Macaristan’ın yeni lideri Joe Biden’ın hatalarından kaçınmalı

CHICAGO – Düşmanca bir medya ortamı ve seçim bölgelerinin manipülasyonuyla şekillendirilmiş bir seçim haritasına rağmen, Péter Magyar liderliğindeki Macar muhalefeti, Viktor Orbán’ı mağlup ederek yalnızca basit bir çoğunluk değil, anayasa değişikliği için gerekli olan nitelikli çoğunluğu da elde etti. Bu sonuç, özellikle Orbán’ın 2014, 2018 ve 2022 seçimlerinde süper çoğunluk sağlayarak partisi Fidesz’i devlet kurumlarına ve kamusal alana derinlemesine yerleştirdiği düşünüldüğünde, çarpıcı bir tersine dönüş anlamına geliyor.

Magyar şimdi, Avrupa’nın derinleşen enerji krizi karşısında kampanyasının merkezinde yer alan temel sorunlara çözüm üretmek ve aynı zamanda demokratik normları yeniden tesis etmek zorunda. Bu süreçte hata yaparsa, hükümette, yargıda ve medyada varlığını sürdüren Fidesz kadroları ülkenin demokratik yenilenmesini baltalamak hatta rayından çıkarmak için ellerinden geleni yapacaktır.

Bu “direnen kadrolar” sorunu oldukça önemli. Magyar hükümeti, Fidesz tarafından görevlendirilen bir yargıyla karşı karşıya kalacak. Yüksek Mahkeme başkanı, Birleşmiş Milletler yargı bağımsızlığı özel raportörünün şikayetlerine rağmen 2021’de dokuz yıllık bir süre ile bu göreve getirilmiştir. Magyar’ın ilk döneminde yeterli sayıda hâkimin görev süresinin dolmayacak olması, yargının Fidesz yanlısı karakterinin kısa vadede değişmesini zorlaştırıyor.

Çeşitli devlet kurumları da benzer şekilde ele geçirilmiş durumda. Örneğin savcılık, Fidesz yetkililerinin yolsuzluklarını görmezden gelme konusunda dikkat çekici bir istikrar sergiledi. Medyada ve üniversitelerde Fidesz’e yakın çevreler sayesinde parti, sivil toplum üzerinde her alana yayılan sıkı bir kontrol sürdürecek.

Yine de gerileme yaşamış diğer ülkelerin deneyimleri bu sorunların nasıl yönetilebileceğine dair bazı ipuçları sunuyor. Magyar’ın bu alandaki başarısı ya da başarısızlığı, başkaları için de yeni dersler ortaya koyacaktır.

Örneğin Joe Biden’ın başkanlığı iki önemli ders içeriyor. İlk olarak, Magyar hukuk ve anayasal normlardan sapmanın bir bedeli olduğunu göstermek için hızlı ve kararlı adımlar atmalı. Biden yönetimi, Donald Trump dönemindeki hukuksuzlukları öncelikli bir mesele haline getirip kamuoyuna açık şekilde cezalandırmak yerine, aşırı titiz ve yavaş ilerleyen bir süreç izledi.

Sonuç olarak Trump’ın mali çıkar çatışmaları veya görevini kötüye kullanmasına ilişkin ciddi soruşturmalar yapılmadı. 6 Ocak 2021’deki şiddet konusundaki rolünde ise Adalet Bakanlığı, New York Times’ın ifadesiyle “işlevsiz ve sinir bozucu derecede yavaş” bir soruşturma yürüttü. Özel danışmanın atanması bile neredeyse iki yıl sürdü; bu noktada Biden yönetiminin siyasi rüzgarı büyük ölçüde çekilmişti. Soruşturmanın kötü zamanlanması, Trump’a bunu seçim müdahalesi olarak nitelendirme fırsatı verdi.

Benzer şekilde Başsavcı Merrick Garland, Adalet Bakanlığı ile Beyaz Saray arasındaki temasları kısıtlayan genelgeyi göreve başladıktan altı ay sonra yayınladı. Bunun kamuoyu üzerinde herhangi bir etkisi olduysa, bu etkinin büyük ölçüde Biden’ın daha sonra oğlu Hunter’ı affetmesiyle ortadan kalktığı söylenebilir; Trump ise bunu öngürülebilir şekilde Biden’ın yargı sistemini “silah haline getirdiğine” dair bir kanıt olarak sundu.

O dönemdeki temel varsayım, Trump’a karşı hızlı hukuki adımlar atmanın partizan bir geri tepmeye yol açacağı yönündeydi. Bugün bu yaklaşım açıkça hatalı görünüyor ve Magyar aynı hatayı yapmama fırsatına sahip. Üstelik hesap verebilirliği yeniden kurma çabası yalnızca Fidesz kadrolarının demokratikleşmeyi sabote etmesini engellemekle sınırlı kalmamalı. Kampanyasında Orbán rejiminin yaygın yolsuzluğuna vurgu yapan Magyar için, görevini kötüye kullananların – Orbán dahil – soruşturulması son derece mantıklı olacaktır.

Yerleşik kadrolarla mücadelede mahkemeler özellikle kritik bir alan. ABD Yüksek Mahkemesi’nin 14. Değişiklikteki “görevden men” hükmünü etkisizleştiren ve ardından cezai kovuşturma ihtimalini büyük ölçüde ortadan kaldıran kararları olmasaydı, Trump 2024 seçimlerine çok farklı bir konumda girebilirdi. Bunun yerine, söz konusu kararlar Trump’ın seçimleri tehlikeli ve hukuka aykırı biçimde tersine çevirme girişimine dair delillerle açık mahkemede asla yüzleşmek zorunda kalmaması sonucunu doğurdu.

Her ne kadar bu kararların ayrıntıları önceden öngörülememiş olsa da, Cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanan yargıçların (Trump’ın atadığı üç yargıç dahil) onun ihlallerine nasıl yaklaşacağı konusunda ciddi endişeler için yeterli neden vardı. ABD Anayasası başkanın bu tür yargısal kadrolara müdahalesini sınırlasa da, 1930’larda Franklin D. Roosevelt ile muhafazakâr Yüksek Mahkeme arasında yaşanan tartışma, nelerin mümkün olduğunu gösteriyor.

Roosevelt, Mahkeme’nin genişletilmesini önerdi. Bu hukuki ama tartışmalı adım, yargıçlar üzerinde baskı yaratarak tepkisel tutumlarından vazgeçmelerini sağladı. Buna karşılık Biden, Yüksek Mahkeme reformunu incelemek üzere geniş bir komite kurarak zaman kaybetti. Aylar sonra ortaya çıkan 200 sayfalık rapor ise kamuoyu üzerinde hiçbir etki yaratmadı.

Neyse ki Magyar hükümetinin, anayasa değişikliği yapabilecek üçte iki çoğunluk gibi büyük bir avantajı var. Fidesz bu yetkiyi kötüye kullanmış olsa da, doğru tepki azizane bir hareketsizlik değildir. Yapılması gereken, demokratik düzeni yeniden rayına oturtmaktır.

Bugün Macaristan’da olduğu gibi, ABD de bir noktada Trump’ın ikinci döneminin ardından yargıya ve Adalet Bakanlığı’nın güvenilirliğine verilen zararı onarmak zorunda kalacak. Magyar için neyin işe yarayıp neyin yaramadığını gözlemlemek bu açıdan öğretici olacaktır. Macaristan, MAGA hareketi için örnek alınacak bir model haline gelebiliyorsa, demokratik yenilenmenin test edileceği bir deneme alanına da dönüşebilir.

En azından Macaristan, cezai soruşturmalarının ve kovuşturmaların popülist liderlerin “halkı temsil ettikleri” yönündeki efsaneyi sarsıp sarsamayacağını test eden bir örnek olacaktır. Geçmişteki yolsuzlukları mı yoksa anti-demokratik davranışları mı öne çıkarmanın daha iyi olduğunu gösterebilir. Elbette Magyar’ın, seçim haritası manipülasyonu gibi bozulmuş siyasi kurumları düzeltmek için daha fazla hukuki araca sahip olması, ABD için birebir bir model sunmayacağı anlamına gelebilir. Ancak Fidesz’in engelleyici unsurlarını kararlılıkla tasfiye ederse, liberal demokrasiyi savunanlar için önemli dersler ortaya koyabilir.

Orbán’ın düşüşü, küresel demokrasi açısından bir dönüm noktası mı olacak? İlk coşku dalgası geçtikçe zorlukların daha belirgin hale gelmesi muhtemel. Ancak bu zorluklarla mücadele sürecinde Magyar’ın Macaristan’ı, hepimize kendi siyasi sistemlerimizi nasıl reforme edebileceğimizi yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor.

*Aziz Huq, Chicago Üniversitesi’nde hukuk profesörüdür.

© Project Syndicate

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.