Silahsızlanma süreci ve Kürt meselesinde dengeler...
Türkiye sınırları içinde PKK’nın silahlı unsuru kalmadı. Suriye’de askerî olarak Kürt güçleri sisteme entegre olmayı kabul etti, askerî olarak bu entegrasyon gerçekleşti. Irak’ta PKK geri çekiliyor. Sincar’ı Irak kuvvetlerine devrettiler, askerî olarak entegre olmaya hazır görünüyorlar. Bununla birlikte geri çekiliyorlar ama silahlarını tümüyle bırakmış değiller.
Diğer taraftan, uzlaşma komisyonu raporu sonrası bir entegrasyon yasası çıktı. Devlet birimleri örgütün tümüyle silah bıraktığını teyit ettiği an, başvurular üzerine adliye, tutukluların önemli bir kısmının serbest bırakılması işlemlerine başlayacak. Avrupa’dan gelecek PKK’lılar bakımından da durum böyle.
Süreçte bir noktaya gelinmiş görünüyor.
Bununla birlikte, silahsızlanma süreciyle ilgili sıkça bir yavaşlamadan, tıkanmadan söz ediliyor. PANORAMA TR’nin son araştırmasında bu süreci destekleyenler (hâlâ karşı olanlardan fazla olmakla birlikte) ilk kez yüzde 50’nin altına düşmüş görünüyor. Bu düşüşün yavaşlamanın ürettiği kanıksamayla ilgisi olduğunu sanırız.
Yavaşlamanın nedeni belli.
Devlet, her yerde, her biçimde, koşulsuz olarak tüm silahların bırakılmasını, PKK’nın buharlaşmasını istiyor. Öcalan’ın durumu, Kürt hareketinin siyaset alanı, kimi Kürt taleplerinin tatmini konusunda ucu açık ve belirsiz bir tutum almış durumda.
Örgüt veya Kürt hareketi ise bu konuda, siyasi aşama ve demokratikleşme istikametinde bir hukukun oluşmasını şart olarak görüyor. Bunu sık sık çeşitli ağızlardan dile getiriyor.
Sürecin geldiği nokta ve yaşadığı yavaşlama bugün itibarıyla iki kurala tabi.
İlki, taraflar ortak hareket alanlarının sınırına gelmiş bulunuyor. Diğer bir ifadeyle, asli beklentilerin çelişmesi hâliyle karşı karşıyalar. Bu engelin aşılması bir süre alacak ve kimi yeni koşullar gerektirecek gibi duruyor.
İkincisi, silahsızlanma/barış süreci bugün geldiği nokta itibarıyla dünden çok daha fazla iç siyasi dengelere tabi. Adı konsa da konmasa da tavırları, ittifakları, ayrışmaları belirleyen önemli bir mesele bu.
İYİ Parti ve Zafer Partisi örneğin esasen mevcut sürece karşıtlıkla yol alıyor, güç topluyorlar. Yeni Parti’nin durumu karışık; bu konuda olumlu temenni dışında bir siyaseti yok. Dahası, kendi içinde gerek kadrolar gerekse taban itibarıyla bir bütünlüğü yok. Entegrasyon yasası karşısında aldıkları tavır, İzmir ve İstanbul baro seçimlerindeki durum bunun işaretleri arasında. Kendilerini Atatürkçü ve milliyetçi olarak tanımlayan farklı hukukçu çevrelerin yakınlaşması, sol-çağdaş grupların gerilemesi… Kürt sorunu da bundan muaf değil. Yeni Partililer de bu konuda farklı cephelere dağılıyorlar. Ama ulusalcı ruh önde görünüyor.
AK Parti-MHP ile DM ilişkisi masasında hem Kürt meselesi hem erken seçim, yani Erdoğan’ın yeniden seçilmesi meselesi var. Bu ikisi arasında da bir bağ olduğu muhakkak. Öcalan, Kürt hareketinin tavrına asli yön veren kişiyse Erdoğan’ın yeniden seçilmesine, mevcut sürecin bir imkân olarak devam etmesine onay verecektir.
Diğerleri ise muhtemelen bunun karşısında yer alacaklardır.
Asıl sorun, silahsızlanma sürecinin tamamlanmasında kimi ara adımların atılması dışında, Kürt meselesinde herhangi bir ilerleme olacaksa bunun seçim sonrasının konusu olmasıdır.
