Hayrın hizmetkârları ile Ramazan’ı ihya
Ramazan’ı yaşıyoruz. Rabbimiz, hepimize, razı olacağı şekilde bir Ramazan geçirmeyi nasip eylesin.
Kutsal ayın henüz başlarındayken özellikle din görevlilerimize, cami cemaatlerine cami dernek ve vakıflarına birkaç hususu hatırlatmam gerektiğini düşünüyorum: Halkımızın bu mübarek ayın değerini, huzur ve bereketini hissederek yaşaması için en çok gayret edenler, etmesi gerekenler din görevlilerimizdir. Ben de altı yıl imam-hatiplik, sekiz yıl müftülük yaptım; din görevlilerimizin büyük çoğunluğunun bu gayretlerini, özverilerini iyi bilirim.
İmamlarımız ve müezzinlerimiz özellikle şu kış günleri, gecenin karanlığında camilerini açarlar; yatsı namazını kıldıktan sonra camilerini kapatıp o günün görevlerini tamamlarlar. Özellikle gecelerin kısa olduğu yaz günlerinde her Allah’ın günü 18-19 saat hizmet halinde bulunurlar. Halkımızın cami görevlilerine yaklaşımlarında onların bu fedakârlıklarını görmeleri, takdir etmeleri gerekir diye düşünüyorum.
Bilhassa cami dernek ve vakıfları iyi bilmelidirler ki, camilerin dinen ve yasal olarak asıl yetkilileri cami görevlileri, bilhassa imam-hatiplerdir. Özelde görev alanları cami merkezli din hizmetlerine yardımcı olmakla sınırlı olan cami dernekleri ve vakıflarının yöneticileri olan kardeşlerimizin, genelde de cami cemaatlerinin bunu bilerek ona göre davranmaları gerekir. Elbette bunların büyük kısmı bu yönde hizmet yürütüyorlar. Ancak 8 yıllık müftülüğüm sırasında kendilerini caminin sahibi, imam ve müezzinin amiri gibi gören, onlara sürekli sorun çıkaran dernek ve vakıf yöneticileri de gördüm. Özellikle halktan topladıkları paralarla kiralık binalar, iş yerleri yapıp zenginleşen cami dernek ve vakıflarının buna benzer yanlışlar yapmaları son derece çirkin ve üzücüdür.
Görevlileriyle, cemaatiyle, dernek ve vakıf yöneticileriyle, camide buluşan herkes için şu mübarek ayın eksik ve yanlışlardan arınma vesilesi olmasını dilerim.
Din hizmetleri veren kardeşlerime de birkaç hatırlatma yapmam faydalı olacaktır.
1. Kültürümüzde din adamlarına hademe-i hayrât yani ‘hayrın hizmetkârları’ denilirdi. Bu misyonumuzu Ramazan ayında daha çok öne çıkarmalıyız. Bizler, insanlarımıza hem vaaz ve hutbelerimizle hem de davranışlarımızla sevgiyi, kardeşliği, iyiliği, erdemi telkin etmeliyiz. Unutmayalım ki, bizim muhataplarımız, cami dışındakiler değil, cami içindekilerdir. Dinimiz ve dindarımızın -şu günlerde aşındığı söylenen- itibarını tekrar yükseltmek, sizin hasbeten lillâh hizmet sunmanıza bağlıdır.
2. Gerekirse mahalli idarelerden veya komşulardan gönüllüğü yardım alarak camilerimizi temizlemeli, pırıl pırıl yapmalıyız.
3. Bu ayda -belki bazılarını bir sonraki Ramazan’a kadar camide göremeyeceğimiz- cemaatimizi dinimiz hakkında en iyi şekilde aydınlatalım. Bunun için kitaplar okumalı, notlar tutmalı; cami içinde ve dışında yapacağımız konuşmalar için bilgi hazırlığı yapmalıyız.
4. Vaaz ve nasihatlerimizde “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, korkutmayınız” şeklindeki kutlu buyruğunu ve evrensel pedagoji ilkesini asla ihlal etmemeliyiz. Peygamberimizin “kolaylık dini” diye tanımladığı İslâm’ı meşakkat ve korku dini gibi gösterecek bir anlatım tarzından kesinlikle sakınmalıyız. Ramazan ve oruçtan bahseden ayetlerde “Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder” buyurulduğunu unutmayalım.
5. İmam ‘önder’ demektir; bu sıfatımızı sadece cemaatin önüne geçerek namaz kıldırmakla değil, aynı zamanda ahlâkî ve insanî güzelliklerde öncü ve örnek olarak da ortaya koymalıyız. İstanbul müftülüğüm sırasında beni en mutlu eden şey, “Ne olur hocamızı elimizden almayın!” ricaları; en çok üzen şey ise “Bu görevliden bizi kurtarın!” şeklindeki şikâyetler olmuştur.
