Ziyalı müzakirədən ziyan gəlməz

Azerbaycan’la yaşanan siyasi kriz, başka bir sorunun da açıkça tartışılmasına vesile oldu. Siyasi krizin sonuçlarının neler olacağından bağımsız olarak, Azerbaycan kamuoyunda ve bazı Azerbaycan Türkleri arasında, son krizle birlikte daha çok dile getirilen, Türkiye Türklerinin genel hatları ile ‚‘‘üsttencilik‘‘ olarak nitelendirilen tavrı, güzel ve ilginç bir tartışma doğurdu.

Azerbaycan kamuoyunda, Türkiye Türkleri hakkında, en azından bazı kesimler tarafından, sürdürülen ‘’üsttencilik, yüzeysellik’’ suçlamaları aslında sağlıklı bir tespit. En azından sağduyu ile irdelenmesi durumunda, iki ülkenin birbirini daha iyi anlamasına katkı sağlayacak bir etki yaratabilir.

Bu tartışmanın arka planında neler olabileceğine dair kafa yormak gerekiyor. İlk akla gelen konu, Azerbaycan Türkçesi’ndeki bazı seslerin bizde oluşturduğu algılar. Azerbaycan Türkü muhatabımız ne kadar derin, felsefi, entelektüel (Bu kelime Azerbaycan Türkçesinde ‘’ziyalı’’ olarak kullanılıyor. Ziyalı, hem semantik hem fonetik olarak şüphesiz çok daha güzel bir kelime) konuşma yaparsa yapsın, beynimiz Azerbaycan Türkçesinde kullanılan q, x (hırıltılı h) gibi seslere gidiyor. (Bu elbette herkes için geçerli değil. Sadece sık yapılan hatalardan biri) Bu sesler zihnimizde Doğu Anadolu şivesinden ve bu şivenin mizahi amaçlı kullanımından doğan çağrışımlar yapabiliyor. Kendi dil evrenimizde kırsal veya şirin olarak algıladığımız bu sesleri duyunca muhatabımıza karşı oluşturduğumuz sempati, söylenenlerin ‘‘ hafif‘‘ veya çocuksu‘‘ algılanması gibi bir sonuca varabiliyor.

Yani sohbet, beynimizin o seslere yüklediği duygusal anlam altında ezilebiliyor. Bu iletişim kazasının en büyük sorumlusu da elbette biziz. Çünkü Azerbaycan Türkçesinin soyut kavramları ifade etme gücüne, sahip olduğu yüksek entelektüel derinliğe, maalesef çok azımız hakim.

Türkiye’de bugün kullandığımız üst düzey Türkçe, entelektüel ve akademik kavramlar; Osmanlı Türkçesi, tanzimattan sonra artarak Fransızca, Cumhuriyet döneminde ise Öz Türkçe ve İngilizce kavramlarla oluştu. Azerbaycan’da ise benzeri entelektüel aşama Rusça, Farsça ve bizim aşina olmadığımız Türkçe kelimelerle sağlandı.

Akademik bir ifade olduğunu düşündüğümüz bir cümlenin Azerbaycan Türkçesi’ndeki karşılığını, yapay zekaya sorduğumuzda (Maalesef Azerbaycan Türkçesi’ne hakim değilim) her iki dilin etkilendiği kaynaklar hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Türkiye’de akademik bir metinde karşılaşabileceğimiz “Sosyokültürel bağlamından kopuk bir analiz yüzeysel olur‘‘ ifadesi, Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış akademik bir metinde ‘‘Sosial-mədəni kontekstindən qopuq bir analiz səthi olar.‘‘ şeklinde ifade edilir. Yazının başlığında kullandığım ‘’ Ziyalı müzakirədən ziyan gəlməz‘’ cümlesinin Türkiye Türkçesi ile karşılığı ise ‘’Entelektüel tartışmadan zarar gelmez.’’ Bunlardan hangisinin daha Türkçe olduğu ise başka bir tartışma konusu.

Yapay Zeka iki ülkenin entelektüel üslubundaki farklılıklar hakkında şu bilgiyi veriyor : ‘‘Türkiye’deki entelektüel konuşma tarzı Batı (özellikle Fransız ve Anglo-Sakson) akademisinden beslenir: Daha mesafeli, ironik, dolaylı ve elitist bir ton hâkimdir. Azerbaycan entelektüel dünyası ise Sovyet akademik ekolünden gelir. Sovyet retoriği daha didaktik, net, vurgulu, meydan okuyan ve tiyatral bir anlatımı sever. Türkiye’deki bir okur için bu hitabet tarzı “entelektüel bir zarafetten” ziyade, fazla köşeli veya yapay gelebilir. Oysa o üslubun arkasında muazzam bir Rus edebiyatı ve kıta Avrupası felsefe birikimi yatar. ‘‘ Konunun uzmanları umarız bizi daha derinlikli olarak aydınlatır.

Zihinlerimiz kendi dilimizin entelektüel frekansına aşina olduğu için, aynı dilde de olsa başka birilerinin benzeri bir içerik konusunda söylediklerinden aynı hazzı alamıyor olabiliriz. Bu söz konusu içeriğin daha değersiz olduğu anlamı taşımaz. Bu bağlamda şunu itiraf etmekte fayda var. Azerbaycan Türkçesi’nin, Türkiye Türkçesi’ne entelektüel anlamda muadil, eşdeğer, belki de daha geniş ifade imkanlarına sahip bir dil olduğu gerçeğini bu zamana kadar yeterince kavrayamadık.

İki ülke arasındaki sosyokültürel iletişim, durmadan kendisine tekrar eden ‘‘qardaş‘‘ kavramı etrafında cereyan etti. Bu, çatışmadan, derinlikli bir iletişim ve etkileşimden kendini uzak tutan koruyucu ve sıkıcı bir söylem.

Aslında ortada farklı tarihi, sosyal, kültürel, mezhepsel, coğrafi dinamiklere sahip, aynı kökenden gelen iki zengin medeniyet var. Bunların arasında, çatışma (entelektüel anlamda elbette) rekabet, hatta kızgınlık da olabilir. Bu sağlıksız bir durum değildir. Bilakis keyifli ve ayrıcalıklı bir şey. Dünyada çok az iki devletin vatandaşı, anlayış göstermediği konularda bile birbirlerini sadece bir bakışla anlayabilmek imkanını sahip. İnsana güven veren bir durum bu.

Siyaset pragmatik kararlar vermek zorunda kalabilir. Ancak iki milletin birbirine olan saygısını kaybedebileceğine dair hiçbir emare yok. Böyle de kalacak. Son yaşanan gerilim, iki taraf arasındaki ilişkinin kalitesini arttırmaya katkı sağlayacak. Bundan bir şüphem yok.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.