Küresel ölçekte yürütülen bir iş gücü çalışması, Türkiye'deki nitelikli çalışan pazarında yaşanan yapısal sorunları ve dünya ile açılan makası net bir şekilde gözler önüne serdi.
Uluslararası iş veren markası araştırma ve danışmanlık kuruluşu Universum, 60'tan fazla ülkede insan kaynakları (İK) profesyonellerinin katılımıyla gerçekleştirdiği Employer Branding NOW 2026 araştırmasının Türkiye ve dünya karşılaştırmalı verilerini paylaştı.
Ortaya çıkan sonuçlar, Türkiye'deki yetenek pazarının hem ayrılan bütçeler hem de aday bulma zorluğu açısından küresel ortalamaya kıyasla çok daha agresif ve kırılgan bir zeminde ilerlediğini ortaya koydu.
TÜRKİYE'DE İŞE ALIM YÜZDE 98 ORANINDA ZORLAŞTI
Gelecek döneme yönelik beklentiler incelendiğinde, Türkiye'deki İK yöneticilerinin küresel meslektaşlarına göre çok daha karamsar bir tablo çizdiği görüldü.
Dünya genelindeki İK profesyonellerinin yüzde 52'si önümüzdeki 12 aylık sürecin istihdam açısından daha zorlayıcı geçeceğini öngörürken, Türkiye'de bu karamsarlık oranı yüzde 65 seviyesine ulaştı.
Benzer şekilde, iş verenlerin personel bulurken zorluk yaşama oranı dünyada yüzde 93 olarak kaydedilirken, Türkiye'de bu veri yüzde 98 ile neredeyse tam zorluk sınırına dayandı.
Ofislerdeki samimiyetsizlik canlarına tak etti: İş yaşamına bakış açısı değişiyor
TEKNOLOJİ YETENEKLERİ DÜNYADA İLK SIRADAYKEN TÜRKİYE'DE SAHA GÜCÜ ÖNDE
Araştırmadaki en çarpıcı paradokslardan biri, aranılan yeteneklerin niteliğinde ve teknoloji odağında yaşandı.
Dünya genelinde şirketlerin öncelikli ihtiyacı yüzde 46 oranıyla bilgi teknolojileri (BT) alanındaki yetenekler olurken, Türkiye'de bu ihtiyaç yüzde 41 seviyesinde kalarak saha gücü gereksiniminin gerisinde konumlandı.
Küresel ölçekte firmalar teknolojik dönüşüme odaklanırken, Türkiye'deki şirketlerin operational sürekliliği sağlamak adına mavi yaka ve saha personeline yönelmek durumunda kaldığı anlaşıldı.
TEKNİSYEN VE USTA BULMA KRİZİ KÜRESEL ORTALAMAYI İKİYE KATLADI
İstihdam piyasasında temin edilmesinde en çok güçlük çekilen çalışan grupları analiz edildiğinde, Türkiye ile dünya arasındaki en büyük uçurumun vasıflı işçi kategorisinde olduğu belirlendi.
Türkiye'deki iş verenlerin ulaşmakta en çok zorlandığı kitleyi yüzde 43 gibi yüksek bir oranla teknisyenler ve ustalar gibi vasıflı işçiler oluşturdu.
Dünyada ise bu meslek grubunda zorluk yaşayanların oranı sadece yüzde 24 seviyesinde kaldı.
Bu veriler, ülkemizde teknik eğitim almış ve sahada üretim yapacak nitelikli iş gücü bulma krizinin küresel ortalamanın neredeyse iki katı büyüklüğe ulaştığını gösteriyor.
Çalışanların gizli arzusu ortaya çıktı: Tam üç katı talep ediliyor
TÜRK ŞİRKETLERİ YETENEK AVI İÇİN BÜTÇELERİ SEFERBER ETTİ
Yaşanan yoğun yetenek kıtlığı karşısında Türk şirketleri, küresel rakiplerine kıyasla savunma mekanizması olarak bütçe artırımına sığındı.
Dünya genelinde şirketlerin sadece yüzde 30'u işe alım bütçesini artırma yoluna giderken, Türkiye'de bu adımı atan firmaların oranı yüzde 54'ü buldu.
Bu çarpıcı fark, Türkiye'de doğru adayı bulabilmek ve bünyeye katabilmek için yürütülen yetenek avı maliyetlerinin küresel piyasalara göre çok daha hızlı ve kontrolsüz şekilde yükseldiğine işaret ediyor.

DÜNYA KÜLTÜREL UYUMU BIRAKIYOR TÜRKİYE VAZGEÇMİYOR
Aday değerlendirme ve seçme kriterlerinde de Türkiye ile dünya arasında net bir vizyon ayrılığı ortaya çıktı.
Küresel pazarda kültürel uyum kavramı bir işe alım kriteri olarak önemini kaybetmeye başlayarak yüzde 63 seviyesine gerilerken, Türkiye'deki işletmelerin yüzde 76'sı hâlâ en öncelikli kriterin bu uyum olduğunu savundu.
Türk şirketlerinin esneklik ve çeşitlilik yerine tanıdık ve mevcut yapıya uyumlu profillere odaklanmayı sürdürdüğü görülüyor.
Uzmanlardan iş dünyası için korkutan 'yetenek kıtlığı' uyarısı
ŞİRKET İÇİ ROTASYONDA BÜYÜK ALGI YANILSAMASI
Mevcut çalışanların şirket içindeki hareketliliği ve kariyer gelişimi konusunda Türkiye'deki yönetim kademelerinde ciddi bir algı yanılsaması yaşandığı saptandı.
Türkiye'deki firmaların yüzde 67'si rotasyon ve mobilite uygulamalarının gayet iyi işlediğini düşünürken, bu memnuniyet oranı dünyada yüzde 77 olarak ölçüldü.
Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında ise dünyada rotasyon fırsatlarını en kritik öncelik sayan şirketlerin oranı yüzde 23 iken, Türkiye'de bu oranın sadece yüzde 18 düzeyinde kalması dikkat çekti.
Yani Türk şirketleri uygulamalarını başarılı bulsa da aslında konuya dünyadan daha az öncelik veriyor.
ÖĞRENME VAADİ VAR AMA ÇALIŞANA SAYGI ARKA PLANA İTİLDİ
İş verenlerin adaylara sunduğu vaatler ile çalışanların gerçek beklentileri arasındaki çelişki raporda net bir biçimde yer buldu.
Türkiye'deki iş verenlerin yüzde 62'si Çalışan Değer Önermesi (EVP) stratejilerini öğrenme ve gelişim imkanları üzerine inşa etti.
Buna karşın, hem üniversite eğitimi alan gençler hem de deneyimli profesyoneller için en temel ve vazgeçilmez iş veren markası niteliği olan çalışana saygı unsuru, şirketlerin öncelik sıralamasında yüzde 33 oranıyla ancak arka sıralarda kendine yer bulabildi.
Yapay zeka çağında ayakta kalmanın tek bir altın kuralı var
TÜRKİYE İŞE ALIMDA YAPAY ZEKA TEKNOLOJİSİNİN GERİSİNDE KALDI
Teknolojik altyapı bitişik ve modern araçların kullanımı hususunda da küresel trendlerin gerisinde kalındığı görüldü.
Dünya genelinde işe alım süreçlerinde yapay zeka kullanımı yüzde 31 seviyesine ulaşırken, Türkiye'de bu oran yüzde 23'te kaldı.
Üstelik Türkiye'deki mevcut yapay zeka entegrasyonunun yüzde 35 gibi önemli bir bölümünün, yalnızca temel düzeyde aday havuzu oluşturma ve üretken yapay zeka araçlarıyla sınırlı kaldığı belirlendi.

ŞİRKETLERİN İK STRATEJİLERİ İLKÖNCELİK LİSTELERİNDE FARKLILAŞTI
Araştırma kapsamında paylaşılan genel tablodaki diğer detaylar da iki pazar arasındaki stratejik farkları doğruladı.
İş veren markası çalışmalarının İK departmanının ilk önceliği olduğunu belirtenlerin oranı Türkiye'de yüzde 53 iken, dünyada bu oran yüzde 37 olarak ölçüldü.
Diğer taraftan, kurumsal kimliğini tanımlayan ve yol haritası sunan herhangi bir Çalışan Değer Önermesi bulunmayan şirketlerin oranı Türkiye'de yüzde 22, dünyada ise yüzde 20 olarak kayıtlara geçti.
Türk CEO'lar, küresel meslektaşlarından çok daha karamsar
"BÜTÇE ARTIRMAK YETENEK KRİZİNİ ÇÖZMEYE YETMEZ"
Araştırma sonuçlarına dair kapsamlı bir değerlendirmede bulunan Universum Türkiye Lideri Evrim Kuran, Türk şirketlerinin yüksek oranlarda kültürel uyum arayışına girerek aslında kendi yankı odalarını yarattıklarını ve konfor alanlarını korumaya devam ettiklerini dile getirdi.
Farklı sesleri, dönüştürücü zihinleri veya sistemi ileriye taşıyacak yapıcı itirazları değil, mevcut düzene ayak uyduracak profillerin hedeflendiğini söyleyen Evrim Kuran, hem öğrencilerin hem de profesyonellerin en temel beklentisi olan çalışana saygı kavramının ajandaların çok arka sıralarına itildiğini aktardı.
Şirketlerin yetenekleri çekmek amacıyla öğrenme ve gelişim fırsatları gibi unsurlara odaklandığını belirten Evrim Kuran, sahadaki teknisyenin veya masadaki uzmanın aslında çok daha sade ve derin bir beklentisi olduğunu, bunun da varlığının insan olarak görülmesi ve emeğine sahici bir saygı duyulması olduğunu ifade etti.
"YETENEK SAVAŞINDA KAN KAYBETMEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Değerlendirmesinde organizasyonel vizyonun önemine vurgu yapan Evrim Kuran, şu sözlerle uyarılarda bulundu:
"İşe alım bütçelerimizi dünyadan iki kat daha fazla artırmamız, yetenek krizini yalnızca parayla çözebileceğimiz gibi tehlikeli ve sığ bir yanılgıya işaret ediyor.
Oysa mesele bütçenin büyüklüğü değil, organizasyonel vizyonun derinliğidir.
Dünyanın gerisinde kalarak yapay zeka teknolojilerini sadece temel bir aday havuzu oluşturma aracı olarak konumlandırdığımız ve şirket içi rotasyon fırsatlarını çalışana bir hak değil lütufmuş gibi sunduğumuz sürece bu yetenek savaşında kan kaybetmeye devam edeceğiz.
Dünyayla aramızdaki giderek açılan makası kapatmak istiyorsak, hiyerarşik ezberlerimizi bozmalı ve yeteneğin sesine kulak vermeliyiz."

