Böyle olmamalıydı

Kürsüler barut fıçısı

-Kürsüler barut fıçısı. Cumhurbaşkanı bile “Özgür” diye hitap ediyor ana muhalefet liderine… Ben de “Ya o da ona Cumhurbaşkanlığını unutup “Recep” diye seslenirse kürsüden” diye hayıflanıyorum. Kaldı ki Ana muhalefet lideri de lafını esirgemiyor, “Senden korkan senin gibi olsun” türü bir sokak ağzına yöneliyor. Yaşanan süreçte Öcalan’a yönelik sımsıcak tanımlamaları ile sahne alan Devlet Bahçeli, Özgür Özel söz konusu olduğunda zehir zembereklere uçuyor.

Bilmem ki bu memlekette üzerlerinde yönetim sorumluluğu bulunanlara bir huzur mevsiminde “huzur iklimi” oluşturmak gibi bir görev düşmez mi? Bence o tür duyguların çok ötesine sevrulundu.

Yeni Adalet Bakanı’nın yüzüne bakıyorum, bütün siyasi gerginliği yüreğine taşımış bir sima var orada. Meclis’te yaşanan neydi öyle… Tam Ramazan öncesinde Akın Gürlek’i Adalet Bakanı yapmak, Ramazan’ı sükûnet ve huzur içinde yaşama arayışının uzantısı değildir herhalde. Akın bey ara sıra kendi görüntülerini seyretse fena olmaz derim ben.

Ya sofralar

-Ya sofralar… Ramazan evet oruçtur, imsaktır, yani ağzı, dili, gönlü tutmaktır, orası büyük iradedir, ama Ramazan aynı zamanda bir sofradır. İftarı ile sahuru ile… Evet iftar bir hurma ile de açılır, sahur bir tas çorba ile de tamamlanır, ama insanların buna “mecbur – mahkûm” hale geldiği bir ülke iklimi, Ramazan’ı bile huzursuz eden bir iklim olmalı.

İnsanlar “70 bilmem şu yaşıma geldim, böylesini görmedim” diye anlatıyor bu Ramazan’a girerken, hayatını cendereye sokan geçim meselesini… 30 bin liranın açlık, 100 bin liranın yoksulluk sınırı içine girdiği ülkede, 65 yaş aylığı diye bilinen “yoksulluk maaşı” 6.300 – 7.065 lira, en düşük emekli aylığı 20 bin lira, asgari ücret 28.800 lira… öğretim üyesi maaşı 80 bin lira… Doktor, öğretmen, mühendis o aralarda bir yerde… Kaç milyon kişi demek bu? Ya da 86 milyonun kaçta kaçı? Herkesin iftar sofrasına ne koyacağını düşündüğü bir darlık zamanında geldi “Mübarek Ramazan…” Et girsin insanların iftarına, pide girsin, çocukların yüzü gülsün, iftar sevinci vursun gözlerine…

Bu ülkenin insanı, Ramazan’ı böyle bir “kıtlık iklimi”nde, hep “yokluklar”ın konuşulduğu, hep “neye gücümüz yeter”in hesaplandığı bir atmosferde yaşamayı da içine sindiremez, yakıştıramaz kendisine… O ayrı bir azaptır bu ülke insanı için…

Bir yerde buralara, bu “yokluklar”a “varlık”tan gelinmiştir. “Ev – araba alabilirlik”ten gelinmiştir. Bir yerlerde “birikim”i vardı, onu onun üstüne koyar, “şunu yapabilir”di insanlar… Evi yoksa büyük şehirde yaşamaya veda edecek milyonlar var bugün… Boğazı düğümleniyor insanların ayın hesabını hikâye ederken… Ne diyor bir siyasetçi “Milyonlarca insan zekât alacak hale geldi.” Ne yazık ki bu söz karşılığı olan bir söz.

Bir de “Barış”ımız var ama…

Bu yıl Ramazan’a “Barış”ın çok konuşulduğu bir “süreç” içinde de geldik. Ne kadar iyi… Ramazan ve barış. Oruç ve barış. Cami ve barış. Mahya ve barış… İslâm ve barış. Ne iyi…

Oraya bir “Keşke” iriyor bu memlekette. Keşke “Barış” dendiğinde herkes “barış”ı anlasaydı. Herkes karnından başka bir hesap yapmasaydı.

Başka bir savaşın baltaları hazırlanmasaydı.

“Yargı gücü” siyasi rekabette bir o yana bir bu yana savrulan bir savaş baltasına dönüşmeseydi keşke…

Birisi birisinin “siyasi yumuşak karnı”na oynamasaydı. Bir yandan “Bin yıllık kardeşlik” söylemlerinde bulunup diğer yandan, emperyalist politikalara denk düşen “kısa gün çıkarcılığı”na soyunulmasaydı…

Bugün burada küçük bir alıntı yapacağım. Sabahat Tuncel’den bir alıntı. T24’te Cansu Çamlıbel’e konuşmuş. Şöyle diyor:

“Statüyü biz şöyle tanımlıyoruz; Kürtlerin kendi bulunduğu yerde eşit yurttaşlık temelinde hem kendi kendini yönetmeleri hem de yönetime katılmaları. Mesela işte Irak’ta olan. Ya da Rojava’da da örneğin Kürtler hem kendi kendini yönetecek ama aynı zamanda Suriye Cumhuriyeti’nin bir parçası olacak. Türkiye açısından da aslında... Kendi kendini yönetecek.”

Bu cümlelerin en stratejik kelimesi “Statü…” Irak’ta statü, Suriye’de statü… Ve biraz çekingen, biraz “kimseler duymasın” tonunda ve biraz niyet beyanı niteliğinde: “Türkiye açısından da aslında... Kendi kendini yönetecek.”

Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da statüler… “Kürdistan” tanımlamaları… Sonrası “Büyük Kürdistan” yapılanması…

Bunu “Suriye’den sonra Irak’a da dikkat çeken” Hakan Fidan okuduğunda çok çok öfkeleniyorlar Hakan Fidan’a…

Görelim bakalım TBMM Komisyonunun harıl harıl raporunu hazırladığı “Barış” sürecinin içinden nasıl bir barış çıkacak.

YORUMLAR (14)
14 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.