Bir müstesna golün bana düşündürdükleri…
Futbol sahası bir uçtan diğerine 105 metredir; enine de 60 metre…
Cumartesi akşamı, İspanya liginde (La Liga) şampiyonluğa göz kırpan takımlardan Real Madrid, kendi sahasında Elche ile karşılaşırken, oyuncularından biri, top ayağına geldiğinde, rakip takım kalecisinin hayli öne çıktığını fark eder etmez inanılmaz bir gole imza attı.
Önünde sahanın üçte ikilik bölümü bulunduğu halde ayağındaki topu kaleye doğru havalandırdı; kaleci tehlikeyi gördü, ama çaresiz kaldı; top süzülerek uçtu ve kalecinin nafile bakışları arasında hedefine ulaştı.
Bütün seyircileri ayağa kaldıran, kendilerini tutamayıp attıkları hayranlık içeren sloganlar eşliğinde alkışladıkları bir andı o…
İlk tahminim, kaleye ulaşıncaya kadar topun en az 70 metre katettiğiydi; sonradan gerçek mesafe 68 metre olarak açıklandı.
Böylesine bir muhteşem golün Bernabeu stadında en son 15 yıl önce yaşandığını, Avrupa futboluna sayfalarında yer verdiğine hiç tanıklık etmediğim Amerikan New York Times gazetesinde okudum.
Beni neden ilgilendirdi İspanya’da yaşanan bu olay?
Golü milli takımızın önemli ismi 21 yaşındaki Arda Güler attı da ondan…
Arda Güler, Real Madrid’te iki yıl önce de benzer bir uzaktan aşırtma gol denemesinde bulunmuş, top direkten dönmüştü.
Millilerimizin yarıya yakını zaten Avrupa’nın çeşitli takımlarında boy gösteren gençler… Ülkemizin gençlerinden sporun değişik dallarında başarılı olanlar çıkıyor…
Ancak yine de bir gerçeği görmemiz gerek: Nüfusları birkaç milyon olan Norveç ve Hırvatistan gibi ülkelerden Avrupa sahalarında top koşturan ve uluslararası yarışmalarda atletleriyle madalyalar kazanan sporcuların sayısı 90 milyonluk Türkiye’den hala fazla.
Nüfusu az, çıkardığı yıldız oyuncuları fazla ülkeler için spor aynı zamanda bir ihracat kalemi…
“Neden daha fazla yıldız sporcumuz yok, nerede hata yapıyoruz?” soruları üzerinde duran ve verilecek cevap üzerine yeni politikalar geliştiren bir anlayış maalesef ortalıkta görünmüyor.
Futbolda Turgut Özal’ın sahaları uluslararası standartlara kavuşturarak sayılarını artırma politikasını yeni bir evreye taşıyan anlayışı siyasette ara da bulasın…
Hüda-yı nâbit olma (kendi kendine yetişme) durumu hâlâ devam ediyor…
Bu yüzden de dünya kupası hayalleri günümüzde hep suya düşüyor.
Arda Güler’in gol getiren uzun mesafeden gol atma çabası, üzerinde düşünülmeyi hak ediyor. Böylesine zor ve sonuç getirmese tepkilere de yol açabilecek bir girişimi her şeye rağmen göze almak kolay bir karar değil. Bir gencimizin içerdiği sorumluluğu göz ardı etmeden bu yola başvurması bizde pek alışıldık bir davranış tarzı sayılmaz.
Ağır ol da molla desinler…
İcat çıkarma…
Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım…
Alışıldık davranış kalıplarımızın kısa özeti bu özlü sözler…
Özlü, ama içi boş sözler bunlar…
Oysa gençleri zoru denemeye teşvik etmek gerekir.
Bunun yerine daha ilk okullardan başlayarak sürü psikolojisine tabi tutuluyor insanlarımız…
Sürüden ayrılanı kurtlar kapmasın diye olacak…
Aslında ihtiyaç duyulan insan tipi kalıpları zorlayanlardır.
İlim alanı olan tarihi, bilimsel dergiler ile akademik müzakerelerin dışına taşıyarak geniş kitleleri eğitme görevini de üstlenmiş Prof. İlber Ortaylı’nın, katıldığı TV programlarında genel seviye eksikliğini sorgulaması, cehaleti kınaması, vefatı sonrasında hakkında çıkan yazıların bazılarında onun kibirli oluşuna atfediliyor…
Genel seviye ülkemizde övünülecek bir durumda herhalde…
Ağzı olanın konuştuğu bir ortamımız yok ve tartışmalara cahillik hakim değil sanki…
Yetişme çağındaki gençler için onları dünya çapında değerler haline getirmede teşvik unsuru olabilecek olumlu örneklerimiz çokmuş gibi bir hava veriliyor…
Futbolda Arda Güler’in, tarihçiliğini beşeri ilgiler alanına taşımış İlber Ortaylı’nın, Nobel ödüllü çalışmalarını bir yabancı ülkede sürdüren Prof. Aziz Sancar’ın değerlerini bilsek bari…
Ülkemiz sınırları dışında daha ünlü Nobelli romancımız Orhan Pamuk’un başarılarını içselleştirdiğimiz bile söylenemez.
Nitelikli insanlarımız yurt içinde mi daha fazla yoksa yurtdışında mı?
Neden gençlerimiz yurtdışına kapağı atma çabasındalar?
Türkiye’de doğmuş birinin içeride veya dışarıda başarılı işlere imza attığını işittiğimizde ilk verdiğimiz tepki takdir mi oluyor yoksa “Mutlaka bir sebebi vardır” diye mi düşünüyoruz?
Madem bu yazıya futbol ile başladım yine onunla bitireyim: Acaba her alanla, herkes ve her kurumla ilgili kanaatlerimiz, tuttuğumuz takımla ilgili fanatik taraftarlığımızı mı andırıyor?
Değer bilmez bir toplum olmaktan kurtulmanın yollarını aramalıyız.
