Türk tipi sekülerleşme: Din çözülmüyor, esniyor

Türkiye’de dindarlık tartışmaları hep büyük laflarla yapılır: Toplum sekülerleşiyor mu? Dindarlık artıyor mu? Gençler dinden uzaklaşıyor mu?

Ama bazen bu soruların kendisi bile gerçeği kaçırır.

Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS) kapsamında, Marmara Üniversitesi’nden Zübeyir Nişancı ve Hüseyin Sağlam tarafından yapılan ve İSAR Yayınları tarafından yayımlanan “Türkiye’de İnanç ve Dindarlık” araştırması, bu tartışmaları biraz daha sakin bir zemine çekiyor.

Çünkü ideolojik sloganlar yerine insanların gerçekten ne yaptığını gösteriyor.

Ve ortaya çıkan tablo aslında çok tanıdık: Türkiye ne tam sekülerleşiyor ne de eskisi gibi dindar kalıyor.
Araştırmanın en net bulgularından biri şu:

Türkiye’de din hâlâ güçlü. Ama bu inanç, aynı ölçüde güçlü bir ibadet pratiğine dönüşmüyor.

Mesela oruç.

Araştırmaya göre toplumun %76’sı “her zaman” ya da “sık sık” oruç tuttuğunu söylüyor

Bu, çok yüksek bir oran. Ama aynı yaygınlığı namazda görmüyoruz.

Bu bize şunu söylüyor: İnsanlar dinle bağlarını koparmıyor ama o bağı kendi hayatlarına göre yeniden kuruyorlar.

Araştırmanın ilginç bir bulgusu da şu:

Kadınlar, erkeklere göre daha düzenli oruç tutuyor. Kadınlarda oran %81, erkeklerde %71
Bu, klasik “kadınlar daha dindardır” cümlesinden daha incelikli bir tabloya işaret ediyor.

Mesele inanç değil, disiplin ve süreklilik.

Türkiye’de erkek dindarlığı daha parçalı, kadın dindarlığı daha istikrarlı.

Araştırma bir başka şeyi daha doğruluyor:

Türkiye’de dindarlık hâlâ coğrafyaya göre değişiyor.

İç ve Doğu Anadolu’da ortalamalar daha yüksek, kıyı bölgelerinde daha düşük.

Aa bu fark artık eski Türkiye’deki kadar keskin değil.

Yani Türkiye iki ayrı dünya değil artık. Aynı dünyanın farklı tonları.

Bu araştırmayı önemli yapan şey şu:

Dindarlığı sadece “inanıyor musun?” diye ölçmüyor. “Ne yapıyorsun?” diye soruyor.

Ve burada kritik bir ayrım ortaya çıkıyor: İnanç hâlâ çok güçlü. Dini pratik keyfi. Kimlik ise hepsinden baskın.

Türkiye’de din, bir aidiyet olarak sürüyor fakat bir hayat disiplini olarak yeniden tanımlanıyor.

Şehre ve modern hayata göre adapte oluyor.

Bu tabloya bakıp “Türkiye sekülerleşiyor” demek kolay ama eksik.

Çünkü insanlar dinden çıkmıyor. Dini yeniden yorumluyor.

Bir anlamda: Camiden uzaklaşıyor ama bayramdan kopmuyor. Namazı bırakıyor ama orucu tutuyor.

Ritüeli azaltıyor ama kimliği koruyor. Bu, klasik sekülerleşme değil. Bu, Türk usulü bir sekülerleşme.

Bu tabloyu AK Parti döneminden bağımsız okumak mümkün değil.

2000’ler boyunca Türkiye’de dindarlık sadece bir inanç değil aynı zamanda bir siyasal kimlik haline geldi. Ama bugün geldiğimiz noktada bu siyasal anlam aşınıyor. Dindarlık da normalleşti. Artık bir direnç dili değil. Bir çoğunluk refleksi bile değil. Daha çok kişisel bir tercih alanı. Bu yüzden bugün genç bir muhafazakâr için dindarlık, eskisi kadar “politik” bir şey değil.

Peki, gençler dinden uzaklaşıyor mu?

Bu araştırma bize daha ince bir cevap veriyor: Gençler dinden çıkmıyor.

Ama dini merkezden çıkarıyor. Kimlik olarak Müslüman kalıyor ama hayatını din belirlemiyor.

Araştırmanın belki de en önemli sonucu şu:

Türkiye’de dindarlık “açık büfe” hale gelmiş durumda. Din artık bir sistem değil bir kaynak havuzu. İnsanlar o havuzdan kendilerine uygun olanı alıyor.

Bu tabloyu “sekülerleşme” diye okumak kolay ama yanlış. Bu klasik Batı tipi sekülerleşme değil. Bu, Türkiye’ye özgü bir şey: Dinin çözülmesi değil esnemesi.

AK Parti döneminin sonunda Türkiye daha dindar olmadı. Ama daha rahat dindar oldu.

Bu yüzden insanlar dini daha özgür yaşıyor.

Ama aynı zamanda daha gevşek yaşıyor.

Bu araştırma bize siyah-beyaz bir Türkiye sunmuyor.

Türkiye’de insanlar dinden uzaklaşmıyor.

Ama dine olan mesafeyi kendileri ayarlıyor.

YORUMLAR (19)
19 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.