Yeni Türkiye’de zulmün simgesi olarak Kavala…

AK Parti iktidarının 2016 sonrası keyfî ve otoriter niteliğini ve bunun sürekliliğini en açık simgeleyen mesele hangisidir diye sorsanız, yanıt açıktır: Osman Kavala’nın hukuki durumu.

Türkiye’de liberal sol ve demokrat çevrelerin önemli bir unsuru ve destekleyicisi olan Kavala’ya iki fatura bir arada ödetiliyor. Bir yanıyla siyasi iktidarın ideolojik bir doğrulama aracı hâline getirilmiş durumda. Öte yanıyla otoriter bir zihniyetin intikam davası olarak seçilmiş durumda.

Kavala, Gezi olaylarının toplumsal tepki ve hareket boyutunu tümüyle dışlayarak sadece ideolojik ve resmî bir darbe girişimi şeklinde kodlamaya çalışan bir siyasi iktidarın, bu çabasını doğrulamak için seçtiği, suçlu kıldığı bir isim.

Aynı Kavala, gücünü, enerjisini ve imkânlarını ülkenin demokratikleşmesi istikametinde kullanan, arabulma, yol açma çabalarında hep önde olan; sanat ve kültür vasıtasıyla farklı kesimlerin kendisini ifade etmesini ve etkileşimini sağlayan, devlet gözlüklü otoriter bakışın ezelden beri “seçkin tehlike”, “aydın ihaneti” olarak tanımladığı bir varoluşun en önemli simgesi. Burası, düzenin intikamının karşımıza çıktığı yerdir.

Osman dokuz yıldır hapiste…

Dokuz yıldır, hakkındaki iddianameleri okuyan, verilen hükmü gören her aklıselim sahibi kişinin teslim edeceği bir keyfilik ve hoyratlığa maruz.

Önce Gezi eylemlerinin düzenleyicisi olarak suçlandı. Üç yıl sonra beraat etti. Erdoğan’ın açık işaretiyle tahliye edileceği gece tekrar tutuklandı. Bu işaretin iradesi ve sonucu olarak bu kez, beraat ettiği davadaki delillerle, neredeyse aynı çerçevede “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçuyla mahkûm edildi ve ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı.

Düzen intikamını aldı.

İktidar, Gezi olaylarının hükümet devirmeye yönelik darbe girişimi olduğunu yargıya tescil ettirdi.

Peki bu hoyratlığın karşısında hukuk nerede duruyor?

Kavala, ilk dava ve tutuklanma safhasında AİHM’e başvurmuştu.

Mahkeme 2019 sonunda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen ve haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin maddeleri bakımından sözleşmeyi ihlal ettiğine karar verdi. “Yargı makamlarının tutuklama kararı verirken ileri sürülen şüpheyi somut deliller ile gerekçelendirmediğine ve mevcut kanunları Osman Kavala’yı susturmak ve diğer insan hakları savunucularını caydırmak amacıyla kullandıklarına” hükmetti.

Ve Kavala’nın serbest bırakılmasını talep etti.

Türkiye bu karara uymadı.

Bunun üzerine AİHM, 11 Temmuz 2022’de aldığı kararda, Türkiye’nin “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.” ifadelerinin yer aldığı AİHS’nin 46. maddesinin birinci fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti.

Kavala bir süre sonra, bir kez daha, bu kez ikinci yargılanma süreciyle ilgili harekete geçti.

“Masumiyet karinesinin çiğnendiği, temelsiz iddiaların, yalan beyanların kullanıldığı bir yargılama süreci yaşadığını” iddiasıyla AİHM’e ikinci kez başvurdu.

Yargılama sürecinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin; insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, ifade özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü ile haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin maddelerinin ihlal edildiğini iddia etti.

AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire, Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşmek üzere dün tekrar toplandı.

Kararı ve akabinde Türkiye’nin tavrını göreceğiz.

Hukuk ile hoyratlığın mücadelesinde nereye gelindiğini anlayacağız.

Ancak ne olursa olsun, Kavala’nın başvurusunda yer alan iddialar bugünün Türkiye’sindeki siyasi düzeni unutulmayacak biçimde resmediyor.

YORUMLAR (12)
12 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.