Ekonominin faturası Mehmet Şimşek’e mi kesilecek?
Katıldığı televizyon programlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “başarıyı sahiplenip başarısızlıkta ise sorumluluğu yakınındakilere yükleme” gibi belirgin bir özelliği olduğunu söyleyen DEVA Partisi lideri Ali Babacan, kötü giden ekonominin faturasını Mehmet Şimşek’e yıkmanın hazırlığını yaptığını açıkladı.
Babacan’ın sözleri şöyle:
“Cumhurbaşkanı en son ne zaman ekonomi ekibini topladı, bir ekonomi toplantısına başkanlık yaptı? Niye yapmıyor? Çünkü o fotoğrafı verdiği anda tüm sorumluluk üzerine yıkılacak. Sorumluluğu kendi üzerinden atıp, Cevdet Yılmaz’ın, Mehmet Şimşek’in üzerine yıkmak için o fotoğrafı vermiyor.” (NOW Tv, Çalar Saat Programı, 9 Nisan)
Bu sözleri Ali Babacan söylüyorsa ciddiye almak lazım.
İki sebeple, ilkini Sayın Babacan söylesin:
“Erdoğan’ı eski bir yol arkadaşı olarak en iyi tanıyanlardan biriyim. Ailece de çok yakındık. Herhalde en uzun süre ve en yakın ben çalıştım onunla. Bütün AK Parti sistemi içerisinde en yakın ve en uzun süre bakın 13 yıl bakan ve en yakın… En uzun yol arkadaşlığı yapmış biriyim ben.” (Karar Tv, 10 Kasım 2025)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ı defalarca hedef aldı, Babacan’ın sözlerine birçok kez “o öyle değil” diyerek karşılık verdi. Ancak Erdoğan, Babacan’ın zaman zaman, Türk lirasından 6 sıfır atılması sürecine ilişkin “Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım, bunu niye sen açıkladın?” (30 Eylül 2022) sözlerini örnek göstererek dile getirdiği, “sorunları reddetme, başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmeme, başarılı işleri sahiplenip başarısızlığın faturasını başkalarına yıkma” şeklindeki eleştirisine hiç yanıt vermedi.
Önemsememin ikinci sebebi ise Babacan’ın ilkeli kişiliğidir: Cüzdanındaki parayı, kredi kartlarını bile aynı cepte taşımayacak kadar temkinli; her ihtimali ve riski hesaba katan, tedbiri elden bırakmayan bir karaktere sahiptir. Dolayısıyla böyle bir çıkışı siyasi polemik olsun diye yapmaz, sırf gündem olsun diye gündeme getirmez.
***
Nitekim dün akşama kadar taraflardan ne Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten ne de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan herhangi bir tekzip geldi. Gerçi her iki isim de çıkıp ne söyleyebilirdi, o da ayrı mesele. Ama en azından Beştepe, “Hayır, ekonomi toplantıları Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında düzenli olarak yapılmaktadır; Babacan’ın iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır” diyebilirdi.
En azından “isimleri geçen her iki arkadaşımızda gayet başarılıdır, görevlerini başarıyla yürütüyor” açıklaması gelebilirdi, o da gelmedi.
Her konuda açıklama yapan, muhalefetin hemen her sözüne yanıt vermek için kameraların karşısına geçen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de dün kameraların önündeydi; fakat ondan da bu iddiayı yalanlayan tek bir söz gelmedi. Kaldı ki CB hükümet sistemine geçildikten sonra ekonominin asıl patronunun, son tahlilde de sorumlusunun kendisi olduğunu Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat açıklamıştı.
“Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben.” (28 Mart 2019)
***
Ekonomide işlerin rayında gitmediği ortada. TÜRK İŞ’in verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 32.793 TL'ye, gıda, kira, ulaşım gibi temel harcamaları kapsayan yoksulluk sınırı ise 106.817 TL. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 42.585 TL'ye ulaşmış durumda. İktidar barınma ve beslenme sorununu çözemiyor. Enflasyon, iktidarın TÜİK’i eliyle budanmış verilerine göre bile yüzde 31,53. Piyasaların güvendiği ENAG’a göre de bu oran yüzde 54,14.
Vatandaşın, emeklinin durumu ortada.
16 Mart günü “Bakanlıkların taşınmazlarının özelleştirilmesine” ilişkin yayınlanan 11079 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi devletin durumunun da vatandaştan pek farkı olmadığının bir göstergesi.
***
Acaba yanlış mı yorumluyorum diye 16 Mart tarihli CB kararnamesini CHP Genel Başkan Yardımcısı iktisatçı Kerim Rota’ya sordum. Bu kararın, bütçede kamu harcamalarından ve sözde itibardan tek kuruş tasarruf etmeyen, vergi adaletini tesis edemeyen ve söz verilen rasyonelleşmenin kıyısından geçmeyen iktidarın son çaresinin belgesi olduğunu söyleyen Kerim Rota’nın söyledikleri şöyle: “Taşınmaz satışıyla finansman sağlamak, borca batmış bir ailenin ev eşyalarını satmasına benzer. Kamu taşınmazları nesilden nesile devredilen ve verimli yatırımlar yapılması için elde tutulan milli servetlerdir; bugünün açığını kapatmak için yarının kuşaklarından kaçırılacak mallar değildir…”
Bu bilgiyi veren Kerim Rota, iktidarın tavrında “siyasi şüphe” çeken bir taraf olduğunu da şöyle anlattı:
“Bu taşınmazların olağan Hazine satışı yöntemiyle değil de ‘özelleştirme’ kapsamına alınarak satılması, kritik bir siyasi şüpheyi de beraberinde getirmektedir. Zira Hazine taşınmazlarının olağan yolla satışında, belediye sınırları içindeki parsellerin satış bedelinin %40'a varan kısmı ilgili belediyeye pay olarak aktarılmaktadır. Özelleştirme şemsiyesi kullanılarak bu yasal yükümlülüğün devre dışı bırakılması, yalnızca bir teknik tercih değil; muhalefet belediyelerini mali olarak kuşatma politikasının yeni bir halkasıdır. Milletin malını satarken İstanbul, İzmir', Ankara, Bursa belediyelerinin vatandaşlarına yapacakları hizmeti de engellemeyi düşünmeyi ihmal etmemişler.”
İktidarın ülkenin ekonomisini uçuracağı, Türkiye’yi dünyada en iyi on ekonomi arasına koyacağı vaadiyle getirdiği CB sisteminde gelinen nokta hazine arazilerini “gelir getirmesi” için özelleştirme noktasına getirdiği görülüyor.
Hatırlayalım, 2026 bütçe açığını 2,7 trilyon TL olacak, üstelik bu seviyede kalırsa! Hükümet kamuda tasarruf etmek yerine kamunun yüzlerce yıldır sahip olduğu taşınmazları satarak açığı bir miktar olsun azaltmak istiyor. Yani gelecek kaynaklar yatırıma gitmeyecek, borca gidecek. Temeldeki sorun bu zaten.
Ekonomide işlerin bir türlü rayına oturmadığı bir dönemde bakanların bakan değil “siyasi teknisyen” olduğu ve ekonominin sorumlusunun bizzat Cumhurbaşkanı olduğu bir hükümet sisteminde ekonominin sorumlusunun başında olmadığı ekonomi toplantısı olur mu?
Peki, hukuk olmadan düzelmeyecek olan ekonominin faturası Mehmet Şimşek’e kesilir mi?
Kesilmez diyecek olan var mı?
