Back To Top
Emrem Sultan’dan Yunus Emre’ye

Emrem Sultan’dan Yunus Emre’ye

 - Son Güncelleme: 17.09.2019 Salı 10:21
- A +

Yunus Emre buluşması için güzergâh tayini nasıl olmalıydı? Sırf Yunus Emre köyüne gidip dönmek bize pek uygun görünmedi. “Halka Tapduk mânisini saçan” Yunus’un şeyhini de ziyaret etmeliydik. Coğrafî olarak her iki mevki birbirinden pek uzak görünmüyordu.

Ayaş, Beypazarı derken Nallıhan yoluna düştük. Nallıhan’a yaklaşırken “Emrem Sultan” okunu gördük ve sola yöneldik. Orman yeşillikleri ile bahçe yeşilliklerinin birbirine karıştığı bir arazide köyü bulduk ve hafif yüksek bir mevkideki Tapduk Emre’ye isnad edilen kabri ziyaret ettik. Buradan Yunus Emre 60 kilometre idi. Her halde zamanında iki günlük yol…Yunus Emre burada mı yetişti?

Meçhulü kurcalamaktansa Yunus menkıbelerine bakmak daha makûl değil mi? Yunus’un şeyhine hizmeti, 40 yıl mı? Bu kırk yıl içinde doğru odun taşımak nasıl anlaşılmalı?

Kırk rakamının çokluk ifade etmek için kullanıldığını düşünebiliriz. O odunlar da dergâha intisabı uygun bulunanlar olmasın? İşte bunlar pişecek ve yanacaklar!

Daha yolun başındaydık. Mihalıçcığa, oradan da Yunus Emre’ye gidecektik. Buluşma saatimiz öğle vakti idi. 60 kilometre kısa gibi görünüyordu. Yola düşünce anladık ki, rakamca kısalığa rağmen şartlar düşünülürse uzun bir yolumuz vardı. Bu altmış kilometrede yolun neredeyse düz, engebesiz ve dönemeçsiz bir kısmı ile karşılaşmadık. Anadolu’nun ortasındaydık ve kitaplarda “bozkır” tabir edilen bir coğrafyadaydık.

Gerçekten öyle miydi?

Ağaç çeşitleri değişse de orman manzara yenilenerek devam ediyordu. Meşeden, pelitten ardıça, muhtelif çam türlerine ve sedire kadar çok çeşitli ağaçları olan bir ormandan geçiyorduk. Zaman zaman yayla görünümlü köyler önümüze çıkıyor, buralarda da muhtelif meyve bahçeleri ile karşılaşıyorduk. 

Orman var, su var, her türlü meyve yetişiyor, Emrem Sultan’da bir incir gördük ki, küçük fakat haza incir! Zaman zaman Sakarya nehrini takip ediyoruz ve Sarıyar barajını görüyoruz. Hele Mihalıçcığa yaklaşırken Gürleyik şelalesine işaret eden oku görmemiz ayrı bir heyecan uyandırdı. Akarsular, şelâleler, ormanlar, meyve bahçeleri…

Mihalıçcık’da moladan sonra Yunus Emre’ye inişe geçtik.

Tam 70 sene önce, Yunus Emre’nin kabri taşınıyor. İşte o yıl Mehmet Kaplan hocanın Hareket dergisinde bir yazısı yayınlanıyor: Mukaddes Uçurum.

Yazı şöyle başlıyor: “Yunus bir uçurumda yatar. Onun yattığı yere yüksek tepelerden inilir. Gece yarısı, yaylı araba, korkulu yollardan sarsıla sarsıla düşerken, uzaktan, ta derinlerde bir ışık gösterdiler: ‘İstasyon’ dediler, ‘Yunus’un türbesi onun yanındadır’.” 

Biz de farklı bir istikametten ama yüksek tepelerden iniyoruz. Kaplan Hoca Sivrihisarlı. Çocukluğu yokluk içinde geçmiş. İşsiz babası Sivrihisar’dan Sarıköy’e taşınıyor. Yazıdan bu taşınmanın yaylı araba ile olduğunu öğreniyoruz. Sivrihisar’dan Sarıköy bir günlük yol olmalı…Bu yorucu yolculuktan sonra Sarıköy’e ulaşılıyor. Sarıköy, Devlet Demir Yollarına göre bir istasyon. Gece vakti o zamanın karanlık (elektriksiz) Sarıköy istasyonunda ışıklı tirenler kısa süre duruyor. Yolculara bir şeyler satmak lâzım, mesela ayran! Işıklı vagondakiler istasyondakileri görmüyorlar bile…

“Köye yerleştikten sonra, uçurum, Yunus, istasyon ve ben, birbirimize kaynaştık. Zamanla orkestramıza daha başka sesler de karıştı: Yakıcı yaz güneşinde sıtmadan toprağa uzanmış köylüler gördüm. Toprak yüzlerinde, ruh yarığı gibi ela gözleri daima bir veliyi hatırlatan köylüler. Çatlak dudakları ile güldükleri zaman, taşlar canlanıyormuş hissiyle insanı korkutan köylüler ve akşam güneşi bataklıkta yanarken milyonlarca zehirli sineğini göklere salıveren Porsuk.”

Kaplan Hoca’nın yazısından anlaşılan, o yıllarda burada Yunus’un kabrinin bulunduğu yaygın bir söylenti. İşte bu söylentinin izini sürenler Yunus Emre’nin kabrini demiryoluna yakın bir yerden taşıyorlar ve güzel bir çeşme yaptırıyorlar. 1970’te açık türbe yapılıp kemikler oraya taşınıyor.

Kaplan hoca, “Mukaddes uçurum”da oraya bir daha dönmediğini, dönemediğini belirtiyor. Keşke dönse idi!

Yetmiş sene sonra Yunus Emre’nin ziyaretçisi çok. Yunus Emre’yi tanımak kendimizi tanımak. Biz bu yolculukta aynı zamanda yakın coğrafyamızı, bir adım ötemizdeki, adeta burnumuzun dibindeki güzellikleri gördük. Yunus’un çağrısı güzellikleredir zaten.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 17 Eylül 2019 23:13
Kemalizm eleştirisi yapanların siyasal islamı savunması ne acayip
Ali rıza 17 Eylül 2019 22:49
Gazanfer adlı tarih bilmez yorumcu taptuk emre kim ? anadolu türkmenleri eğer türksen sen dahil yavuza kadar aleviydi , anadolu türkmenlerini sünnileştiren yavuzdur 1517 ridaniye savaşından sonra mısırdan getirdiği sünni hocalar vasıtasıyla yaptı prof tarhçi ismail hakkı uzunçarşılı yı tarihçi hammer oku , üfürmeyle olmaz bilirsen konuşacan yoksa öğrenecen
gazanfer 24 Eylül 2019 10:02
0
Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş Veli ve sonraki silsileyi biliriz, kalınca kitapları okuyup öğrenip öğretiriz. Diyeceksin ki H.Bektaş (güya) alevilerin piriymiş. Sen bir yerlerinden üfürüp uydurmadan konuş! Onlar da ehl-i sünnet Müslüman idiler. H.Bektaş Veli'nin de mürşidi sayılan Hz. Ali (k.v.) kahramanlıkta, harpte maharetli üstad olduğundan, Osmanlı'da Yeniçerilerin de piri kabul edilmiş, 'Ali'ye muhabbet edip izini takip eden' manasında 'Alevi' denilmiş ve o saikle küffar iline gidip fetihler eylemişlerdir a kendini bilir zanneden cahil ! Yoksa haricilerin/Şia'nın bozuk itikadlı şarlatanlarını
metn 17 Eylül 2019 17:48
İnsanı insan yapan değerlerin aşınmakta olduğu bu zamanda, insana sevgi, aşk, dostluk ve hoşgörüyü hatırlatarak gönlümüzü ısıtan Yunus'a köşenizde yer verdiğiniz için teşekkürler.
Eyüp Ergeçen 17 Eylül 2019 10:24
Elinize, dilinize sağlık üstat. Ben Malıç'lıyım fakat İstanbulda yaşıyorum. Babannem Sarıköy'lüdür. Kendisi aynı Yunus Emre Türkçesi ile konuşur idi. Bizim oralar aynı anlattığınız gibidir.
Herşey iyi güzel, hoş onlar Gelip, Geçtiler. Derin izler bırakarak Gönüllere. Şimdi bizim o Izlerden giderek O Adamların Neşesinde Nesiller yetişmesine vesile olmamız lazım. !.Başka da Çıkar yolumuz yok-tur. !.lay lomlari (bahaneleri ) bırakıp, eski defterler ile uğraşmadan Yarınlara İzler bırakmalıyız. Hüner budur. .acizane. .
KARAR OKURU 17 Eylül 2019 05:34
Yunus Emre'nin Alevi oldugunu neden belirtmiyorsunuz?
KARAR OKURU 17 Eylül 2019 12:04
4
Yunus Emre diye biri yaşamış mı?
KARAR OKURU 17 Eylül 2019 13:52
3
5.34, Tanıdığım alevilerin hiç biri Yunus'un inandığı gibi inanmıyor. Nasıl olacak bu iş?
Muhtefi. 17 Eylül 2019 14:20
0
Yaşamasa ne olur ki :))))..ne kaybedersin, kaybettik, kaybederiz :)))..Şarkılar var Hayali yazılmış. Hüzünlenir, Seviniriz. Bir şarkı kadar Değeride yok mu? ??.:)))..Bizim için yaşadı ve yaşıyor hala Gönlümüzde hem de cooooklari. :)))
KARAR OKURU 17 Eylül 2019 20:01
0
Aleviler musluman degil mi gazanfer?
gazanfer 17 Eylül 2019 17:40
2
Sana pek âlâ cevap verirdim, burası fazla izah etmeye uygun mecra değil. Nereden uyduruyorsun dünden beri Yunûs Emre`nin (güya) alevi olduğunu!? Eserlerinden, tarihçe-i hayatından belli ki; Yunûs Emre ehl-i sünnet itikadında müstakîm bir müslüman idi..
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN