Erkeklerin yönettiği ülkede kadınlar niye kalsın?

Türkiye’nin aynı anda mücadele etmesi gereken iki problem var. Birincisi benzer ülkelerin yaşadığı tecrübelerden çok daha hızlı bir şekilde gerileyen doğum oranı. Mesele elbette kişisel tercihlerle ilgili. Kimin kaç çocuk sahibi olacağına, ne zaman bu kararı vereceğine başkasının ya da kamu kurumlarının karışması mümkün değil. Kaldı ki isteseler de bunun sınırları var. Ancak yaşlanan nüfusun ekonomik maliyeti çok değil 20 sene sonra herkesi doğrudan etkileyecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belki de belediye başkanlığından bu yana en istikrarlı olarak üzerinde durduğu konu bu. Belki fazla anlam yüklüyor olabiliriz ama Cumhurbaşkanının yurtdışı seyahatlerinden basın mensupları ile yaptığı konuşmaların çoğunda soru bir şekilde aileye, çocuk sayısına geliyor. Bunu “Demek ki her seyahatte gazetecilerin aklına bir aile sorusu geliyor.” diye açıklamayacak kadar sürece herkes vakıftır. Fakat sonuç ortada.

İkinci mesele ise yurtdışı göç. Özellikle genç nüfusunun ağırlıklı olduğu bir beyin, yetenek, sermaye, ezcümle insan kaynağı göçü yaşıyoruz. Üstelik bu göçün detayları uzun süreli ve “geri dönememe ihtimalini” düşünerek yaşanan bir gidişe işaret ediyor. 2025 ödemeler dengesi verileri zaten karanlık olan fotoğrafın daha derinleştiğini söylüyor. Verilere göre Türk yatırımcıların yurt dışındaki gayrimenkul alımları, yabancıların Türkiye’de yaptığı konut yatırımlarını ilk kez geride bıraktı. Toplamda 2 milyar dolarlık yurtdışında gayrimenkul alımından bahsediyoruz. Dolayısıyla düzenli dış göç kendisi için yurtdışında daha yerleşik bir gelecek inşa ediyor.

Gayrimenkul, ev Türk toplumu için sadece maddi bir yatırım olmanın ötesinde uzun vadeli yaşam, yerleşmek anlamına geliyor. Türkiye’deki yatırım ortamının kötüleşmesi, dışardaki getirinin daha yüksek olması gibi unsurlar da süreçte etkili olsa da alınan bir evin o bireyin ya da ailenin başka bir ülkede kök salmasını daha kolaylaştıracağı aşikâr.

Türk aile yapısında kadının rolü de dikkate alındığında gayrimenkul yatırımı ile birleşen göç aynı zamanda bireysel değil aile göçü anlamına da geliyor. 2016’dan bu yana göç oranlarında kadın erkek dengesi yüzde 56’ya yüzde 44 erkekler lehine. Kadınların göç oranının göreceli olarak daha az olması fotoğrafı daha pozitif yapmıyor. Kadının yükseköğrenim dışında toplumsal hayata katılımının hala sınırlı olduğu bir ortamda yüzde 44 yüksek bir rakam.

Kadının işgücüne katılımı ya da istihdam oranlarının yüzde otuzlarda seyrettiği, kadınların aynı iş yapsalar da erkeklerden daha az kazandıkları, mesleklerinde daha zor yükseldikleri ortamda kadın erkek eşitliğinin sağlandığı yegâne yer belki de yüksek öğrenime katılım. Bu da dış göçün en hareketli olduğu genç yaş grubunda eğitimli kadın nüfusuna göç edebilme hakkı veriyor. Yani kadın iş gücüne katılamıyor, siyasette temsil edilemiyor, devlet yönetemiyor ama eğitimin verdiği avantaj ile göç edebiliyor.

Bunu sadece ekonomik verilerle izah etmek eksik olacaktır. Amerikan Georgetown Enstitüsü ve Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün Dünya Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksinde Türkiye’nin 181 ülke arasında yeri 106. Nüfus, ekonomi ve küresel siyasal ağırlıkta önde gelmekle iftihar eden bir ülke için bu listede 106. olmak hiç de iftihar edilecek bir yer değil. Raporun, benzer birçok küresel endeks ve raporda olduğu gibi fazla batı merkezli olmak, liberal prizmadan bakmak gibi eleştirilecek yerleri olabilir. Ama nihayetinde fotoğraf tevil edilemeyecek kadar net. Raporda dünya ülkeleri beş gruba ayrılıyor ve ilk grupta çoğunlukla “çökmekte olan” Avrupa ülkeleri yer alıyor. Türkiye üçüncü grubunun en sonlarında. Üstelik 2023/2024 raporundaki 99. sıradan da gerilemiş durumdayız.

Rapor cep telefonu kullanım oranları, sermayeye ulaşım, adalete erişim, aile içi şiddet, çatışma bölgelerine yakınlık gibi birçok başlığı değerlendiriyor. Türkiye’nin en kötü performans sergilediği başlıklardan biri siyasi temsil. Bu rakamı teyit etmek için büyük araştırmalara yapmaya gerek yok. Ülkenin en üst iki yürütme organı Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu fotoğraflarına bakmak yeter. Bir tane o da mecburen “aileden sorumlu” bakan dışında üst karar organlarında kadın yok. Haksızlık etmeyelim. Ekonomi Koordinasyon Kuruluna bakalım. Orada da yok.

Bunun tesadüf olup olmadığını görmek için bir ileri aşamaya gidip tüm bakanlıkların bakan yardımcılarını incelediğinizde de fotoğraf çok farklı değil. Aile Bakanlığında iki, Dışişleri, Gençlik ve Spor, Milli Eğitim, Çevre ve Şehircilik ve dün atanan Kübra Güran Yiğitbaşı ile İçişleri bakanlıklarında birer kadın dışında ülkenin yönetme kabiliyetine sahip isimleri nedense hep erkek.

Ülkede, bakan dahil beş erkekten daha iyi ya da yetkin kültür ve turizm konularında söz söyleyebilecek kadın yok örneğin. Sağlık Bakanlığında bir tane kadın doktor bu seviyede üst düzey yönetici olacak seviyede değil. Daha önce kimlik üzerinden yapılan ayrımcılıklar AK Parti döneminde sona erdi. Ama 24 yılda yapılması mümkün olanların da çok azı hayata geçirildi. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına AK Parti’ye yakın kurumların bile itiraz etmesi boşuna değildi.

Mevzu isim listeleri üzerinden çetele çıkarmanın çok ötesinde. Herhangi bir kadın cinayetinden sonra eşi, kızı, annesi olan ve asgari empati gösterebilen her erkek tepki gösterir. Ancak en hassas olan erkek bile böylesi bir olayın genç/yaşlı bir kadın üzerinde nasıl bir etkide bulunduğunu istese de anlayamaz. Aynısını devlet yönetiminin, toplum hayatının her alanına yaymak mümkün.

Mesele kadın erkek arasında iyi/kötü sıralaması yapmak da değil. Trump yönetimindeki kadınlarla erkekler arasında ne kadar fark var tartışılır. Mesele adaleti ve hak edilen dengeyi kurabilme iradesi. Beraberinde de gerçek empatiyi kamu idaresine taşıyabilmek.

Zaten koşar adım demografik karanlığa giden bir ülkede nüfusun yarısını oluşturan kadınların kendilerini ait hissetmekte zorlandığı, üst yönetiminde var olmadığı bir ülkeden bulabildiği ilk fırsatta neden gittiğini anlamak için de çok çaba göstermeye gerek yok. Kendi erkek egemen dünyasını meşrulaştırmak ve konforunu bozmamak için geleneğe yaslananlarla ilgili en doğru hükmü de nihayetinde zaman verecek.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.