3 yıl sonra ‘Mankurt darbesi’

Dün “mankurt darbesi” teşebbüsünün üçüncü yıl dönümü idi…

15 Temmuz 2016’da milletçe büyük bir varta atlattık. Millet devletine sahip çıktı, “bu topraklarda hür irademizle varolmaya devam edeceğiz!” dedi, darbecilerin eli böğründe kaldı.

Bu darbeyi başından itibaren “Mankurt darbesi” olarak nitelendirdik. “Mankurtlaşma” kavramı büyük Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un zihin dünyamıza armağanı. Bizim gibi toplumlar “mankurtlaşma” kavramını iyi bilmek mecburiyetinde.

Köleleştirilerek kendi halkına karşı kullanılmak istenen kişinin kazınmış başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak kızgın güneşe bırakılır… Deve derisi kurudukça kafatasını sıkar ve beyni küçültür. Böyle bir kişi sadece sahibinin emirlerini yerine getiren bir köle hâline gelir. Ne ana, ne baba, ne kardeş ve de vatan, millet tanır. Sadece ve sadece kendisine verilen emirleri dinler, buyruklara itaat eder. Muhakeme yapamaz, doğruyu yanlışı tefrik edemez.

Mankurtlaşma burada fizikî temelli bir hâdise olarak anlatılıyor. Modern dönemlerde kimsenin kafasına deve derisi sarılıp kızgın güneşin altına bırakılmıyor. Maaşallah fiziğimizde bir değişiklik yok, kalıbımız kıyafetimiz yerli yerinde. Mankurtlaştırılmak için ille de kafasına ıslak deve derisi sarılmak gerekmez. Fizikî mankurtlaştırma bir efsane olabilir, manevisi ise her an yaşanabilecek bir gerçekliktir.

Türkiye gibi ülkelerde çeşitli şekillerde mankurtlaştırma uygulamalarının devreye sokulduğunu söyleyebiliriz. Bu milletin zihnine ciddi müdahaleler olduğunu yakın tarihimizi doğru okuyanlar kolaylıkla kavrayabilir. Saptırılmış zihinler/mankurtlaşma gerçeği, Türkiye’de darbeye yatkın zümrelerin varlığı ile tescil edilmiştir.

1960 darbesinden İtibaren bütün darbelerin böyle bir zeminden beslendiğini söyleyebiliriz.

Çocuk yaşta 27 Mayıs 1960 darbesini alkışlayanları gördük. Rakip partinin tabelalarını indirip üzerinde hora tepenlere şahit olduk. Darbecilerin safında olmayan milletin ana kitlesi “gerici” ve “kuyruk” olarak nitelendirildi. Elbette 12 Mart’ın ve 12 Eylül’ün de destekçileri vardı. Asıl önemlisi, 28 Şubat örtük darbesine gösterilen utanç verici destektir.

Herkesin gözü önünde seçilmiş partilerin kurduğu hükümet baskı kullanılarak yönetimden uzaklaştırıldı. Bunun için çeşitli mankurtlaştırma cihazları kullanıldı ki, en başta iletişim araçları gelir.

Eğitim sistemi de bu mankurtlaştırma ameliyelerine hizmet etti.

15 Temmuz darbecilerini heveslendiren zemin işte bu zemindir.

“Yurtta Sulh Konseyi”…Tam da bu zemine uygun bir adlandırmadır. Bu konsey adına okunan bildiri, yine bu zihnin kodları kullanılarak yazılmış bir bildiridir.

Her şeye rağmen milletin büyük çoğunluğu darbeye karşı tavrını fiilen göstermiş ve darbeden medet umanların heveslerini kursağında bırakmıştır.

Üç yılı geride bıraktık. Milletin zihnini kayıt altına alacak her türlü faaliyete, uygulamalara karşı uyanık olmalıdır. Mankurtlaşma zeminleri kurutulmalı, yenilerinin oluşmasına izin verilmemelidir.

Olumsuzluklardan da olumlu sonuçlar çıkabilir. Bu topraklarda her ne olursa olsun itaatle değil, hür irademizle var olabileceğimizi göstermesi 15 Temmuz’un en önemli sonucudur.

YORUMLAR (34)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
34 Yorum