Ülkücü Hareket’in entelektüel irtifa kaybı - II

Geçen hafta bu köşede Ülkücü Hareket’in “entelektüel irtifa kaybı”na değinmiş, hareketin düşünce geleneğiyle kurduğu ilişkinin zamanla zayıfladığına işaret etmiştim.

Oradan devam edelim.

Ülkücü Hareket’in içinde bir dönem güçlü bir entelektüel damar vardı. Düşünceyi merkeze alan, fikri hareketin önüne koyan bir damar…

Dündar Taşer, Galip Erdem ve Erol Güngör bu düşünce hattının öncü isimleriydi.

Bir dönem hareketin kalbini aydınlatan bu entelektüel damar bugün ne kadar canlı? Ülkücü Hareket hâlâ düşüncenin izinde mi yürüyor, yoksa düşünceyi geride mi bırakıyor?

Kendilerini Ülkücü-milliyetçi düşünce dünyasında konumlandıran kalemler bu meseleleri ikincil görse de, tablo başka bir gerçeğe işaret ediyor.

Ülkücü Hareket’in siyasî varlığı sürüyor, teşkilat yapısı yerinde, ancak fikrî alanda belirgin bir irtifa kaybı yaşanıyor.

Geçmişte bu yolu aydınlatan ışık nerede ve Ülkücüler o ışığın neresinde duruyor?

Bugün karşı karşıya olunan sorun yalnızca bir “entelektüel irtifa kaybı” değildir. Asıl mesele, düşünce geleneğiyle bağın zayıflamasıdır. Bu zayıflama, hareketin zihnî omurgasını doğrudan etkiliyor.

Bir dönem hareketin içinde düşünce, aidiyetin önünde gelirdi. Ülkücülük bir kimlik beyanından ziyade, dünyayı, insanı ve devleti anlamaya yönelen bir zihnî çabaydı.

Kurucu entelektüellerin bıraktığı miras yalnızca fikirlerden ibaret değildi; asıl olan bir düşünme biçimiydi.

Dündar Taşer, tarihe bakarken bugünü kurmanın yollarını arıyordu.

Galip Erdem, kişiyi ahlâkla, hareketi sorumlulukla hizalıyordu.

Erol Güngör ise bilginin ideali küçültmediğini, bilakis büyüttüğünü gösteriyordu.

Günümüzde tablo oldukça farklı. Kalıcı ve derinlikli düşüncenin yerini giderek gündelik tepkiler alıyor.

Böyle bir zeminde hareket, düşünce üreten bir yapı olmaktan uzaklaşıp refleks üreten bir yapıya dönüşüyor.

Bugün sorulması gereken soru:

Bu hareket kimin omuzlarında yaşamaya devam ediyor ve Ülkücü Hareket, düşünce insanını yeniden merkeze alacak mı, yoksa entelektüeli yalnızca seyirlik bir figür olarak mı görmeye devam edecek?

Ülkü, düşünceyle derinleştiği ölçüde ülküdür. Aksi takdirde geriye, hatıralara hürmet eden fakat geleceğe söz söyleyemeyen bir yapı kalır.

Belki de hatırlatılması gereken soru şudur:

Düşünce bu hareketin önünde mi yürüyecek, yoksa hareket düşüncenin gerisinde kalmayı mı kabullenecek?

Ülkücü Hareket mensupları bu meseleleri kendileri için sahici bir muhasebe zemini olarak görür mü, bunu zaman gösterecek. Ancak bu meseleler hakkıyla tartışılmadan, Ülkücü-milliyetçi dünya görüşünü omuzlayacak yeni entelektüeller meselesini konuşmak mümkün görünmüyor.

YORUMLAR (23)
23 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.