Sinemanın hakikatı

Sinema kültür literatüründe eğlence sektörü olarak yer alır. Ortaya ilk çıktığında eğlence sektörünün işlevine binaen bir içerik yapılanması var. Kah güldüren kah hüzünlendiren güldürü ve hüzün arasına mesajını veren bir amacı da içinde barındırdı. 

Bizde Hacivat-Karagöz, meddah, ortaoyunu da geleneksel eğlence sektörünün kültürel işlevini yerini getirmek için oynandı, oynatıldı. 

Geleneksel oyunlarımız sinemanın olmadığı dönemde sinema işlevi gören bir eğlence kültürü ürünüydüler. 

Eğlendirirken İnsanların kendine çeki düzen vermesi için iğneyi herkese, her kesime batırmaktan geri kalmayan samimiyeti daima mesajlarında bulunduruyorlardı. Art niyetsiz bir doğru insan olma kaygısını ön planda tutan kahkahaların içinde doğru sözü oradakilere duyurma amacını eksik etmezdi. 

Gel zaman git zaman dünya döndükçe dünyanın hayat biçimi de değişti. Küçük insan topluluklarına hitap eden her milletin eğlence kültürü “sinema” ve “tiyatro”sektörüyle karşımıza çıktı. Sinema sektörü, ticari kazanç elde etme üzerine kurulan Amerika’da ortaya çıkmasını normal karşılıyoruz. “Elektrik Savaşları”ında Thomas Edison’un ticari amacı her şeyin üstünde tutup elektriği bulma savaşında göçmen Nikola Tesla’nın fikirlerini çalıp Tesla’yı beş parasızlığa mahkum ederek Tesla’nın fikirlerinden yola çıkıp elektrik akımını mekandan mekana yayarak en büyük şirket olma hırsını besledi. 

Sinema sektörünün kuruluşunun temelinde de elektrik savaşlarında gördüğümüz ticari kazanç var. Büyümesinde ise Amerikan şirketlerinin rekabet, çekişme, en iyi olma, rakibini sektör dışı bırakma, sektörden daha fazla kazanç elde etme amacı var. 

Amerikan sinemasının büyük sektör olmasını sağlayan güçlerin arkasında Amerikan devletinin desteği daima var oldu. 

Devlet, Amerikan sinemasının devalaşmasının en büyük destekleyicisi ve sponsoru oldu. 

Devlet ve sermaye sahipleri sinema üzerinden Amerikan toplumunu ve dünyayı istedikleri hale dönüştürmeye çalıştılar, çalışıyorlar. 

Amerika, kitlelere vermek istediği mesajın senaryosunu yazarak beyaz ekrandan insanlara iletti, iletiyor. Amerikan sinemasının girdiği evler ve sinema salonları bu mesajın yankısını dafalarca duydu. 

Küresel sinemanın temsil gücü Amerikan sinemasında. Onlar sinemada tekel kurup gücü elinde bulunduruyor. Hangi filme, aktöre ödül verileceğini Amerikan sineması belirliyor ve dünyada da ses getirmesini sağlıyor . Diğer sinemaların sesi kısık dar bir kesimle sınırlı kalıyor Amerikan sinemasına göre. 

Amerikan sinemasının bizim kuşağın yaşantısından itibaren geçmişine baktığımızda sinemanın öznesinde daima bir dönüştürme konusu vardı. 

İlk izlediğimiz Amerikan filmlerinde kovboylar ile Barbar Kızılderililerin savaşı. Amerikan sinemasının o dönemdeki işlevi Beyaz adamı medeni, Kızılderilileri barbar göstermek. Çocukluğumuzda vahşi Kızılderili algısı Amerikan sinamsı ile oluştu hepimizin hayatında. 

Soğuk savaş döneminde Amerikan sinemasının öznesi S.S.C.B. ve yandaşlarıyla olan mücadele. Rambolar Afganistanlarda Ruslara karşı amansız mücadeleleriyle masum insanları Sosyalist Rusya’nın despot işgalci yapısından koruyordu. Varşova Paktı’na üye ülkeler başta Rusya olmak üzere dünyanın huzurunu bozan insanları açlığa yoksulluğa mahkum eden ajan ülkelerdir algısı sinema üzerinden oluşturuldu. 

Bir yandan da Sinema sektörünü elinde bulunduran Yahudi sermayesi, İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan binlerce film çektiler. Filmlerin çoğuna büyük sermayeler harcandı. Oscar’a aday gösterilip büyük ödüller verildi. İkinci Dünya Savaşı ile ilgili filmlerin ana teması: Naziler ve Yahudi düşmanlığı. İsrail’in Filistin’de devlet kurup Filistinlileri katletmesi bu filmlerin gölgesinde kaldı birazda. Filmler İsrail’in devlet kurmasına zemin hazırlayıp İsrail devletinin insanlık dışı katilliklerini de gölgeledi. 

Sovyet Rusya’nın dağılması ve soğuk savaşın bitmesiyle Amerikan sineması konu içeriğini musevi sermayesi ve Amerikan devletinin desteğiyle başka bir alana çevirdi. Ancak önce alanın alt yapısını oluşturmak lazımdı. Bunun içinde Amerikan Savunma Bakanlığına Ulusal Danışmanlık yapan Samuel Phillips Huntington’a 1993’te “Medeniyetler Çatışması” makalesini yayımlattı. Makaleyi Amerika ve küresel sermaye İslam ülkelerindeki dostları aracılığıyla parlattı. Ülkemizde de makale üzerinden ekranlarda günlerce tartışmalar yapıldı. 

Makalenin ekseninde Amerika ve Batı’nın yeni günah keçisi; İslam Dünyası olarak berlilendi. Amerikan Sineması bu sefer senaryolarını ve kameralarını İslam Dünyasına çevirdi. Senaristler islam dünyasını terör alanı belirleyip hayali terör örgütleri kurdular. Amerikan aktörleri Dünyanın başına bela olacak ve dünyayı kan gölüne çevirecek olan Müslüman teröristlerden dünyayı temizlemeye soyundu. Dünya siyaseti de oluşturulan sinemaya paralel şekillendi. Libya, Irak, Mısır, Suriye, Yemen Arap baharıyla etkisiz eleman haline getirildi. Sinema işlevini eksiksiz yerine getirmekte bir an geri kalmadı. 

Dönüp günümüze geldiğimizde 2000’li yıllarda alt yapısı oluşturulan, 2010’dan sonra ivme kazandırılan sinemanın yeni rolü; hazcılık üzerine senaryolar yazıp eşcinselliği sinemanın öznesi haline getirmek. Ekranlar aracılığıyla eşcinselliği yaygınlaştırıp eşcinselliğin her kesim tarafından doğal karşılamanmasını sağlamak. Hazcılığı sapıklık boyutuna vardırmak. 

Sinema sektörüne sanat kutsallığı atfedilerek içeriğinin tartışılmasına sanat adı altında müsaade edilmeden olduğu gibi kabul edilmesini sağlamak. 

Günümüz sinemasının daha öncekilerden farkı, Amerikan sineması ile eşcinsellik işlevinin sınırlı kalmaması. Küresel sermaye ses getiren tüm ulusal ve uluslararası sanat ve festival filmlerine sponsor oluyor, fon sağlıyor ve eşcinselliği tüm sinema festivallerinde ödüllendirerek ön olana çıkartıyor. Bugün eşcinselliği konu almayan filmlerin bırakın ödül almasını uluslararası film festivallerinde gösterilmesine dahi tahammül edilmiyor. 

2009 yılında gösterime giren Mahsun Kırmızıgül'ün Güneşi Gördüm filmi borç batağında yüzen Mahsun Kırmızıgül’e kardeşi kardeşe eşcinsellik yüzünden Galata Köprüsü’nün ortasında seher vakti öldürterek eşcinselliğin doğal alanına yer açan yabancı fonlar hem film çektirdi hem de borç batağından aktör ve yönetmen Kırmızıgül’ü kurtardı. Yetmedi film, 2009 yılındaki 82. Akademi Ödülleri'nde Türkiye'nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçildi. 

Yeşil Rehber, yönetmenliğini Peter Farrelly'nin yaptığı 2018 çıkışlı Amerikan yapımı biyografik komedi-drama filmi insani ilişkileri mükemmel denilecek eksiksizlikte bir eşcinselin hayatı üzerinden verildi. 91'inci Oscar Ödülü töreninde "Green Book" ( Yeşil Rehber) en iyi film seçildi. 

Filmin başrolündeki Rami Malek, en İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanırken, film ayrıca En İyi Kurgu, En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Ses Miksajı dallarında Oscar aldı. 

Sinema günümüzde daha bir ivedilikle küresel dünyanın insanı dönüştürmek istediği şeye evirme işlevini gözümüzün içine baka baka yapıyor. Bunu yaparken sinemanın sanat işlevine daha çok atıfta bulundurarak yaptırımın inandırıcılığını tartışmaya dahi tahammül etmiyor. 

Günümüz sinema izleyicisi film izlerken eleştirel özelliği daha ön planda tutmalı. Biz film üzerinden bir hayat biçiminin empoze edilmesine maruz kalıyoruz film aracılığıyla. 

Her filme sanat deyip eleştirel özelliği gözardı edip filmin propagandasına yenilenler düşünce sömürüsünün bayrağı eline tutuşturulacaklar arasında yerini alır. 

 

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum