08:34
Cok tesekkürler, ülkenin sizden ögrenecegi daha Cook seyler var.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 08:05
1967 yılında papa İstanbul'u ziyaret ediyor diye tepki gösteren bir İslamcı yazar. Düşünün ki yazar o yıllarda henüz otuzlu yaşlarında. Çok merak ediyorum aynı yazar papayı 2018 yılında Vatikan'da ayağına kadar gidip ziyaret eden ve "sizden dua bekliyoruz" diyen cumhurbaşkanı için de gösterebilmiş midir acaba? Yoksa tipik İslamcı yazarlarda olduğu gibi "makam ve koltuk bizdeyse mübahtır" anlayışı mı hakim?
Mustafa 31 Ağustos 2019 09:24
20
Papa ile görüşmek yanlış değil, papanın karşısında eğilmek sorun yani fetö'nün yaptığı gibi. Erdoğan dim dik görüştü önünde eğilmedik. Erdoğan nefreti gözünüzü kör etmiş."onların gözleri kördür görmezler, kulakları sağırdır duymazlar" ayetinde olduğu gibi
KARAR OKURU 01 Eylül 2019 14:27
0
Mustafa o yazdığın ayeti bir de kendine yorumlasan, yani Erdoğan aşkı, senin ve senin gibilerin gözlerini kör, kulaklarını sağır etmiş. Allah hepimizi ıslah etsin. Allah sizin gibilere de akıl, izan ve idrak nasip etsin, Amin.
Çerkez Ethem 31 Ağustos 2019 06:56
..."Şule Yüksel Şenler, 81 yaşında hayatını kaybetti. Bundan 50 yıl önce aleyhine en sert haberlerin çıktığı Cumhuriyet gazetesi onun vefatını “Şulebaş’ın yaratıcısı Şule Yüksel Şenler öldü” başlığıyla duyurdu. Bu 50 yılda öfkelerinden hiçbir şey kaybetmemiş görünüyorlar"... Tabiki Kaybetmezler, Şule hanımı hapise atan sistemi temsil ediyorlar hala! Millet, bu 5 para etmez gazeteye/benzerlerine kızacaklarına, t.c.nin sistemine kızmaları gerek, hala Aynı sistem!
Faik Güleçyüz 31 Ağustos 2019 06:31
Şule Yüksel Şenler'in vefâtını yeni öğrendim. Allah rahmet etsin. Gelecek nesiller,"baş örtüsü meselesine"tebessüm ederek bakacaklar. Selâm ve sevgilerimle.
KARAR OKURU 31 Ağustos 2019 03:47
Bu günler onun eseridir.
Karar Okuru 31 Ağustos 2019 03:33
Psikoloji ve sosyolojinin akışları İlginçtir. Bazı davranışlar yaş ya da toplumsal gelişmeler ile evrilir. Diğer yandan aşırılıklar, saplantılar, takıntılar ve dogmalar yaşamla dengeli ilişkiler kuramamışlıktan beslenir. Elbet insanların idealleri, amaçları olur ama nüanslar önemlidir. O nüanslardır ki kararlı idealist tavırları hastalıklı takıntı ve dogmalardan ayırır. Özetle dengeli gelişen topluluklar üretken, özgür bireyler yetiştirirken kendi ile kavgalı kişilikler kısır döngü içinde dolanır. Merhum Şule hanım gibilerin ülkelerinde Demirel, Sunay gibiler tesadüf değil birinden beslenirler
KARAR OKURU. 31 Ağustos 2019 02:00
Allah rahmet eylesin , elinize saglik
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN