Faiz indirimleri yaralara merhem olur mu?
Tam beş yıl sonra ilk defa bu denli düşük gelen eylül ayı enflasyonu ile özellikle iki senedir devam eden sanayi tarafındaki yavaşlamanın üzerine fon rezaletinin de aynı sepete girmesi sonucu oluşan garip bir denklem, faiz indirimlerini mecburi hale getirmiş durumda.
Önemli kuruluşların beklentileri 100 baz puan civarında olmakla beraber beklentisi 150 baz puana kadar olan kıymetli ekonomistler mevcut. Belki daha fazlası gerekli ama “borsa bu durumdayken dövize kaçışı tetikler” diye ekonomi yönetiminin çekincelerinin var olduğu düşünülüyor. O nedenle 200 baz puanlık bir indirim şu an için “tehlikeli bir sürpriz” olarak nitelendiriliyor.
Merkez Bankası’nın rezervleri tarafında, hem altın fiyatlarındaki düşüşten hem de fon krizinin başlamasıyla, özellikle özel sektör ile carry trade’cilerin talebine yönelik satışlardan ötürü önemli bir eksilme göze çarpsa da hanehalkı tarafından kaynaklanan talebin sınırlı kalması nedeniyle şimdilik bir problem yok. Ekonomi yönetimi bu pozisyonunu korumak zorunda. Döviz sepetinde oluşacak kontrolsüz bir yükselme zaten kör, topal olan ve ayrıca fon krizi nedeniyle üşütmüş durumdaki ekonominin sağlık durumunu hepten bozabilir.
Şimdiye kadar tarihimizde eşi benzeri görülmemiş bir süre için baskılanan döviz tarafı en yumuşak karnımız. Dolayısıyla bu zamana kadar bu şekilde baskılanması büyük bir hata olmakla beraber artık bir süre daha mecburen en dikkatli şekilde korumamız gereken kritik alana dönüşmüş durumda…
KKM’nin ilanına kadar, faiz sebep-enflasyon sonuç masalıyla çıkılan yolculukta, tüm dünya faiz artırırken bizim indirmemizden kaynaklı olarak yükselişi serbest bırakılan döviz fiyatlarının bir gecede çakılması sonrası hanehalkının uzaklaştırıldığı döviz piyasasının yerini yatırım fonları almıştı. Üç yıldır bu taraftaki enflasyonu yenen getirilerle karşılaştırıldığında, baskılamadan ötürü enflasyona yenilen döviz, nihayetinde önemli ölçüde yatırım aracı olmaktan çıkarılmıştı.
Diğer taraftan beklediğimiz indirimler yeniden ABD’nin faiz artışları yapmaya başladığı bir döneme denk gelmesi nedeniyle kritik. 2021’den farkı ise bu defa mecbur kalmamız. Üç yıldan uzun süren yüksek faiz dönemi hem iş dünyasına hem de vatandaşa büyük bir zulme dönüştü. Hepi topu varabildiğimiz noktaysa hala %30-%31’lik yıllık enflasyon oranları. Bu demektir ki en az beş sene daha kemer sıkmak lazım. Fakat, son günlerde net bir şekilde anlıyoruz ki kimsenin dayanacak gücü kalmadı. Çünkü hem vatandaş hem de iş dünyası fon krizi ile patlak veren rezaletle beraber hem sabrını hem de ümidini önemli ölçüde kaybetti. Büyük çapta bir “uyanma” hasıl oldu.
Bana kalırsa en büyük güven zedeleyici ve ümit tüketici mesele, önemli isimlerin krize bulaşması kadar ışıklar yanıp dahil oldukları rezalet açıkça ortaya çıkmasına rağmen halen daha tüm sorumluların koltuklarında oturuyor olması.
Fon krizi öncesinde kaleme aldığım “problemlere neden olanların neden oldukları problemlerini çözemeyeceklerini” anlatan yazıma acı bir örnek var karşımızda. Hatta çok daha ağırı. En azından o yazıda tarif edilen aktörler, böylesine arsızca bir rezalete buluşabilecek karakterler olarak düşünülmemişti.
Halkın tüm öfkesi ve mağdurların ağır beddualarını rağmen bu rezalette oscarlık “yardımcı oyuncu” konumundaki aktörler istifa bile etmediler. Gerçi isteseler de edemezler. O kadarcık bile özgürlükleri yok.
İşte böyle bir tablo, böyle bir ekonomi yönetimi varken ister istemez faiz indiriminin 100 puan mı yoksa 200 puan mı olacağı hususu açıkçası çok da büyük bir kıymet arz etmiyor.
Borsası tarumar olmuş, dövizi baskılanan, emeklisi ile asgari ücretlisi açlık sınırı altında kalan, sanayisi iki senedir can çekişen, elli ayda anca bir kere %30’un altında enflasyon gören ve tekrar tekrar ifade ettiğim üzere üç seneden fazla süredir aşırı yüksek faizle mücadele eden ekonomimizin artık olası faiz indirimlerinin arasındaki 100 baz puanlık farklılıkların oluşturabileceği iyimserlikten çok dahasına ihtiyacı var.
En baştan ve gerçek anlamda enflasyonla mücadeleye başlamalıyız. Ama kesinlikle bu aktörlerle değil. Dolayısıyla girdiler değişmedikçe çıktılar değişmeyeceğinden teferruatların olumlu anlamda zerre önemi ve katkısı yok. Uzun bir süre daha olmayacak da.
Hasılı, aktörler ve planlar değişmedikçe faiz indirimleri yaralara merhem olmayacak. Hele ki tüm dünya ekonomilerinin en keskin virajları dönmeye çalıştığı, bu içinde bulunduğumuz vahşi zaman aralığında…
