Yarıdan biraz az özerklik
ABD yıllarca yatırım yaptığı, Daeş’e karşı müttefik olarak yanında tuttuğu, silah ve mühimmatla desteklediği, efradının maaşını ödediği SDG’yi satar mı satmaz mı tartışmasına ben de biraz girdim.
Sonuçta, daha karlı bir yatırım bulması halinde satabileceği kanaatine vardım.
Bu arada Suriye’de Şam yönetimi ile SDG arasında önemli temaslar oldu. SDG 29 Ocak’ta Şam ile “askeri ve idari güçlerin aşamalı olarak entegrasyonu” konusunda mutabakata vardıklarını ilan etti.
Mutabakat, “Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili için bir askerî tümen kurulması ve SDG güçlerinin üç tugay halinde bu yapıya entegre edilmesi” ve “Kobani’deki askerî gücün, Halep ilindeki bir askerî tümen bünyesine bağlı bir tugay olarak entegre edilmesi” maddelerini de içeriyordu.
Bu maddeler SDG güçlerinin Suriye ordusuna nasıl entegre edileceğini de anlatmış oluyor.
Münferiden değil. Suriye birliklerinin arasında eritilerek veya kaybedilerek değil. Halep’teki bir tümene bağlı birer tugay olarak.
Dikkat çekici hususlardan biri “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmî onayının sağlanması” maddesiydi.
Eğitim bakanlığı ile “Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitsel özgünlüklerin gözetilmesi” de karara bağlanmıştı.
Bu anlaşmalara bakarak tam bir ‘satış’tan söz edebilir miyiz?
Evvela ABD’nin sahadaki temsilcilerinin yaklaşık bir yıldır Suriye yönetimiyle SDG’yi makul bir çizgide uzlaştırmak için yoğun bir mesai sarf ettiklerini göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
Bütün aşamalarda, geçen yılın mart ayından beri varılan bütün mutabakatlarda Amerikalıların dahli var.
Evet, mutabakatların içeriği, uzlaşılan maddeler, SDG’nin lideri Mazlum Abdi’nin bulunduğu bütün ortamlarda telaffuz ettiği ‘adem-i merkeziyet’ tabirini tam karşılamıyor.
Ama tam bir ‘fena fi’s Suriye’ anlamına da gelmiyor.
‘Fena fi’s Suriye?’
Tasavvuftaki ‘fena’dan aldım. ‘Suriye’de yok olmak.”
Evet, Suriye’deki Kürtler Esed rejimindeki statülerinden farklı olarak vatandaşlık haklarına sahip olacaklar.
Kendi bölgelerindeki valilerin, yöneticilerdin atamalarında söz sahibi olacaklar.
Yaygın eğitimde de kimlikleri dikkate alınacak.
Türkiye bütün aşamaları yakından takip ediyor. Özerk bir SDG yapılanmasını hiçbir şekilde istemiyor.
Varılan mutabakatta da ‘özerklik’ lafı geçmiyor.
Tamam, özerklik değil. Yarı-özerklik de değil.
İdari ilimlerde böyle bir tasnif muhtemelen yoktur. Ama okuduğum maddeler bana ‘yarıdan biraz az’ bir özerkliği düşündürüyor.
Bu durumda, ABD’nin ya da Trump’ın SDG’yi ‘sattığını’ hatta çok ucuza verdiğini söyleyebilir miyiz?
Hayır. Bu tam bir satış değil.
Galip Dalay, geçen cumartesi günü CHP’nin düzenlediği ‘Toplumsal barış ve demokrasi” panelinde durumu anlatmıştı.
Özetle, ABD’nin Ortadoğu’da vekil güçlerle çalışma politikasından vaz geçtiğini, ama taşınabilir ölçekte varlıklarını sürdürmelerine imkân verdiğini söylemişti.
ABD, yeni dönemde vekil güçler yerine ‘asıl’larla çalışmayı tercih ediyordu.
Galip Dalay’ın paneldeki konuşmasının kaydını araştırırken (CHP’nin resmî sitesinde bulurum sanıyordum, bulamadım, yok) Perspektif’te Taha Özhan’ın “SDG’nin feshi ve travmadan çıkış fırsatı” başlıklı yazısını gördüm.
Bu konudaki cümleleri Galip Dalay’ın yaklaşımıyla akrabaydı. Şöyle diyordu:
“Zamanın ruhu bölgede vekil güçlerin miadının dolduğunu gösteriyor. İsmi üstünde “devlet-dışı aktörler” (non-state actors) devletin bir sebeple (non-acting state) olmadığı veya doğrudan müdahil olmak istemediği ortamda zuhur ettiler. Artık gerilimler doğrudan, konvansiyonel ve savaşı göze alacak şekilde ilerliyor. Böylesi bir ortamda, geçmişte vekaleten kullanılan örgütler ve güçler anlamsızlaştılar. Vekâlet dönemi kapandı, devletlerin asıl güçler dönemi sert bir şekilde başladı.”
Suriye’de SDG’yle varılan bu mutabakat Türkiye’nin istediğinin aynısı mı?
Hayır, değil.
Ama SDG’nin ‘yarı-devlet’ olduğu eski statüye göre ehven.
Yani ‘çözüm süreci’ ya da ‘terörsüz Türkiye’ süreci eskisine göre daha hızlı ilerleyebilir.
MHP lideri Bahçeli’nin dünkü çıkışı dikkate alınırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adımları Bahçeli’nin beklentilerine nispetle seyrek.
Ne demişti Devlet Bey?
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”
