Hadi, biraz daha cesaret

Epey bir zamandır herkes işin farkında. Parti nerede ise rant mekanizmasına dönüşmüş. Yola çıkış ideallerini hatırlatanlar, “muhalif” görülmeye başlanmış. O sebeple hareketin kendi kendini restore etme imkânı da zorlaşmış.

Ancak “hatırlı” ya da “cesaret sahibi” kişiler, o da “Reis’ten referansla” bir şeyler söyleyebilir hale gelmiş.

Bu noktada Bilâl Erdoğan önemli bir figür. Cumhurbaşkanı’nın mahdumu. Oğlu. Bu hüviyetiyle İlim Yayma Vakfı, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı dahil muhafazakâr camiadaki birçok kuruluşun başkanı. Milli İrade Platformu onun çevresinde hareket ediyor. TÜGVA, TÜRGEV hakeza…

Bilâl Bey’in bir bakıma hem islâmî camianın nabzını tuttuğu, hem partinin toplumsal zeminini gözlediği söylenebilir.

O bir gün şöyle bir cümle kurdu:

“Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız. İyiliklerin kaynağının dindar insanlardan geldiğini topluma yerleştirmeliyiz.”

Şöyle bir “mizan bozulması”ndan hareketle bu cümleyi kurmuş olmalıydı:

“Mizanın bozulduğu büyük alan, servet ve tüketimle kurduğumuz ilişkidir. Aynı şehirde bir insan hangi lüks otomobili alacağını düşünürken, birkaç sokak ötede başka bir insan hangi temel ihtiyacından vazgeçeceğini hesaplıyor olabiliyor. Kur’an serveti reddetmiyor... Fakat imkân mizandan koptuğunda kriz büyüyor; güç zulme, servet tahakküme dönüşüyor.”

Bilâl Bey, ülkeyi 24 yıldır, başında Tayyip Bey’in bulunduğu bir kadronun yönettiğini elbette biliyor ve sonuçların da bu 24 yılın sonunda böyle olduğunu görüyor.

Bir sancı var, besbelli. Üstelik geniş kitlelerde “Dindar insanın iyiliği”ne dair bir aşınmışlık gerçeği var. İster siyaset penceresinden bakılsın isterse, sırf bu ülkenin Müslüman karakterinin korunması noktasından bakılsın, “Dindar insanın işiliği”ne dair kanaat aşınmasından “İmam Hatip eğitimi almış bir kişi” olarak Bilâl Bey’in rahatsız olması tabiidir.

Cumhurbaşkanı bu tarz değerlendirmeler yapsa, bunun arkası gelir. Zaten bu düşüncede olanlar, birer birer meydana çıkmaya başlarlar. Bilâl Bey’in değerlendirmeleri de ailevi konumu gereği benzeri ağırlığa sahiptir.

Fon krizinin Ak Parti ve iktidar çevresinde patladığı açıktır. Cumhurbaşkanı’nın z önünde bulunduğu söylenen listenin ağırlıklı olarak iktidar çevresinden isimlerle dolu olduğu iddiaları belli ki boş değil.

Burada da Bilâl Erdoğan’ın söyleyecekleri olmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da “kimsenin korunmayacağı” yolunda bir tavır sergiledi. Bu tavrı, krizin ilerdeki cumhurbaşkanlığı seçiminde derin bir yıpranmaya yol açacağı kaygıları oluşturduysa, o da “siyaseten” mantıklıdır.

Süreçte İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın çıkışı da dikkat çekti. O da İHL – Kartal kökenlidir. Duyarlıdır. Tabii ki “Cumhurbaşkanının yükünü almak”tan yola çıkarak, yaraya neşter niteliğinde şeyler söyledi. Şunlar meselâ:

“Üzgünüz, yorgunuz, dahası kırgınız…..

Yemeyeceğin kadar parayı kazanmak için bu kadar hırsın izahı yok…..

Cumhurbaşkanımızın “yanlış yapana gereği yapılacak” demesi çok önemli…..

Garibanı, dua edeni üzmek, hiçbirimizin haddi değildir…..

Kolundaki saatle, giydiği ceketle, yediği yemekle gündem olma yanlışından kurtulmak zorundayız……

Para hırsından, makam hırsından kurtulmak durumundayız……

Parayı çok seviyorsan ilgili görevlerini bırak bireysel olarak yap. Hem para kazanayım hem devlette olayım hem genel merkezde olayım... Bu olmaz……

Hırsızın suçu var. Ama bekçinin suçu yok mu? Falanca kişi çalmış, çok para almış. Gereği yapılsın. Ama kapıdaki bekçinin, ilgili kurumun, bu sistemi takip etmek zorunda olanın kusuru yok mu?”

Bekçi… Bekçi kim?

Ak Parti’nin Grup başkanvekillerinden Özlem Zengin “Burada örgütlü bir suç var. Listeler açıklansın” çıkışı yaptı Meclis’te… Daha önce “Yaptıklarımızdan utanmıyoruz, hatta gurur duyuyoruz” demişti, bu defa farklı konuştu. İyi bir gelişme…

Ben, bu süreçte en çok İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH)’nin açıklamasını önemsedim. Epeyce bir süredir iktidarla neredeyse bütünleşen “islâmî” STK’lar” içinden ferklı bir ses yükselttiği için.

Halen yönetim kurulu başkanlığını Kemal Özden’in yürüttüğü İMH’nın kurucusu ve onursal başkanı, gençliğinden beri bu misyonun içinde yer alan Mehmet Güney’dir. İMH adına fon krizi çerçevesinde yapılan geniş kapsamlı açıklamadan şu paragrafı aldım:

“Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin gayriahlâkî fiilleri yalnızca kendi itibarlarını değil, İslâm’ın itibarını zedeler; bu, kötülüğün vebalini daha da ağırlaştırır.”

Açıklamada yer alan “Dini söylemler, şeffaflık ve denetimin yerini tutamaz” ifadesi ise, ilişkilerdeki yöntem hassasiyetini ortaya koyar ki çok önemlidir. Yani “dini söylem” şeffaflığın ve denetimin yerini almamalı. Kimse dini söylemin arkasına sığınarak kötülüğü meşrulaştırmamalı…. Olan biteni izleyen “Müslüman” ise, söyleme bakıp arkasındaki kötülüğü içine sindirmemeli… Burada şunu söyleyebilirim:

Eğer islâmi stk’lar, siyasallaşıp iktidarın uzantısı haline gelmemiş olsalardı, iktidar bir rant buluşmasına dönüşmez, iktidarın üzerine oturduğu siyasi yapı da, “dindar insanın iyiliği” kanaatinde aşınmalara sebep olmazdı.

Son söz: Bize gerektiğinde Ömer’i bile uyarabilecek nitelikte bir Müslüman karakteri lâzım.

YORUMLAR (16)
16 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.