Piramidimiz silindire benzemeye başladı

Bizim gençlik yıllarımız ‘doğum kontrolü’ ve ‘aile planlaması’ edebiyatıyla geçti.

Dönem olarak kabaca 70’ler ve 80’ler diyebiliriz. 90’lara da biraz sarkmıştır.

Radyolar, televizyonlar, siyasetçiler, devletin bütün memurları kadınları ve erkekleri çocuk sahibi olmamaya ikna etmeye uğraşıyordu.

Şehirliler eni-konu ikna olmuştu ‘dava’ya. Anadolu’nun orta ve batı bölgeleri de ikna olmuştu.

Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bir müddet direndi. Direndi demeyelim de işine baktı.

Hatırlıyorum. Hasan dayımın eşi Müyesser Hanım’a babaannesi soruyor.

“Kızım kaç uşağın var?”

“Ana dört uşağım var.”

Ninesi Müyesser yengeyi teselli ediyor.

“Olsun kızım olsun, Allah daha verür.”

Balıkesir İmam-Hatip Lisesi’ndeki coğrafya hocamız Ali Cezayirli Türkiye’nin kalkınması için tek çözümün doğum kontrolü olduğunu söylemişti bir derste.

Kaynaklarımız sınırlı çünkü. Petrolümüz falan da yok. Sanayi de zayıf. Tarıma dayalı ekonomimiz ancak nüfusumuz azalırsa bizi geçindirir.

Herhalde memleketi idare edenler de böyle düşünüyordu.

Önceki gün Türkiye Basın Federasyonu’nun düzenlediği Anadolu sohbetleri programına davetliydim.

Ev sahibimiz Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’ydu. Ağırlıklı olarak kendisinin yönettiği kentsel dönüşüm uygulamalarını anlattı.

Programın konuğu ise Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ydu.

Milli Savunma Üniversitesi hakkında bir bilgilendirme yapar ya da tarihçidir, tarihi bir bahis açar diye düşünüyordum. Meğer konferans gibi bir şey değilmiş, sohbet programıymış. Soru cevapla yürüyecekmiş.

Birkaç adım sonra Türkiye’nin nüfus sorunu sohbetin merkezine yerleşti.

“Türkiye 1990’lı yıllardan itibaren iyice şehirleşince nüfus artış oranı 2’lere kadar düştü. Şu anda 1,48. Dünyada nüfus düşüyor ama bizimki çok hızlı düştü. Nüfus düşüşü Türkiye için bir numaralı tehdittir.”

Doğru bir tespit.

(Erhan Hoca’nın söylediği 1,48, bir kadının doğurgan olduğu dönemde doğurduğu ortalama çocuk sayısı.)

Bizim gençlik yıllarımızda Türkiye’de 18 yaşın altındakilerin nüfusa oranı yüzde 50 civarındaydı. Bu oran bugün yüzde 25,5’a düştü. Yani yarı yarıya.

Sokaklarda, çarşılarda, kahvehanelerde, toplantı ortamlarında ak saçlı insanların oranı iyice yükseldi. Her yerde kafalar, kar gibi beyaz.

TÜİK’in tahminlerine göre yakın gelecekte nüfusumuzun yüzde 20’si 65 yaşın üstünde olacak. Gençlerin oranı ise hızla düşecek.

Yaşlıların zirvelerde, gençlerin tabanda olduğu piramit tersine dönecek.

Piramidimiz şimdiden silindire benzemeye başladı.

Zamanla piramidin tabanı incelecek, zayıflayacak, tepesi genişleyecek.

Daha az genç ve daha çok ihtiyar.

Öyle bir piramit dengede durur mu?

Dursa bile zor durur. En ufak rüzgârda yıkılır.

Avrupa ihtiyardı. Biz gençtik. Şu anda Avrupa’dan daha hızlı ihtiyarlamaya başladık.

Bizim doğurganlık oranımız 1,48’e kadar düştü. 1,1’e düşerse nüfusun yüzde 80-90’ı yok olur.

Yani?

Geriye 80-10 milyon ihtiyar kalır.

Bu eğilimi tersine çevirebilir miyiz?

Şu anda öyle bir ihtimal yok.

Bizim devletimiz dahil, devletler, nüfus politikalarının nasıl sonuçlar getireceğini bilebilecek kadar akıllı olsalardı zamanında nüfus artış hızını yavaşlatmak için çırpınmazlardı.

Çin Halk Cumhuriyeti bir ara çocuk doğuran ailelere ceza veriyordu.

Şimdi Çin’in aklı başına geldi. Çocuk doğuranı ödüllendirmeye başladı.

Bizde de ürkek, cimri teşvikler. Beş kuruş, beş kuruş daha… Olmadı bir kararnameyle yarım kuruş ilave.

Bizim idarecilerimiz kendilerine alırken cömert, ahaliye verirken cimri.

Ayrıca, çok modernleştik. Hatta post-modernleştik.

Bir yandan ekonomik şartlar, yani bozulan ekonomimiz evlenmeyi, yuva kurmayı maliyetli bir mesele haline getirdi.

Bir yandan da cinselliğe erişimin maliyeti sıfıra düştü.

İnsanlar ailenin sorumluluğundan, çoluk-çocuğun sorumluluğundan kaçar hale geldi.

Yani ‘devlet aklı’ burada da pek iş görmüyor.

Erhan Afyoncu Özbekistan’da doğum oranının 3,5 civarında olduğunu söylüyor. Yaklaşık bir yıldır tartışılan nüfus azalış hızını durdurmak için soydaşları Türkiye’ye yerleştirme fikri de buralardan doğuyor.

Türk veya gayrı-Türk. Göçmen sıkıntısı çekeceğimizi zannetmiyorum.

Ne kadar göçmen karşıtlığı yaparsak yapalım. İş olacağına varır.

Milliyetçiyiz, dindarız, acayibiz ama çocuğumuz yok.

Boşluğu senin oğlun kızın doldurmazsa, elin oğlu, kızı gelir doldurur.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.