Kronik solunum yolu hastalıkları arasında en yaygın olan astım hastaları için beslenme ve nefes darlığına ne iyi gelir gibi konular hayati önem taşırken, tıp dünyasından umut verici bir haber geldi.
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Massachusetts eyaletindeki Mass General Brigham ve İsveç merkezli Karolinska Enstitüsü bünyesinde görev yapan uzmanlar, astım hastalarının gelecekte geçirebileceği krizleri 5 yıl öncesinden öngörebilen yeni bir teşhis yöntemi geliştirdiklerini duyurdu.
Mevcut verilere göre, yaklaşık 28 milyon ABD'li astım krizlerinden muzdaripken ve her 12 ABD'li birinde bu hastalık görülürken, bu keşfin dünya genelindeki milyonlarca hasta için umut ışığı olması bekleniyor.
ASTIM ATAĞI BELİRTİLERİ NELERDİR?
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, araştırma ekibi, 2 bin 500'den fazla bireyin kan örneklerindeki küçük molekülleri inceleyerek 'metabolomik analiz' adı verilen bir yaklaşım kullandı.
Yapılan incelemelerde, astımı doğrudan etkileyen moleküller arasında spesifik bir ilişki saptandı.
Bilim insanları, bu moleküler bağın hangi hastaların gelecekte daha yüksek kriz riski altında olduğunu belirlemede kilit rol oynayacağını ifade ediyor.
Özellikle sfingolipid olarak bilinen yağların miktarı ile vücutta doğal olarak üretilen steroid hormonları arasındaki dengenin, bir kişinin gelecek 5 yıl içinde kriz geçirme olasılığını önceden haber verdiği görüldü.
Kalbinizi sessizce bitiren ve her gün yaptığınız 8 tehlikeli hata
KANDAKİ YAĞ MOLEKÜLLERİ ASTIM RİSKİNİ NASIL BELİRLER?
Geliştirilen strateji, sadece uzun vadeli değil, bazı durumlarda yüksek ve düşük risk gruplarındaki bireylerin ilk krizlerini bir yıla kadar önceden belirleyebiliyor.
Karolinska Enstitüsü Baş Araştırmacısı Craig Wheelock, konuya dair yaptığı resmi açıklamada, sfingolipidler ve steroidler arasındaki etkileşimin risk profilini doğrudan yönlendirdiğini keşfettiklerini belirtti.
Uzmanlar, bu yaklaşımın sadece biyolojik açıdan anlamlı olmadığını, aynı zamanda analitik bakımdan da sağlam ve maliyet açısından uygun bir klinik test olarak geliştirilmeye son derece uygun hale geldiğini vurguluyor.
YENİ GELİŞTİRİLEN ASTIM TESTİ NE KADAR DOĞRU SONUÇ VERİYOR?
Çalışma kapsamında, 2 bin 500'den fazla katılımcıdan onlarca yıl boyunca toplanan elektronik kayıtlar ve üç büyük astım çalışmasından alınan veriler titizlikle analiz edildi.
Ekip; modelin başarısını steroid hormonları oranını, ilaç kullanımını ve genetik geçmişi ekleyerek test ettiğinde, yüksek riskli hastaları yaklaşık yüzde 90 doğruluk oranıyla belirlemeyi başardı.
Sadece standart klinik bilgilerin kullanıldığı modellerde doğruluk oranının yalnızca yüzde 50 ile yüzde 70 arasında kaldığı göz önüne alındığında, bu yeni yöntemin başarısı dikkat çekiyor.
Her 50 ölümden biri onun yüzünden! Hastanelerde RSV alarmı
ASTIM KRİZİ ÖNCEDEN TESPİT EDİLEBİLİR Mİ?
Yöntemin klinik düzeyde yaygın olarak kullanılabilmesi için daha fazla test edilmesi gerektiğini belirten araştırmacılar, laboratuvar testlerinin gelecekte hastaların takibini kolaylaştıracağını öngörüyor.
Buluş için patent başvurusu yapılmış bulunuyor.
Astım atakları; öksürük, hırıltı, göğüs sıkışması ve nefes darlığı gibi semptomların ani şekilde kötüleşmesi olarak tanımlanıyor.
Alerjiler, solunum yolu hastalıkları, stres, egzersiz veya soğuk hava gibi faktörlerin tetiklediği bu ataklar, hava yollarının etrafındaki kasların kasılmasına, şişmeye ve mukus üretimine yol açıyor.
ASTIM NEDEN OLUR VE KİMLER RİSK ALTINDADIR?
Cleveland Clinic verilerine göre, tetikleyiciye maruz kaldıktan sonra krizin başlaması bazen saatler hatta günler sürebiliyor.
Bir atak sırasında hava yolları tahriş oluyor ve aşırı salgı üretiyor.
Astıma bağlı ölümler nispeten nadir görülse de, her yıl 3 binden fazla insan bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.
Mass General Brigham bünyesinde görev yapan Doç. Dr. Jessica Lasky-Su, astım tedavisindeki en büyük zorluklardan birinin, hangi hastanın gelecekte şiddetli bir atak geçireceğini belirleyecek etkili bir yola sahip olunmaması olduğunu ifade ederek, bu çalışmanın kritik bir ihtiyacı giderdiğini belirtti.
Burun tıkanıklığı sandı, tıp dünyasının nadir vakalarından biri oldu
