Biz düzelirsek memleket düzelir
İki husus şüpheye yer kalmayacak kadar hepimize ayan beyan görünüyor. Biri soyulduğumuzdur. Diğeri de niye soyulduğumuzu açıklayan asıl bozgun. Bileni dışladık. Bizim adam sığlığında donduk ve devlet çarkını dondurduk.
Bu devrede ehliyet ve liyakatin en sık duyduğumuz kavramlar olmasına şaşılmaz. Kaybolan onlar. Sanki değerlere savaş açar gibi olduğumuzu bize görüp gösterecek dikkate yanaşmayacak kadar kafaları sabitledik. Hem de değerler üzerinden giderek bunu yaptık. Din diyerek yaptık. Tersliğin yıkıcılığına bakar mısınız?
Şapkamızı önümüze koyarak düşünecek ve olanı biteni dosdoğru anlayacağız. Önce anlayacak, sonra gerekeni yapacağız. “Hala anlamadık mı?” diyecekler haklıdırlar. Ben tam anladığımız kanaatinde değilim. Yanlıştan dönüşün birinci şartı yanlışı yanlış olarak kabul etmek. Yönetenlerimizde bu tür bir özeleştiri aklının devreye girdiğini göremiyoruz. İçlerinde konuşulsa bile makas değiştirecek yeri geçtiklerini düşünenler de çok. Dolayısıyla bütün bir toplum, kontrolsüz gücün götüreceği batağı seyreder haldeyiz.
DEĞERSİZLİK BATAĞI
Belki farkında değiliz ama bu toplum değere düşman değilse de dışlar hale geldi. Değere değer değerliler eliyle yerleşir. Değerliyi dışladık. Toplum sermayemizi dinamitledik. Dayanacak kurum bırakmadık. Sıkça verdiğim basit örneklerden de bunu görmek mümkün. İnsanımızda, kurallara uymamaya ayarlı bir zihin yapısı ve davranış kalıpları oluştu. Bu yeni değil ama bugün kuralsızlığın kural haline geldiği açık.
Kaç türlü soyulduğumuzu bilenler biliyor. Benim gibi ekonomiden anlamayanlar da biliyor, görüyor. Son iki ayda Fonzi soygununu öğrendik. Rakamlar o kadar büyük ki havsalamız almadığı için olacak, nasıl bir tepki vereceğimizi bilemiyoruz.
Hiç olmazsa iktidar cenahından utandığını bildiklerimiz var ve bunların sayısı hiç de az değil diyerek teselli bulacak yeri çoktan geçtik. Bülent Arınç’ın utanmasını değerli buluyorum. Hemen arkasından utandığını söyleyebilenler de çıktı. Fakat gücü verdiklerimize ne suç ne de kabahat bulaşıyor. İçerde-dışarda hoşlarına gitmeyen her sesi anında kısabiliyorlar.
455 000 doğrudan etkilenen mağdur var. Ali Babacan’ın son açıklamasına göre uğradığımız zarar 173 milyar dolara ulaşmış. Hükûmet edenlerimiz soygunu gerçekleştirenlerin üzerine gitmekte isteksiz davranıyor görüntüsü hâkim. Bu tavır düzelir ve kurallara dönersek belalardan kurtulma yolu açılır.
ÇALANLARI İFŞA İSTEKSİZLİĞİ
Devletin işleyişini bilenler, kimin ne kadar yatırdığı ve aldığı bilgisi kayıtlardan hemen çıkar, diyorlar. Bu bakımdan araştırılacak bir mesele karşısında değiliz. Sadece şebekeleşme ve kimin kim üzerinden ve kimin eliyle halkın milyarlarını çaldığı araştırılacaktır. Bu konuda yaşanan tereddütler ve ucu dokunacak korunanlar var düşüncesi gittikçe yaygın halde konuşulur hale geldi.
Mağduriyetin bu kadar geniş kesimlere yayıldığı durumlarda olanların üstü ne yapılsa örtülemez. Çalınan rakam Ali Babacan’ın dediği kaybın tam hesabı ise yıllık bütçemizin yüzde onundan çok. Dev bir rakam. Yanına güven krizini koyarsanız rakamlarla ölçülemeyecek bir kayıp çıkar.
Fonzi’nin bize gösterdiği görünenden kat kat fazla ve ağırdır. Buraya adım adım geldik. Bakacağımız ve anlayacağımız odur.
BU FAİZ O FAİZ MİDİR?
Önce faizsiz bankacılığa bakalım: Faiz günah diyerek faizsiz bankacılık diyenlerin bütün işlemleri tam bir banka gibi. Kâr payları da tam faiz oranlarında. Nedense biri günah, biri sevap. Aldatma ve aldanma ise de bırakalım olsun diyebilirsiniz. Dedik de işin önünü sonunu da bilelim.
İlahiyatçı Mustafa Öztürk, iktisatçı Hakan Şahin’le Faiz ve Riba adıyla bir kitap yazdı. Bir videosunda da anlattı. Kur’anda faiz kavramı geçmez. Kur’anda geçen ribâ’dır. Ribâ ile şimdiki faiz aynı şey değil dediler. Faiz, herkese aynı şekilde uygulanan kontrollü bir dünya ekonomi enstrümanı. Her şey belirli ve her şey açık. Haram olmaz. Ribâ tefecilik. O bir soygun. Haram olan o. Bir bakış ve yorum da bu.
Kaldı ki devlet hayatını bin iki yüz yıl öncenin fıkıh yorumlarıyla götüremeyeceğimiz de açık. Konulmuş kurallar âdilse her bakımdan uygundur.
“KATILIM BANKACILIĞI” VE “FAİZSİZ FON”
Hiç bilmediğim faiz ve banka işine neden girdiğim açık: Üzerinde duran oldu mu bilmiyorum, yaşanan fon soygununu hazırlayan faize karşı takınılan tavırdır. Faiz dünya ekonomik sisteminde kontrollü-ölçülü bir enstrümandır. Buna karşı çıkanın yerine koyacağı enstrüman en az onun kadar denge denetim unsurlarıyla çerçevelenmiş olacaktır. Yoksa dünyanın gidişine ters hareketlere girişmek bizdeki gibi ters sonuçlar doğurur. Sanki faizden kaçar görünenler, psikolojik donanım itibariyle bozguna açıklarsa Tera, Takasbank gibi yapılar kurarlar. Ve “sûret-i haktan görünen” etkili-yetkili bir talancı grup inandırdığı halkı soyar.
Soygunlara bakarken bakacağımız yerler işte bu temel kabulleri dinamitlemelerdir. Sonunda göreceğimiz bozuldukça bozulan insan sermayemizdir. Bu durumda asıl soru da şudur: Bir yel eser, giden gider, gelen gelir.. ekonomi düzelir de biz nasıl düzeleceğiz?
