Maalesef Türk halkının yüzde 70’i Bahçeli’yle aynı fikirde değil

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli de fon vurguncularının isimlerinin açıklanmasını ve cezalandırılmasını istedi. Dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada devlete “devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve hukuksuzluk, hukuk önünde koruma görmemelidir” çağrısında bulundu.

Ve cümlesinin hemen devamında da yine belediyeler üzerinden ana muhalefet partisine yüklendi:

“Belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızların ülke düzeyinde yayıldığı bir dönemde siyaset adına bunların üstünün örtülmesine, kamu malına zarar verenlerin, yetim hakkına el uzatanların masumlaştırılmasına fırsat verilmemelidir.”

Diyor ki Bahçeli:

“Bununla birlikte dikkatinizi çekmek isteriz ki bu süreçte özellikle muhalefet çevresinde elma ile armut aynı kefede tartılmaya kalkılmakta, kamuyu yanıltmak, yönlendirmek ve tahrik etmek amacıyla organize suç şebekesi hâline gelmiş, kamu mallarına el uzatmış, milletimizin üzerine çökmüş belediyelerdeki ahlaksızlıklar grubunun eylemleri milletimizden saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır.”

Ben bu iki paragrafı aldım ama Sayın Bahçeli dün konuşmasında Yeni Parti’ye yüklendikçe yüklendi.

Fakat Cumhur İttifakı’nın içindeki yüzbinlerce vatandaşı dolandıran, borsada milletin üç kuruşuna çökenlere ise ortaya karşılık sadece iki cümle sarf ediyor.

Yüz binlerce vatandaş dolandırılmış; iktidarın içindeki “ahlaksızlar grubu”, yetkilerini ve makamlarını kötüye kullanarak borsada kendilerinin kazanacağı, vatandaşın ise kaybedeceği bir düzenek kurmuş. Üç kuruş koyup milyonları ceplerine indirmişler.

Ak Parti Grup Başkan vekili hukukçu Özlem Zengin bunun “örgütlü suç” olduğu söylemiş, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Kim yanlış yaptıysa, kim hukuku ihlal ettiyse, kim vatandaşlarımızın parasını gasbettiyse siyasi görüşüne, makamına, kimin yakını olduğuna bakılmaksızın hesap vermelidir” demişti.

Fatma Betül Sayan Kaya günah keçisi ilan edildi ama bu “ahlaksızlar grubunun” tek üyesinin o olmadığı yönündeki iddialar ortada. Bakan yardımcılarının, milletvekillerinin, bakan çocuklarının ve üst düzey bürokratların isimleri günlerdir kamuoyunda dolaşıyor.

Kendi partisinde yolsuzluğa, rüşvete ve haksız kazanca bulaşanlara müsamaha göstermeyen, yozlaşmış isimleri kulaklarından tuttuğu gibi kapının önüne koyan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, kamuoyunda bu denli ayyuka çıkmış fon vurguncularına karşı da “ama”, “fakat”, “lakin” demeden aynı kararlılıkla tepki göstermesi, itiraz etmesi gerekir.

Yeni Parti’ye beş paragrafla yüklenmeden fon soyguncularına iki cümle sarf etmek pekala mümkün.

***

Gelelim madalyonun öteki yüzüne.

MHP lideri Bahçeli “devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı” diyor.

Devletimizin ilgili kurumlarının maalesef MHP lideri Bahçeli’nin bu talebini yerine getirmeleri pek de muhtemel gözükmüyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devlet kurumları diye bir şey bırakmadı maalesef. Bu sistemde “kurum”u yöneten de “denetçi” atanan da aynı iradeye bağlıdır. Hatta bazan isimler iç içe geçiyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bütün yetkileri tek elde toplayan bir model olmasaydı, denge denetim mekanizmalarını çalıştıran, güçler ayrılığı ilkesini koruyan bir hükümet modeli olsaydı bugün böylesi bir yozlaşmayla, çürümeyle karşı karşıya kalınmazdı.

MHP lideri Bahçeli “Türk adaletine güvendiğini” söylüyor ama toplumun yüzde 70’i maalesef haklı olarak Türk adaletine güven duymuyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek de yatarım gelmesi için “hukuk güvenliğini”sağlamak gerektiğini söylemedi mi? Hukuk güvenli nasıl bozuldu, değil mi?

Toplumun yüzde 70’i Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısındaki en güçlü rakip olan Ekrem İmamoğlu’nun yargı eliyle siyaset sahnesinden alındığını gördüğü için Türk adalet sistemine güven duymuyor.

Bir hukuk devletinde, açılmış bir davaya sonradan hâkim atanır mı? Görülmekte olan bir davada, hukuken geçerli ve objektif bir gerekçe olmaksızın hâkim değişikliğine gidilmesi, Anayasa’nın 37. maddesinde güvence altına alınan “tabii hâkim” ilkesini ve yargı bağımsızlığını ihlal demektir. Ancak HSK, bunu bile bile, iktidarın yakından takip ettiği davalarda hâkim değişikliğine gidiyor.

Ekrem İmamoğlu’nun davalarında 20’ye yakın hakim değişikliği yaşandığını gören toplum adalete güven duyar mı? Duymuyor nitekim.

Toplumun yüzde 70’i AİHM kararlarını uygulanmadığını, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını yok sayıldığını gördüğü için adalet sistemine güven duymuyor.

AK Partilisi de MHP’lisi de Yeni Partilisi de Fatma Betül Sayan Kaya, AK Partili olmasaydı yargının kendisine nasıl davranabileceğini; şafak vakti kolluk kuvvetlerinin kapısına dayanabileceğini, ellerine kelepçe takılarak ifadeye götürülebileceğini ve bütün bunların dünya kamuoyuna servis edilebileceğini gayet iyi biliyor.

Toplumun yüzde 70’i, Türkiye’de hukukun iktidara ayrı, muhalefete ayrı işlediğini düşünüyor; yıllardır bu çifte hukuk uygulamasına tanıklık ediyor.

Fon skandalında ismi geçen Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile ilgili iddiaları haber yapan gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’i ev hapsine alan, Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç hakkında tutuklama kararı veren adalet sistemine güvenelim mi gerçekten?

MHP lideri Bahçeli hangi Türk adaletine güven duyuyor? Selahattin Demirtaş hakkındaki iki AİHM kararını uygulamayan, hem de Bahçeli’nin uyarılarına rağmen uygulamayan adalete mı?

***

Ankara 2 Nolu Baro Başkanı Gökhan Ağdemir “Yaklaşık 2 senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hakim savcı yaptık, bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük, sağ olsunlar bize bakanlık ayrıcalık tanıdı” açıklaması yaptı. Gizli saklı, kapalı kapılar ardında değil, kamuoyuna açık alanda övünerek söyledi bu sözleri.

Bir hukuk devletinde, adaletin olduğu bir sistemde “ricayla, referansla” hakim savcı olmak mümkün mü?

Hakim ve savcılar, önce yüzde 70 doğru cevap olması gereken yazılı sınavla, sonra mülakatla göreve alınmıyor mu?

Demek ki bu 70 kişi, devletin kurumu ÖSYM’nin yaptığı bu merkezî sınavda yeterli başarıyı gösterememiş, yazılı sınavda gerekli puanı alamamış ama “siyasi yakınlık, rica ve referans” sayesinde hâkim ve savcı olmuş. Peki, bu iddialar doğruysa, bu kişilerin haksız kazanç sağlayan fon vurguncularından ne farkı var? Hak etmediği parayı elde etmekle, hak etmediği makama siyasi nüfuzla gelmek arasında nasıl bir fark var?

Gökhan Ağdemir bilinmeyen bir şey söylemedi; zaten kamuoyunun bildiği bir gerçeği, malumu ilan etti. Liyakatin ve ehliyetin hasıraltı edildiğini, yerleşik teamüllerin yok sayıldığını açıkça itiraf etti.

Bunların yaşandığı bir ülkenin adalet sistemine güvenilir mi? Toplumun yüzde 70’i nitekim güven duymuyor. Yargıya güven duyan iktidarın içindeki yüzde 30’luk bir kesim.

İktidarın araçsallaştırdığı bir yargı sisteminde fon vurgununda adaletin tecelli edeceğine inanmak gerçekten çok zor. Nitekim AREA Araştırma’nın 5-9 Ekim tarihleri arasında 26 ilde 2 bin 50 kişiyle gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, toplumun yüzde 60’ı fon soruşturmasında sorumluların cezalandırılacağına, yine yüzde 63’de sorumlulardan tahsil edilecek paraların mağdur yatırımcılara ödeneceğine inanmıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.