DEM sürüklenmemeli

PKK Kuzey Irak’ta, Kürt özerk bölgesinde ayrı bir yapı olarak varlık göstermek istedi. Gücü yetse Barzaniler’i alaşağı edecek, bölgede iktidar olacaktı. Ayrı bir silâhlı yapı bizatihi Kürt yönetimi için kabul edilemez bulundu.

Kürt yönetimi, biraz da, ya da daha çok Türkiye’nin operasyonları ile PKK belâsından kurtuldu. PKK’nın son silâh bırakışı ve kendini feshi de Türkiye’nin operasyonları sonucu gerçekleşti.

DEM (ya da önceki türevleri), Türkiye’de bir siyasi parti. Başka partilerde de Kürtler var, ama salt Kürt temsili önemli ölçüde DEM bünyesinde gerçekleşti.

DEM’in PKK’dan, yani silâhlı bir terör örgütünden bağımsız hale gelmesi başından beri Türkiye siyaseti için en çetin sorun oldu. Hem Kürtlerin temsili önemliydi, hem de bu temsilin terörle bağının olmaması önemliydi.

DEM PKK’ya mesafe koymakta zorlandı. Kendi iradesi de bu ilişkinin sürmesinden yana mıydı yoksa Dağ’ın baskısına karşı mı koyamadı, biraz hüsnü zan beslesek, “Dağa karşı koyamadı” yaklaşımını benimseriz, ama DEM’in gönlünden de PKK yandaşlığının geçtiğine dair yığınla emare var.

PKK ile iş birliğinin bir siyasi partiyi, zaman zaman ya da sık sık yanlış ilişkilere maruz bırakacağı bilinmeyen bir şey olamaz.

Geçmişte PKK işin ucunu ilçelerde hendek kazmaya, özerklik ilan etmeye kadar vardırdı. Silah zaten vardı, Ölümler zaten vardı. Dığ3da çatışmalar zaten vardı.

Bütün bu süreçlerde DEM çizgisi nerede duracağı, nasıl tavır koyacağı noktasında kararsızlıklar yaşadı.

Örgüt adına yapılan her şeye bir kılıf bulmak vardı bir yanda, bir yanda da siyaseti Türkiye’de yaptığı, Türk – Kürt ilişkisinde yanlışlıklar yapılırsa her şeyin berbat olacağı gerçekliği vardı.

Hendek kazma – özerklik ilan etme olayı, Türkiye’nin hafızasında Kürt siyaseti adına da çok sıkıntılı bir yerde duruyor.

O zaman DEM çizgisi (“çizgi” diyorum, sürekli parti adı değiştiği için) Kobani olayları ile bağlantı kurarak “içeri”nin terörize olmasının parçası haline geldi. 6-8 Ekim olaylarının bagajı hâlâ zihinlerde saklı.

Bugünlere geldik… Yeniden bir süreç başladı. İçinde barış var, terörsüz Türkiye var, demokrasi var. Bahçeli gibi bir adam, geçmişte bu alandaki girişimler karşısında “Maginot hattı” gibi duran bir adam Öcalan ismi üzerindeki “terörist başı” tanımlamasını aşarak “Hadi gelin yeni bir süreç başlatalım!” dedi. DEM de heyecanla atladı bu çağrının üzerine.

Sonrası?

Sonrasında “Suriye gündemi” girdi araya, Suriye’de yönetim değişikliği ile birlikte otoritelerin tam oluşmadığı ara dönem girdi, PKK’nın Suriye kolu olarak SDG girdi, acaba bu ara dönemde Irak benzeri bir statü üretilebilir miydi?

DEM çizgisi arada kaldı: Türkiye’nin hassasiyetleri mi öncelenecekti, SDG-PKK’nın hesapları mı?

Kürt siyasi hareketi olarak Kürt duyarlılığının olması normaldi. Ama bir Türkiye oluşumu olarak, Türkiye’nin hassasiyetlerini görmek, dikkate almak da önemliydi. Sanki diyelim Irak üzerinden, sonra Suriye üzerinden, diyelim ABD’nin projelerinin uzantısı olarak Türkiye’de sonuçlar elde etmek…

Bunu okurdu Türkiye. DEM “Türkiye ortalaması”nın siyasi hassasiyetini dikkate alsa, Türkler’in duyarlılığını da dikkate alırdı. Kürtler’in tamamının dünyasını bile temsil etmiyordu DEM, o zaman farklı Kürtler’in dünyasını da okurdu. PKK teröründen bıkmış insanların duygu dünyasını da okurdu.

Sanki bunu yapamıyor DEM çizgisi.

O karambolde de DEM’in bile taşıyamayacağı hadiseler ortaya çıkıyor.

2013’lerde hendek, özerklik ilanı, alan kontrolleri, kimlik sorma, mahkeme kurma eylemleri falan çıkmıştı ortaya.

Bu defa da “Bayrak indirme” rezaleti bitişti DEM eylemine… DEM kınadı Allah’tan, bir kere yaşandı bu olay. “Provokasyon” muydu, elbette, ama işin oraya geleceğini görmemek de başlı başına bir siyasi körlük değil miydi?

Ayrıca DEM’in Suriye işinde SDG-PKK çizgisine kol – kanat germeye devam etmesi ne olacak? SDG-PKK’nın hangi eylemine kefildir DEM’liler, bunu gözlüyor Türkiye. Hafızaya yazılıyor. O zaman da DEM ile birlikte siyaset yapmak, herkes için zorlaşıyor.

İşte Ak Parti de MHP de tavır koydu. Erdoğan da Bahçeli de, yan yana durmakta zorlanacak DEM ile. Bahçeli hâlâ “Kurucu önder” diyebilir mi Öcalan için, soru. Tabii DEM de olan – biteni “Kürt karşıtlığı” gibi takdim edince Erdoğan ve Bahçeli ile yan yana durmakta zorlanacak.

Komisyon raporu nasıl yazacak, belli değil.

“Maksimalist” kavramı girdi siyasi kültüre. “En çoğunu istemek.” DEM, tıpkı Mazlum Abdi gibi Suriye için “en çoğunu istiyor” meselâ, bu duruş Türkiye’de de özel gündemde “en çoğu”na dair bir hesap bulunduğu kuşkusunu uyandırıyor. O da DEM ile birlikte zyol yürümeyi zorlaştırıyor.

Başlığa “DEM sürüklenmemeli” ifadesini koydum. Selahattin Demirtaş’ın “Türkiyelileşme” çizgisi önemli bir aşamaydı Kürt siyaseti için. Onun üzerinde daha çok çalışmak gerekiyor. DEM’in sürüklenmemesi, hem Kürtler için çok önemli, hem Türkiye siyaseti için…

YORUMLAR (7)
7 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.