Allah’ın sofrasından başka sofra kurulamaz ki!
Karyağmaz, Balıkesir’in Dursunbey ilçesinin güzel bir orman köyüdür. Ama sıradan bir orman köyü değil.
Osmanlı’dan kalma bir köy gibi. Civardaki köylerde yaşayanlar size Karyağmaz’ın farklı olduğunu söyler.
Karyağmaz’a birkaç defa gittim. Köy odasında ‘Delaa’ ile muhabbet de ettim. ‘Delaa’ ‘deli-ağa’nın mahalli lehçedeki söylenişi. Muhteşem bir adamdı. Arkadaşım Mehmet Ercümen’in babası. Allah rahmet eylesin. Ali Çay’ın muhteşem geyiklerine de katıldım. Anlatırken anlattığı şeyin kılığına giren bir adam. ‘Korucu Mehmet Ağa’nın oğlu. ‘Korucu Mehmet Ağa’nın ‘Serseri Partisi’nin onursal başkanı. Partiye üye olmak için kayda değer bir sakarlık yapmak gerekiyor. Bu arada arkadaşlarımın hepsi partinin üyesi.
Bir ara bu köye bir hoca isabet etmiş. Köyün çocuklarını okutmuş, hafız yetiştirmiş. “Köyün şöhreti oradanmış” diyenler var. Bana kalsa köyün asaleti daha derinde. Adam hafız olur, zıpır olur, haramzadelik yapar, adam olmaz.
Benim bu köyden çok arkadaşım var. Üniversitede aynı evde ikamet ettiğimiz Üzeyir Sali ve Ali Sali. Bir diğer kuzenleri, Ali Osman Sali. (Ali Osman köyü devlete sattı, ahalisini Bursa’nın Mustafa Kemalpaşa ilçesine nakletti, köy şimdi boş.) Sınıf arkadaşlarım Yusuf Er, Ümmet Ceyhan, rahmetli Mustafa Kasım.
Ramazan Dikmen’le Ankara’da aynı mahallede bazen aynı evde kaldık. Allah’a şükür çok güzel arkadaşlarım oldu hayatta. Ramazan en güzellerinden birisiydi. Hâlâ onsuz olmayız, aramızda gibidir, anarız. Tabii ki en yakınımdaki yüz yıllık arkadaşım, meslekte kıdemlim Mehmet Ocaktan.
Mehmet Ocaktan der ki… Bunu her sene üç beş defa söyler, “Kurban geldi mi Ramazan’ı bekle.”
Bu zannediyorum Karyağmaz’ın kültür ortamında üretilmiş bir sözdür. Dostum Ocaktan’ın tabiatına da uygundur. Biz Ocaktan’ın civarındaki arkadaşlar, hepimiz bu sözü severiz.
Kurban Bayramı’nın hemen ardından Ramazan’ı beklemek biraz erken. Ben Recep ayından itibaren Ramazan’ın kokusunu alıyorum.
Ramazan’ın eşiğindeyiz. Allah izin verirse perşembe günü Ramazan-ı Şerif’in eşiğinden içeri girmiş olacağız.
Ramazan’ın bizi kuşatması diğer bütün zamanlardan ayrıdır.
Fırından yeni çıkmış Ramazan pidesinin susamla karışık bir rayihası vardır. O rayiha bizi baba ocağımıza kadar götürür.
Annemizin dizinin dibine kadar.
Gözlerimizden uyku akarken sahur sofrasına çağrıldığımız, uykuyla alakamızı tam kesemeden iştahsız iştahsız sofra başına geldiğimiz ilk Ramazanlarımız, ilk oruçlarımız. İlk teravihlerimiz.
Zamanla, yıllar geçtikçe dostumuz olur Ramazan. Yılda bir kez hanemize, şehrimize gelen hatırlı bir dost.
Gelirken seviniriz. Giderken hüzünleniriz.
“Ramazancığımız gidiyor, bir daha ya nasip.” Annem söylerdi bunu.
Ramazan giderken hüzünlenip gidince bayram etmekte bir çelişki aramaya lüzum var mı? Yok, hayat böyle.
Ramazan’a bazen sığınırsınız. İçindeki rahmete sarınırsınız. Hele kasvetli, zulümlü zamanlarda.
Eskiden kısa dalgadan dünyanın bütün radyo istasyonlarını dolaşırdık. O günlerden bir cümle:
“Ramazan’da insanlar Allah’ın konuklarıdır. Onlara merhametle muamele edin.”
Tahran radyosundan kulağıma çalındı. 40 seneyi geçmiştir hâlâ hatırımda.
“Mihman-ı Hoda.” Allah’ın misafiri.
Bu cümleyi genişletiyorum.
İnsanlar, insancıklar, şu yeryüzünde hepimiz Cenab-ı Rabbülalemin’in misafirleriyiz.
İçlerinden bazıları ceberut, arsız.
Bakmayın arsızlıklarına, yeryüzünün malikiymiş gibi davranmalarına, hepsi gidecek.
Yeryüzünde Allah’ın sofrasından başka bir sofra kurulamaz.
Üstad Sezai Karakoç, Liliyar’da söylüyordu ya.
“Ekmek ne kadar Allah’ınsa Lili de o kadar Allah’ın Lili.”
İnsanlar da öyle… Hepsi Allah’ın.
Öyleyse, terbiyeli olmamız gerekiyor.
İnsanlara merhametli. Hele yoksul insanlara.
Eğer varsa bizimle çalışan işçilerimize. İdareciysek idare ettiklerimize.
Babamın iş sahibi olanlara Ramazan’da mesai süresini kısaltmalarını tavsiye ettiğini hatırlıyorum. Ramazandır, yormamak lazım.
İnsanların, şu sıralar içleri dışları siyaset. Dini de siyasetin içine katıp tepe tepe kullanıyorlar. Kullananların dinle alakası yok. Hepsi tacir.
Orucu bozan şeyler arasında siyaseti saymıyorlar. Daha bir sürü bozuk işi saymıyorlar.
Orucu bozmayan fiilleri başka bir güne erteleyeyim, yazının sükuneti bozulmasın.
Siyasetten uzak olmanın oruca faydası olduğunu söyleyeyim, bırakayım.
