Back To Top
Şiddet veya siyaset

Şiddet veya siyaset

 - Son Güncelleme: 07.11.2019 Perşembe 00:18
- A +

Kürt sorunu bakımından ortada fasit bir daire var. İzlenen yol mantıklı, kalıcı ve gerçekçi yol değildir.

Ülkede temel hak ve özgürlükler çıtasının iyice düşmesinin pek çok nedeni, açıklaması, iktidar tarafından dile getirilen “gerekçesi” var.

Bunlardan birisi şüphe yok ki Kürt meselesi. Bu konuda hakim olan güvenlikçi söylem ve ideoloji hem fiili hem simgesel olarak demokrasinin alanını daraltma, bunu “doğrulama”, bu istikamette kamuoyu desteği bulma işlevini ziyadesiyle görüyor.

Ne var ki, kim ne derse desin durum dünden farklı değil, tüm bu tür çatışmalarda olduğu gibi, mesele güvenlikçi bakışın sınırlarını fersah fersah aşıyor. Zira Türkiye’nin Kürt sorunu, kökü ve tarihi itibariyle etnik-siyasi nitelikli bir sorun.

Şu çıplak bir gerçek: I. Dünya Savaşı’nın sonunda Ortadoğu’da 1916 Sykes-Picot Anlaşması’yla yapılan paylaşım Kürtlere devlet kurma imkanı tanımamış, Kürt nüfusunu İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında dağıtmıştı. Bu dört ülkede bugün itibariyle toplam 29 milyon Kürt nüfus bulunmakta, bunların 8.1 milyonu İran’da, 5.5 milyonu Irak’ta, 1.7 milyonu Suriye’de, 13.5 milyonu (toplamın yüzde 17.7’si) Türkiye’de yaşıyor. 1920’lerden itibaren bu Kürt topluluklar bu ülkelerde çeşitli yol ve oluşumlarla önce kimlik sorunlarının, zamanla kendini yönetme iddiasının peşinden koştular.

Hâlâ koşuyorlar ve koşmayı muhtemelen hep sürdürecekler. Bu arayış karşısında Türkiye ne yapabilir?

Yürünebilecek iki yol var: Şiddet veya siyaset yolu.

Siyasi iktidar ilk yolda yürüyor. Yaptığı, her tür ve her yerdeki Kürt siyasallaşmasını güç kullanarak sindirmeye çalışmaktan ibaret. Güç kullanımına dayalı strateji, sorunu siyasal mesele değil, bir örgüt ve kalkışma hali olarak ele almayı beraberinde getirir. Nitekim öyle oluyor. Ankara, Kürt meselesine sadece bir örgüt ve bir terör hadisesi olarak bakıyor. Tüm gücünü ve iç ve dış politik enerjisini örgütün, kalkışmanın ve siyasi taleplerin zemini ortadan kaldırmaya hasrediyor. Ama iş kaçınılmaz olarak örgütle mücadeleyi aşıyor, zemine müdahaleye dönüşüyor. Irak dahil Kürtlerin yaşadığı bölgeleri bir yatak olarak görüyor, bu bölgelerde Kürtlerin belli siyasi sınırları geçmesini bir beka meselesi olarak kabul ediyor, dahası bu yatağı mümkün olduğunca sivil alan da dahil denetlemek istiyor.

Ama şu açık: Türkiye bu mantık ve tanımlar çerçevesinde, diğer bir ifadeyle askeri araçlar ve güvenlik tedbirleriyle, özellikle ülke dışında Kürtlerin yaşadığı bölgeleri uzun vadede şekillendirme ve kontrol imkanına sahip değil.

Denetim kimi bölgeler bakımından kısmen mümkün olsa bile, ancak silahlar, yasaklarla gerçekleşebilir. Bunun faturası ise, bölgedeki insana, toplumlara, bize, demokrasiye çıkar yukarıda söylediğimiz gibi şimdiden çıkıyor.

O zaman ortada fasit bir daire var demektir. İzlenen yol mantıklı, kalıcı ve gerçekçi yol değildir.

Bunu en yakından bilenin, bilmesi gerekenin mevcut siyasi iktidar olduğuna şüphe yok. Nitekim, 2000’lerden itibaren Türk devletinin bu konudaki sert, dışlayıcı, askercil resmi politikalarını, güvenlik tedbirlerinin yetersizliğini görerek ilk kez esneten AK Parti olmuştu. Temel hak ve özgürlükler sahası ile kültürel varoluş alanının genişlemesi, demokratikleşme, bölge koşullarının iyileştirilmesi, siyasi hizmet üzerinden sosyo-ekonomik entegrasyon arayışı bu esnemenin ilk aşamasıydı.

İkinci aşama, bu hamlenin yeterli olmaması üzerine, devletin örgütle temas kurarak onu silah bırakmaya ikna etme, silahlı güçleri sisteme entegre etme fikri, bir bakıma çözüm süreci, yani siyasi yol oldu.

Aslında şiddet karşında siyasetin öyküsü, çözüm sürecinin başlangıç tarihinden daha eskiydi. AK Parti iktidarının 3’üncü yılı, 2005, PKK ve MİT arasındaki ilk ciddi diyalog yılı oldu ve hükümet tarafından ilan edilen demokratik açılım programıyla eşanlı gerçekleşti. Bunları 2008-2009’da MİT, başbakanlık temsilcileri ve örgüt yöneticileri arasında yapılan görüşmeler takip etti. Başarısızlıkla sona erse de, hükümetin onayıyla 2009’da Habur sınır kapısından kimi PKK’lıların Türkiye girmesi bir başka somut adımdı. Ardından, diğer temaslara oranla ete kemiğe bürünmüş, kısmen daha tanımlı, kamuoyuna deklare edilmesi itibariyle bir ilk olan 2013-2015 çözüm süreci dönemi geldi.

Çözüm sürecinin ilanından birkaç ay sonra, daha sonra düşecek olsa da, o an yayılan umut havasıyla, kamuoyundaki desteği 2013 Mayıs’ında 80’i aşıyordu.

Ama süreç başarısız olunca, AK Parti 1990’lı yılların politikasına geri döndü.

Peki süreç neden başarısız oldu?

Bu konu bir dönem çok tartışıldı ve tartışılmaya devam edecek.

Çözüm sürecinin mimarisi ve çatısıyla ilgili sorunlar bu başarısızlığın nedenlerinden birisiydi. Çözüm projesi her şeyiyle örgütün silahlı adamlarının Türkiye’yi terk etmesi ve geniş çaplı demokratikleşme iki başlangıç koşulu üzerinde kurulmuştu. Bu mutabakat sürecin başlaması ve ilanı için yeterli görülmüş, temel ilkeler, talepler, usuller tartışması zamana bırakılmıştı.

İkinci sorun tarafların karşılıklı güvensizliğiydi. Bir yandan çözüm süreci ve görüşmeler yürütülüyor, diğer yandan, güvensizliğin ürettiği, sürece aykırı yollar izleniyordu. Örgüt çekildiği yerlere devletin kale kollar yaptığını söylüyor, hükümet çekilmenin yetersiz ve sahte olduğunu söylüyordu.

Bunun işaret ettiği üçüncü büyük sorun aslında niyetlerle ilgiliydi. Niyetler farklıydı.

Hükümetin beklentisi, “demokrasiyle buharlaşma” esası üzerine oturuyordu. Çözüm süreciyle hedeflenen, PKK’nın silahları bırakması, yavaş yavaş buharlaşması, sorunun demokratik entegrasyon yoluyla kendiliğinden çözülmesiydi.

Öcalan’ın pozisyonunu ise iki kademeliydi. İlk kademede öncelik meşruiyet hali ile Kürt hareketi arasına ilişki yerleştirmeye verilmişti. Hedef, görüşme, temas üzerinden muhataplığa doğru ilk adımları içerecek bir sürecin tetiklenmesiydi. Diğer bir ifadeyleÖcalan’ın başlangıç siyaset tarzı, müzakere yaya çözüm sürecine yönelik kurucu ve bağlayıcı önkoşullardan çok, Kürt hareketinin, kendisinin ve PKK’nın kamusal alanda siyasi meşruiyetini kapısını aralamak üzerine kuruluydu.

Tüm çözüm süreçlerinde olduğu gibi görüşmeler, ilişkiler sırasında niyetlerin değişmesi, birbirine yaklaşması beklenirdi ama başka bir faktör devreye girdi. Suriye iç savaşı başladı.

Sorun, Türkiye zemininden kaymaya başladı. Kobane olayları bunun ilk göstergesi oldu. Örgüt hendek ayaklanmalı çözüm sürecini değil, Suriye’yi örnek aldığı ortaya koydu.

Süreç bu noktada bitti. Bedel ise büyük oldu. Sorun çok daha karışık ve katmanlı hale geldi, ABD, Suriye, Rusya gibi üçüncü ülkeleri oyuna dahil etti.

Ne var ki, siyaset her zaman Kürt sorunun çözüm için asli unsur olmaya devam edecek.

Bu belki mevcut koalisyonla olmayacak, ancak bir gün Türkiye o noktaya tekrar gelecek.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Güneşe gözlerini yummak ile sorunlar yok olup, çözülmüyor. Zülme rıza zülümdür. Yazarın güzel fikirleri bu çoğrafyaya 3 gömlek büyük gelir. Zira toplumumuzun seviyesi ÇUKUR...
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 18:45
Şu; Sözde Çözüm süreci devam ederken,hdp' li yöneticiler hergün devlet yöneticileriyle tokalaşır,gülücükler saçarken pkk bi kumar oynayayım dedi,hazır Suriyede Amerikanın arkalamasıyla baya bi yol katedmişken neden Türkiyede de baya bi yol katedemiyeyim dedi ve her yere mayın döşemeye,ülkeye tonlarca bomba zulalamaya başladı,savaşı başlatınca devlet geç de olsa uyandı ve Suriyenin kuzeyiyle birleşik bi devleti size kurdurmayacağım dedi.Yani yazının sonundaki o Türkiye bir gün o noktaya tekrar gelecek temennisini devlet yöneticileri gaflet halinde olsa bile bu millet asla gerçekleştirtmeyece
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 18:30
Cözüm sürecini bizat Erdogan bitirdi,lütfen zaten az düsünen beyinlerimize mualak bilgiler sokmayin, yasanilan sürecin henüz canli tanigiyiz.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 15:19
Sizde olmasanız bu gazetede kürt insanın sorununu yazan yok. Diğerleri, hala kendi mahallesinde top koşturup hak ve adaletden bahsediyorlar. Tabii kendileri için
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 15:16
acaba türk olsaydim yine aynı fikirdemi olurdum? Veya soruyu tersden sorsak. Bekle! Sorunun cevabi basit degil. Biraz düşünün , sonra gidip farklı fikirdeki kitapları okuyun, hatta gidip farkli yerde yasayin. Sonra cevap verin. Çinde kimse uygur türkü olmak istemez değil mi?
Karar okuru 07 Kasım 2019 13:14
Muammer Bey, aziz kardeşim yüksek perdeden demokrasi deyip tenkit etmişsiniz, itimat ediniz ki herşey o perdenin yükselmesiyle düzelecek. Ve yine itimat ediniz ki, Çinliler Uygurlar için aynı sizin gibi düşünüyor. Bebekler bile derdi olmadan ağlamaz. Sağlık afiyet ve sağduyu diliyorum.
Tavşan 07 Kasım 2019 11:41
Muammer Doğan adını sakınmıyorsun, aslanlar gibi yazıyorsun. "Doğru konuşanı 9 köyde ağırlarlar" biliyorsun. Senin gibi aslanlarla bizim gibi tavşanlar bu deyişi teyid ediyoruz. Yaz aslanım yaz. Yaz Kafkaslım yaz. Meydan senin, atış serbest. Bu işler yüksek perdeden Faşizm dersleriyle olur. Ne diyeyim, Allah yine de iyiliğini versin.
Egeli 07 Kasım 2019 10:13
En makul çözüm federasyon. Sadece Diyarbakırlı için değil, İzmirli için de, İstanbullu için de iyi bir sistem.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 13:31
0
Antalyalı, Samsunlu, Antepli için de.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 15:45
0
İktidarın ve gücün tek bir merkezde toplanmasını da engeller. En az 2 trilyon dolar varlığı olan, GDP'si 700-800 milyar dolar olan ülkeden bahsediyoruz. Bu büyüklük tek merkeze bağlanamaz. Bağlanırsa kaçınılmaz olarak büyük yolsuzluk, baskı ve kavga çıkar.
Muammer Doğan 07 Kasım 2019 09:44
sayın Bayramoğlu Türkiyenin bir kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır, ben doğma büyüme Bitlis de yaşıyorum bir kafkasım Allah aşkına Türkiyede Türklerin vs diğer kesmin kullanıp da Kürtlerin kullanmadığı ne gibi haklar var bir ara bunlarıda bir yazın biz görelim, Türkiye Devletinin birinci sınıf vatandaşları olan Kürtlerin bu devletten isteyecekleri ayrı bir pozitif ayrımcılıkmı yapalım sırf terör faaliyetlerinde bulunmasınlar diye bunu bize bir izah edermisiniz yüksek perdeden demokrasi dersleri ile bu işler olmuyor
Cin Ali 07 Kasım 2019 11:15
3
O zaman şöyle yapalım: Türkiye Rusya'ya ilhak olsun. Rusya'da Türk asıllıların Ruslardan hiç bir farkı yok. Her hakka sahipler. Hepsi birinci sınıf vatandaş.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 15:30
1
Kafkasli hemserim, Rusyanin zulmünden kaçıp devlet eliyle pozitif ayrımcılığa Bitliste nail oldun mu? Yerel halka verilmeyen imkanlarin cogu size verildi mi? Kolluk kuvvetleri sizin köye gelince nasıldavraniyorlar? Bitlisli kürt olarak hep negatif ayrımcılık yaşadım. Dilerseniz yer degistirelim!
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 18:18
2
Muammer kardesim yasadigin sehrin ezici cogunlugu Kürt vatandaslarimizdan olusur.Cade. Sokak. Okul. Bakal.Apartman gibi basit bazi isimlerin ve tabelalarinin Kürtce yazilamamasi dikatini cekmedimi,hata oranin yeni belediyesi HDP'nin koydugu Kürtce "sehirimize hos geldiniz" tabelesini kaldirmasi senin icin sorun olmayabilir ama Kürt icin sorundur be kardesim.
Niyetler halis olup nihai amac bir olmayinca, yürekler tek vurup ideal tek olmayınca, nefisler gemlenip şeytanlar zincirlenmeyince ne güvenlik ne de siyaset politikasi netice verir.Güzel bir tahlil yapmışsınız sayinBayramoglu ama çözüm adina eksik kaliyor tespitleriniz.Siyaset yapmali ama ne yapmalı ve nasıl yapmalı?Felsefesi ne olmalı?Kimler bu felsefeyi uygulama kabiliyetine ve iradesine sahip olabilir?Bu işin dünyevi ve uhrevi boyutlari nelerdir?Çözümün esaslari ve boyutlari neler olmalıdır?Bunlardan haber verin. Biraz ışık tutun gücü elinde tutanlara. Bir bilge-filozof-sosyologun gorevi bu
KARAR OKURUx 07 Kasım 2019 04:27
Örgütün suriye muriye ne işi var? Sana ne Suriye'den? Koskoca T.C. bile dış Türkleri bu kadar merak etmiyor sen kimsin de böyle bir fırsatı tepiyorsun? Diyecek söz bulamıyorum. Şimdi olanları hakediyoruz
hamza akyol 07 Kasım 2019 03:09
çözüm sürecinin bitişi ile ilgili bölüm hariç yazınızı olumlu buluyorum. Nedense bu bölümde, herkes (özellikle de islamcı kesim) gözümüzün önünde olan olayı çarpıtmakta pek hevesli. Çözüm süreci, bizzat sayın erdoğan tarafından, dolmabahçede varılan mutabakat açıklanırken, "bu toplantıdan benim haberim yok. böyle bir toplantıyı doğru da bulmuyorum" diyerek bitirilmiştir. Bunun gerekçesi de, demirtaşın, "seni başkan yaptırmayacağız" çıkışıdır. Herşey, demirtaşın bu çıkışından sonra değişmiştir. Oysa, sayın erdoğanın, kimin nerde oturacağına kadar bildiği açıklandı.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 14:36
0
Hamza Akyol'un tespiti doğru.Ak parti genel merkezinin bahçesinde dalda kurumuş bir yaprak Erdoğan'ın haberi olmadan yere döşemez.Erdoğan benim haberim yok dedi .Arınç'la polemiğe girdiler.Arınç yalçın Akdoğan'ı şahit gösterdi Erdoğan'ın jaberi varmı yokmu diye .Akdoğan açıklayamadı.Haberi vardı derse Erdoğan'ı yalanlayacak(Yemedi)yok derse her kesin gözü önüne yalancı konumuna düşecekti.Sessiz kalmayı tercih etti.Büyük patronda niye benim için yalan söylemedin görüntüsüyle Yalçın beyin üstünü çizdi.Herkesin bildiği bir vakayı sadece hatırlatmak istedim
hamza akyol 07 Kasım 2019 15:47
0
sayın 14:36! arıncın açıklamasını da bugün gibi hatırlıyorum. Fakat harf sınırlaması olduğu için daha ayrıntılı yazamadım. yazımı tamamlamış oldunuz teşekkür ederim. Hatta, erdoğanın, basın açıklamasında oturum düzenini bile çizdiği söylendi.
musto 07 Kasım 2019 01:09
Bahsettiğiniz nüfusun nerdeyse yarısından fazlası batıda yaşıyor ve batıya göç durmadan artıyor.Batı ülkelerinde zengin bölgeler geliri düşük bölgelerden ayrılmak istiyor söz birliği etmişcesine ayrılığı hiç biri kabul etmiyor. En son İspanya ayrılıkçılarının sığınma taleplerini Kanada da kabul etmedi.2.000 tl veya 3.000 tl geliri olan doğu ve güney doğu bölgelerimizin ayrılmasından batının çıkarı nedir?Buraları Hong Kong ve benzerleri gibi kalkındıracaklarmı yoksa başka bir hesaplarımı var?
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 10:14
3
30 milyon Kürt'ün kendini yönetme hakkı var.
musto 07 Kasım 2019 10:47
5
Osmanlı yenildi ve ortadoğudan çekildi cetvelle devletçikler kurdular.Şeyh Mahmut Berzenciye devlet kurma sözü vererek Kuzey Irak bölgesine yönetici olarak atadılar.Sözler tutulmadı Şeyh Mahmud Hindistana sürgün edildi.Affedildi Kürdistan Krallığını kurdu.İngilizlerde karşılık olarak Süleymaniye ve diğer kürt şehirlerini uçaklarla bomblayarak yerle bir etti.Anlayacağınız Barzani tekrar denedi batıdan destek yok, kırmadan dökmeden yakmadan yıkmadan komşularınızla iyi geçinerek çözüm arayın,batıya pek güvenmeyin.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 11:20
1
Ben hak diyorum, sen güç diyorsun. Elalemin silahı ve parası ile patronluk taslama.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 12:07
0
Musto kardeşim yorumlarını beğeniyle okuyorum,yanlız bu yorumun biraz sığ oldu kusura bakma.Allaha emanet ol...
musto 07 Kasım 2019 13:14
4
Bir örgüt,yakarak yıkarak öldürerek korkuyla sindirerek birilerinin de desteğiyle kendisini Kürt halkının temsilcisi ilan etmiş.Kendisine itaat etmeyen karşı koyanlarda açılım saçılım garabetiyle çaresizce batıya göç ettirildiler.Soralım bakalım Kürt halkının yüzde kaçı ayrılık gayrılık istiyor.
KARAR OKURU 07 Kasım 2019 14:01
2
iyi fikir. federasyon isteyenleri soralım.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN