Oysa ‘Edebiyatın Kadıköyü’ kişilerle birlikte koca bir semtin yazınsal haritasını çıkarıyor.
BESİM DALGIÇ
Kasım ayında Taner Ay’ın son kitabı ‘Kadıköyün Edebiyatı’ Ötüken Neşriyât’tan çıktı. Anlaşılan ‘İstanbulun Edebiyatı’ Taner Ay’ın mukadderatı. Daha önceki yıllarda da yine Ötüken Neşriyât’tan çıkan ‘Edebiyatımızda Unutulanlar ve Kaybedenler’ adlı iki ciltlik kitaplarındaki bazı yazarlara ‘Edebiyatın Kadıköyü’ kitabında da yer veriyor. Ancak bir farkla. Önceki iki kitapta Taner Ay doğrudan kişilere, onların dramlarına, nasıl sistem dışında bırakıldıklarına değiniyordu. Oysa ‘Edebiyatın Kadıköyü’ kişilerle birlikte koca bir semtin yazınsal haritasını çıkarıyor. Kadıköyü odak alınarak, Moda, Mühürdar, Şifa, Kuşdili, Feneryolu, Göztepe, Erenköyü ve Suâdiye gibi mahallerde yaşamış edebiyatçıları sokak sokak takip ediyor, Papazın Çayırı veya Papazın Bağı denilen yerin betonlaşmayla nasıl silindiğini okuyoruz. Ahmed Rasim gibi, Mahmut Yesari gibi ve birçok müellifin Papazın Bağında, Şifa’da, şimdi yerinde yeller esen meyhânelerinde nasıl demlendiklerini, buralarının nasıl edebiyat mahfillerine dönüştürdüklerini izliyoruz.
Sonra Kalamış’a, Todori’ye, Dalyan’a gidip orada Edip Cansever’le karşılaşıyoruz. Erenköyü’ndeki köşklerde Nâzım Hikmet’in dramını tekrar yaşıyoruz. Erenköyü’nde yaşayan Necip Fazıl Kısakürek’in sıpası gerçekten matrak bir öykü.

GÖZTEPE VE ERENKÖYÜ’NÜN RANTA YENİLİŞ HİKÂYESİ
Bir zaman şarap üretimine dönük büyük bağların olduğu Göztepe’nin ve Erenköyü’nün nasıl ranta yenildiğini içimiz acıyarak okuyoruz. Daha ilerlediğimizde önce Suâdiye’ye, Suâdiye’de Fikret Mualla ile sohbet ediyoruz. Sonra Derbent Köprüsü’ne ulaşıp Bostancı’ya varıyor, Hatay Meyhanesi’de edebiyatçıların masasına konuk oluyoruz. Fenerbahçe’den başlayan bu yolculuğu burada tamamlayıp ada vapuruyla Adalar’a geçiyoruz. Adalar Sait Faik’ten Hüseyin Rahmi’ye, son dönemlerini Heybeli’de geçiren Ahmed Rasim’e kadar başlı başına bir edebiyatçı barınağı. Hüseyin Rahmi’nin Heybeli’de hüzün veren yalnızlığı, özgürlüğüne düşkün Said Faik’in Burgaz’daki açmazlarla dolu hayatı... Onlar için Adalar hem sığınak, hem tutku, hem de esaretin kozası. Adaların Ermeni, Rum kökenli Zabel gibi, Zarhap gibi edebiyatçılarımızın da eser verdikleri yerler olduğunu da yazıyor Taner Ay. Dümen kırıp Haydarpaşa’dan İbrahimağa Çayırın’a, Yeldeğirmeni Paris Mahallesi’nde, genelev patroniçesi Cihanyandı Lütfiye’yi hatırlayıp, Salacak, Üsküdar, Kuzguncuk. Beylerbeyi, Beykoz’a doğru Boğaz’da yola çıkıyoruz. Salacak Plajın’da oyalanıp, akşam üstü Emine İkbal Hanım’ın kızı yazar Safiye Erol’a akşam çayına gidiyoruz.
Beylerbeyi’nde Âkif’in konağını ziyaret edip, Vaniköy’de Nezim’e yani Nezihe Meriç’lere uğruyoruz. Son iskeleyse Beykoz.
MEDDAHÇA VE ŞİİRSEL CANLI BİR ÜSLÛP...
Ahmed Midhat Efendi ile Şair Fitnat Hanım’ın dillere destan aşklarıyla Taner Ay’ın kitabında karşılaşıyoruz. Ahmed Midhat kitaptaki son bölüm. Şair Fitnat Hanım’la olan büyük aşk ilişkisi romanlaştırılacak kadar ilginç. Tesadüf Şair Fitnat Hanım’ın dostumuz şâir, denemeci Fatin Hazinedar’in akrabası olduğunu öğrendik. Bu nedenle de Taner’den veya Fatin’den kurgusal bir roman beklenmez mi?
Bu metinlerin yazarı Taner Ay’ın bir kısmı kendi hayatı, bir kısmı okudukları, dinledikleri. Harika bir harman. Meddahça ve şiirsel canlı bir üslûp. Bunun keyfine varmanın tek yoluysa kitabı tekrar tekrar okumak, benim için Reşad Ekrem’in ‘İstanbul Ansiklopedisi’ kadar değerli ve renkli bir eser...
NAZIM HİKMET DE VAR NECİP FAZIL DA
Kitabın bir başka özelliği de bol resimli olması. Resimlerin amacı süslemek değil. Kadıköyü ulaşımı ‘73’e kadar sadece vapurlarlaydı. Vapur hoşluklarıyla, sıkıntılarıyla şehrin vak’asıydı. Sis olur, kar fırtınası olur, lodos olur, seferler aksar, herkes gittiği yerde kalır. Taner’in kitapta yazdığı gibi “Yüzerler rûy-i deryâda, fakat takdir görmezler”. Gerçek bir anarşist Andelîp Es’ad’la kitapta tekrar karşılaşmak pek hoş. Anılardan çoktan silinmiş simaları, mekânları tekrar hatırlatmak amacındaki resimler bu yüzden var.
Taner geçmişin özlemi peşinde değil bana göre. Bütün yitirilmişliklere rağmen bu semtler, sokaklar, köşkler, evler, muharrirler Taner Ay’la tekrar yaşıyor. Taner Ay’ı algılar ilgilendirmiyor. Onun derdi olgular. Kitapta Nâzım Hikmet de var, Necip Fazıl Kısakürek de, Peyami Safa da, Aziz Nesin de, Nihal Atsız da var. Nihal Atsız’ın nükte dolu tavan arasındaki Hitler hikâyesiyle veya Taner’in bizzat yaşadığı Can Yücel’in ‘Kaplan var kaplan!’ hikâyesini okumak tam tadımlık.
