Sandığa gömülen siyaset tarzı
Çoğu gözlemci Trump’ın ara seçim hezimetini bir zincirin halkası olarak görme eğiliminde. Macaristan, Sırbistan, Brezilya seçimleri bu çerçevede değerlendiriliyor. Hatta İsrail örneğini de buna katanlar var. Demek ki popülist otokratları artık sahneden çekilmeye zorlayan bir siyasi atmosfer var dünyada.
Bunun anlamı bir siyaset yapma tarzının yenilgisidir. Söz konusu siyaset tarzının veya yönetim anlayışının toplumlara barış ve refah getirmediğinin, tam aksine çatışmaya, yoksulluğa ve çürümeye yol açtığının görülüp anlaşılmış olmasıdır.
Ne olursa olsun, bu çok önemli bir gelişme. Zira popülizm bütün dünyanın problemi bugün. Toplumu kutuplaştırmaya, kitleleri biz ve onlar diye ayrıştırmaya yönelik bir siyaset tarzından söz ediyoruz. Kendilerini milli ve manevi değerlerin koruyucusu, rakiplerini ise düşman olarak gösteren bir anlayıştan. Giderek kendileri dışındakilerin siyasi meşruiyetini, hatta var olma hakkını kabul etmeyen bir ideolojiden.
Ağzı iyi laf yapan siyasetçilerin özellikle birtakım sıkıntılı dönemlerde nabza göre şerbet verip toplumu yönlendirmesi zor değil. İş başına geldikten sonra da gitmemek için her şeyi yapabilecek tarzda siyasetçiler bunlar.
Dolayısıyla Macaristan’da yaşanan iktidar değişimi, Sırbistan’daki seçim sonuçları küçümsenmemesi gereken hadiseler.
Söz gelimi Macaristan’da “milli egemenlik”, “Hristiyan kimliği”, “geleneksel aile değerleri”, “LGBT karşıtlığı” gibi birbirinden güzel tat ve renk veren soslar altında yürütülen kötü yönetim, yolsuzluk, hukuksuzluk ve muhalefeti ezme politikalarına Macar halkının yeter demiş olması az bir şey değil.
Aynı durum kuşkusuz Sırbistan için de geçerli, ABD için de geçerli. “Amerika’yı yeniden büyük yapma” vaadiyle iş başına gelip hem ekonomiyi batıran hem de ülkesinin dostlarını düşman haline getiren Trump’ın öncelikle siyaset yapma tarzı sandığa gömüldü.
Kimileri ABD ara seçimlerinde böylesi sonuçlar çıkması normal demeye getiriyor ama bu ülkenin siyasi ve sosyal yapısını bilenler buna normal demiyor.
Bilindiği üzere, Türk seçmeninin yerel seçimleri “iktidarı dengeleme aracı” olarak kullanma eğilimi ABD siyasetinde ara seçimlerde ortaya çıkıyor. Görevdeki başkanın partisi, bu seçimlerde neredeyse her zaman sandalye kaybediyor. Ne var ki Trump’ın sandık yenilgisi tarihi bir rekor seviyesinde. Cumhuriyetçi Parti’nin en güçlü kaleleri yıkıldı bu seçimde.
Yine de bu sonucun sürpriz olduğunu söyleyemeyiz. “Çılgın Başkan”ın bu ikinci döneminde sergilediği tutarsız tutumlar, öngörülemez politikalar, züccaciye dükkânına giren fil davranışları ortada ne de olsa.
“Dünyadaki savaşları bitireceğim, Amerikan halkı hiçbir savaşın yükünü taşımak zorunda olmayacak” şeklinde vaatlerle ikinci kez iktidar koltuğuna oturup hiçbir yere barış getiremeden yeni savaşlar çıkaran bir Başkan var ABD halkının karşısında.
İran savaşı bu yenilginin en önemli sebeplerinden biri olarak görünüyor. Aslına bakılırsa, Trump’ın bu savaşı başlatmasındaki amaç da kendi siyasi geleceği bakımından çok kritik önem taşıyan ara seçimler öncesinde bir avantaj elde etmekti. Büyük ölçüde ekonomik sıkıntılar ve “Epstein dosyaları” yüzünden kaybettiği kamuoyu desteğini yeniden kazanmasının tek yolu “İran tehdidini ortadan kaldıran başkan” olarak seçime gitmekti.
Bu yüzden Netanyahu’nun planındaki ABD’nin milli çıkarlarını tehdit edebilecek “hayati risklere” ilişkin devlet kurumlarından gelen uyarıları dinlemedi. Bir bakıma kendi ülkesinin çıkarlarını da masaya koyarak bir kumar oynadı.
Çünkü Trump modelindeki siyasetçiler bir ülkenin kaderine hükmetme gücünü ele geçirirlerse kişisel çıkarları uğruna ülkenin milli çıkarlarını riske atmaktan geri durmayabiliyorlar. Amerika’da da bu oldu.
Ancak sonuç olarak Trump da kaybetti Amerika da.
Ara seçimde ortaya çıkan tablo Amerikan halkının çoğunluğunun bu durumun farkına vardığını ve ortaya çıkan tahribatın onarılması ülke tarihinde yeni bir sayfa açılması gereğine ikna olduğunu gösterdi.
