Kendi başımıza olsak bozardık
Vaktim müsaitse, harçlığım da varsa Diyarbakır’a, Mardin’e, Van’a, Hakkari’ye gidebilirim. Bu güzel bir şey.
Yıllar önce (20 yıl olmuştur) Batman Havaalanı’nın dışında belediye otobüsü beklerken benim gibi otobüs bekleyen bir Batmanlı “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sormuştu.
Gazeteci olduğumu söyledim.
“Ben ğazatacilerin cesaretine hayranım” dedi.
Haklı mıydı? O yıllarda tekin yerler değildi, riskliydi oralarda dolaşmak. Evet haklıydı.
Şimdi terör aktivitesi asgari seviyede. Veya sıfıra düştü.
Diyarbakır’ın sokaklarında dolaşabilirsin. Ben birkaç yıl evvel, mezun olduğum ilkokula bile gittim. (Mehmetçik. Bahçede bizim sınıfın fotoğrafı var, büyütüp koymuşlar. Nazlı Akbalık öğretmenin sınıfı. Rahmet olsun. 5-B olması lazım.)
Terörün yol kestiği, insan öldürdüğü, kan döktüğü zamanlara göre olağanüstü güzel.
İsterseniz, kalabiliyorsa, bırakın böyle kalsın.
Bırakınca kalmaz böyle. Bozulur. Çalışmak lazım.
Çalışıyoruz. İşte, ‘süreç’ başladı.
“Süreç” dedik kaldık.
“Çözüm süreci” eski teşebbüsleri hatırlattığı için mekruh sayılıyor.
“Terörsüz Türkiye süreci” müstehap.
Devlet de din gibi insanların fiillerini müspet veya menfi değer atfediyor.
Her fiili ef’al-i mükellefinle eşleştirebilirsiniz.
Devletler ‘tanrı’ gibi davranmayı seviyor, insanlar da ‘kul’ gibi davranmaya meyyal.
Böylece din sürekli güncelleniyor!
Olay Kahire’de geçiyor. Bektaşi sokakta gördüğü besili, kılığı kıyafeti süslü bir herife soruyor.
“Kimsin sen?”
“Mehmet Ali Paşa’nın kuluyum.”
Bektaşi, “Ey Allahım” diyor, “Bir kendi kuluna bak, bir de Mehmet Ali Paşa’nın kuluna…”
Kavalalı Mehmet Ali Paşa zamanlarından kalma bir Bektaşi hikayesi. Ramazan’da Bektaşiler mazurdur.
Kıssadan hisse?
Herkes kimin kulu olduğuna dikkat etsin.
Birinci çözüm süreci sırasında Follu’nun Kahvesi’nden arkadaşım Abdurrahman Ekrem’in oğlu Şırnak taraflarında askerdi.
Ona sormuştum, çözüm sürecini.
“İyi oldu” demişti, “Kafam rahat.”
Tabii ki bozduk, ilk çözüm sürecini. PKK mı bozdu, devlet mi?
İkisi de bozmuş olabilir.
MHP lideri Bahçeli’nin eski çözüm sürecindeki tutumunu hatırlayalım mı? Hatırlamayalım.
Şimdi yenisi başladı ve şu ana kadar iyi gidiyor.
TBMM komisyonu raporunu hazırladı.
Raporun dili oldukça medeni. Siyasetin kabalığından uzaklaşmışlar.
“Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemelidir.”
“AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dilinde böyle bir cümle yok. En azından uzun zamandır yok.
Devlet Bey zaten böyle şeyler söylemezdi. Yeni yeni, ‘umut hakkı’nı telaffuz ettikten sonra bu dile yaklaşmaya başladı.
Bu dil patronların diline sirayet eder mi?
Belki eder.
Birinci çözüm sürecine katılanlar çok sıkıntı çekti.
İktidardaysalar bir müddet kızağa çekildiler. Bazıları hala kızakta.
Muhalefetteyseler… Hele HDP’deyseler hapse atıldılar.
“Hayır, süreçte aktif oldukları için hapse atılmadılar, başka suçlardan atıldılar” diyenler olur tabii.
Yetkililerimizin, sistemimizin, katalogdan suç bulma konusundaki kabiliyeti namütenahidir.
Komisyon tedbir öneriyor:
"Yürütülen süreçte görev alanlar, komisyon toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir."
Bu cümleyi okuyunca Sırrı Süreyya Önder’i hatırladım.
Birinci çözüm sürecinde cezalandırılanlardan biri oydu.
‘Süreç’ hala nazik.
Kendi başımıza olsak bozardık gibime geliyor.
Dışarıda birileri süreci himaye ediyor olabilir.
Bana mukayyet olun! Zihnimde bir komplo teorisi şekilleniyor. Sanki çok kapsamlı bir çalışmanın parçası.
Ne kadar kapsamlı?
Venezuela’dan Çin’e kadar. Küba ve İran dahil.
