Acayip bir noktadayız
Bakıyorsunuz, İsrail Türkiye için bir numaralı tehdit oluyor.
Oradan “iç cephe tahkimi”ne geliyoruz.
Oradan ülke savunması için “çelik kubbe” konuşulurken, “Terörist başı”, hem de Bahçeli tarafından “Kurucu önder”e dönüştürülüyor ve “iç cephe tahkimi”nin ana paydaşı haline geliyor.
Demokrasi, kardeşlik ve barış süreci… Kim istemez onu? Herkeste bir heyecan, bir heyecan.
Bakıyorsunuz, tam orada Suriye meselesi patlak veriyor ve SDG’nin ne olacağı sorusu, gerilim odağına dönüşüyor.
Amerika’nın besleyip büyüttüğü, ağır silâhlarla donattığı SDG ne olacak? Haklı olarak Türkiye “PKK kendini feshettiyse SDG de kendini feshetsin, bir ülke içinde iki ordu, iki devlet olmaz” diyor.
Birdenbire “süreç”in ve sanki biraz da “Öcalan’ın umut hakkı ile heyecanlanan” DEM’in kimyası değişiyor ve 2013 yıllarının süreç bozan günlerine dönülüyor.
DEM’in kimyası değişince iktidarın hem Ak Parti hem MHP kanadı, bizzat Erdoğan ve Bahçeli, Suriye konusunda DEM ile en uzak noktada tavırlar ortaya koyuyor.
Bakıyorsunuz tam da orada sınırda DEM’in yaptığı bir eylemin uzantısında “Bayrak indirme” gibi bir çılgınlık yaşanıyor.
Bereket DEM erken davranıp bunu “provokasyon” olarak niteliyor. “Bayrağa saygı”nın altını çiziyor.
Türkiye’de çok sıcak bir “Yargı gündemi” var ya… Sıcak gündem olarak “Süreç”in bir ayağında da “Yargı gündemi” ilerliyor ya, o çerçevede, “Dağ”da silâh bıraktığı ilân edilen teröristlerin hayata intibakları konuşuluyor ya, yine o çerçevede “Öcalan’a umut hakkı” verilip verilmeyeceği tartışması sürüyor ya…
İşte tam orada bir de DEM’in terör bağlantısı iddiasıyla kayyım atanan belediyeleri var, süreçte ismi öne çıkan ve yerine kayyım atanan Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün göreve iade edilip edilmeyeceği var, tabii bunların yanında “Kent Uzlaşısı” yaparak “Batı’daki Kürtlere alan açmak” suçlaması ile görevden alınan CHP’li belediye başkanları, Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’un belediye başkanı Ahmet Özer var…
“Öcalan’a umut hakkı”nın konuşulduğu bir evrede, bu kayyım uygulamaları devam edecek mi? Daha ilginci, “İç cephe tahkimi”nden söz edilirken “Batı’taki Kürtlere alan açmak” gibi bir gerekçe ile Kent Uzlaşısı suç haline getirilecek mi? Kürt sorunu için barışçıl çözümler arayagelmiş bir bilim adamı olarak Ahmet Özer, terörle iltisak yaftası ile görevden alınıp cezaevine konulacak mı?
Sürecin lokomotifi olan Bahçeli’nin “İki Ahmet” diyerek Ahmet Özer ve Ahmet Türk’ün konumuna ilişkin itirazı varken, bakıyorsunuz, Silivri’de bir mahkeme Ahmet Özer’e 6 yıl 3 ay ceza verivermiş.
Tam orada Ahmet Özer’in kızı ve avukatı Seraf Özer, mahkeme çıkışında isyanını “Bundan sonra beni de hükûmetten insanlar arayıp ‘böyle olmasını istemezdik” demesinler diye dile getiriyor.
Acayipliğe bakın, Bahçeli karara isyan ediyor: “Bu kararın ma’şeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi yoktur. Karar sorunludur, adil ve hakkaniyet esaslarıyla tezat ve çatışmalıdır. Türk hukuk sisteminin önyargılardan uzak şekilde, milli birlik ve beraberlik hissiyatına adli ve ahlaki destek vermesi akut beklentimizdir” diyor.
Gene acayipliğe bakın, bu sırada CHP lideri Özgür Özel, Karar tv’ye verdiği mülâkatta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a yargıda yaşanan acayiplikleri anlattığında onun kendisine “Anlattıklarınız doğruysa demek ki ‘Ört ki ölem’ noktasındayız” dediğini anlatıyor.
Bütün bunları yaşarken, sıra, çok heyecan üreten “Süreç”in nasıl toparlanacağına geliyor. İktidar ile DEM’in ilişkileri ne olacak, CHP, hep kendisini vuran bunca yargı sancısına rağmen “Süreç”te nasıl ilerleyecek, iç cephe nasıl tahkim edilecek vs…
BİR YARGI RAPORU Kİ ….
Şunu söyleyeyim: Önümde bir rapor var. Yargı Raporu. Ekopolitik tarafından, bizzat hakim, savcı, avukat, stajyer avukat ve yardımcı personel ile yapılan görüşmelerle hazırlanmış.
Orada katılımcılara “Türk adalet sisteminde ișler genel olarak nasıl gidiyor?” sorusu yöneltilmiş. “İyi”ye yüzde 11’lik cevap çıkmış, “Çok iyi”ye sadece yüzde 0.6,… ”Ne iyi ne kötü” ye yüzde 31.5… “Kötü” diyenler yüzde 33.3 “Çok Kötü” diyenler yüzde 23.5”’i buluyor.
Raporda sorunlu alanlar derinlemesine tahlil edilmiş. Sarsıcı bir fotoğraf var ortada. Meselâ “Siyasi Talepler ve “Mutemet Yargıç” Algısı” paragrafı “Yargı bağımsızlığının en somut ihlâli, yargılama sürecine dışarıdan yapılan müdahalelerdir” cümlesi ile başlıyor. Sonra şöyle devam ediyor:
“Anayasanın 138. maddesi mahkemelere emir ve talimat verilmesini yasaklamasına rağmen, anket verileri bu kuralın uygulamada esnetildiğini göstermektedir. Hâkimlere yöneltilen “Yürüttüğünüz dosyayla ilgili siyasi/bürokratik kanallardan talep geldi mi?” sorusuna verilen yanıtlar, yargnın dış etkilere kapalılık ilkesinin pratikte aşındığını doğrulamaktadır. …… bu tablo, yargı teşkilatı içinde belirli dosyaların belirli hâkimlere yönlendirildiği veya karar süreçlerine “ricacı” olunduğu yönündeki “mutemet yargıç” (güvenilir/söz dinleyen yargıç) eleştirilerinin sahadaki karşılığını oluşturmaktadır. Taleplerin varlığı, yargıyı vatandaşın hak arama mercii olmaktan çıkarıp, nüfuzlu kesimlerin taleplerinin karşılandığı bürokratik bir mekanizmaya dönüştürme riski taşımaktadır.”
İşte size karman çorman bir iklim… Emekli yangınına çözüm çıkar mı bu iklimden, iç cephe tahkimi çıkar mı, adalet çıkar mı, el hasıl “ört ki ölem” psikolojisine deva bulunur mu?
