Dünyamız nereye gidiyor haberiniz var mı?

Gecenin bir vakti dünyadaki gelişmeleri bir de CNN International ekranlarından izleme rutinim var. Dünyaya o kanalı hediye eden Ted Turner’un ölüm haberini uzunca duyurduktan sonra, dün gece, izleyicilere ABD başkanı Donald Trump’ın muhaliflerine reva gördüğü muameleyi ekranına taşıdı CNN

Kadınlı-erkekli bir dizi muhalifin vesikalık görüntüleri eşliğinde…

En son, bir eyalet senatörünün evini ve ofisini basmış federal ajanlar, 82 yaşındaki siyahi kadın politikacıyı gözaltına almışlar…

Federal bir yargıcın talimatıyla…

Dün ABD basınına göz attım, haberi ‘ilk kez’ şaşkınlığıyla yansıtıyorlardı…

Trump döneminde ABD, yalnızca Gazze’nin yerle bir edilişine ve Filistinlilerin soykırımına destek çıkmakla ve İsrail’in İran savaşına gönüllü yazılmakla kalmıyor, ülkesini otokratik bir yönetime doğru iteliyor da…

İlk döneminde kendisinin atadığı Merkez Bankası başkanı Jerome Powell’i, bütün baskılara rağmen koltuğunu terk etmeye yanaşmadığı için, adamı az kalsın cezaevine gönderecekti Trump.

İran savaşı için Kongre’den onay almaya yanaşmadı Trump; anayasal süre olan 60 gün dolduğunda, henüz bitmemiş savaşı bitmiş ilan ederek, yasama organını tanımadığını belli etti.

Yargı hedefte olduğu gibi medya da…

Daha önce görülmemiş anti-demokratik uygulamalar yaygınlaşıyor ABD’de; medya kuruluşları hakkında yüksek meblağda tazminat davaları açılıyor, kaynak açıklamaya yanaşmayan muhabirlerin evleri basılıyor…

V-DEM enstitüsünün taze yayımladığı ‘Demokrasi Raporu’, ABD’yi de otokrasi ile yönetilen ülkeler sınıfına sokulabilecek durumda buluyor. Trump eliyle demokrasi, ‘eşitliğe dayalı sivil haklar’ konusunun henüz kabul edilmediği 1960 öncesinin standartlarına gerilemiş durumda.

Trump medyaya göz açtırmama niyetiyle bütün gücünü aleyhte yayınları engellemek için kullanırken, medya da, baskılar altında olmasına rağmen, ülkenin hızla otokrasiye kaymasına karşı mücadelesini sürdürüyor.

Bir gazete -Washington Post- Trump’ın doğru olmayan açıklamalarını, gerçeklerin çarpıtıldığı sözlerinin çetelesini tutuyor. [İlk döneminde Trump tam 30.573 yalan söylemiş.] New York Times ise, Trump’ın haklarında saygısızca veya küçümser ifadeler kullandığı kişi ve kurum sayısını listeliyor. [Sayı şimdiye kadar 598.]

Pes etmeye niyeti yok Trump’ın; ülkenin öndegelen medya kuruluşlarının kendi yandaşı işadamlarının eline geçmesi için çabalıyor.

Galiba başarılı da olacak.

İçerisinde CNN International’in de bulunduğu Warner Bros şirketi Netflix tarafından satın alınmasına ramak kalmışken, Trump -ve İsrail- yakını Ellison Ailesi’nin -Larry Ellison ve oğlu David- sahip oldukları Paramount-Skydance şirketi devreye giriverdi.

Ellison’lar tarafından yönlendirilen CNN ve diğer kanallar bundan böyle muhalif üsluplarını değiştirmek zorunda kalacaklar. Çok geçmeden ABD kaynaklı haberler Fox-News tarzında dünyaya sunulur hale gelebilecek.

Trump’ın Beyaz Saray’daki varlığını kendisinin ve yakınlarının daha da zenginleşmesini sağlamak üzere kullandığı, bu amaçla savaş çıkarmaktan bile geri durmadığı yolundaki belgeli yayınlara veda edilmesi yakın.

ABD’de yanlış işler birbiri ardına gelişiyorsa, medya üzerinde baskılar dayanılmaz boyutlara ulaşıyorsa, hatta ülke demokrasi dışına kayıyor ve otokratik ülkeler arasında sayılmaya başlıyorsa “Ne yapalım” mı diyeceğiz?

ABD’nin öyle bir duruma gelmesi yaşadığımız dünyayı her an tetikte olmaya zorlayacağı için böyle düşünemeyiz.

Konu üzerinde düşünmemi sağlayan, bir dönem aynı etkinlikte bulunduğum için birikimini ve etkinliğini bildiğim meslektaşım Martin Wolf’un Financial Times gazetesinde geçen gün çıkan ‘Demokrasinin tehlikeye düşmesini küçümseyemeyiz’ başlıklı yazısı oldu.

Wolf, hak ve özgürlüklerin ülkelerde ne halde olduğunu her yıl araştırıp değerlendiren Freedom House’ın son raporuna da değiniyor.

Freedom House, yakında çıkan 2025 yılının değerlendirildiği raporunda, özgürlüklerin küresel çapta 20 yıldır gerilemekte olduğunu belirlemiş. Sadece 35 ülke demokratik standartlarını düzeltme yolunda adımlar atarken, tam 54 ülkede ise siyasi haklar ve özgürlükler gerilemekteymiş.

Son 20 yılda -2005 ile 2025 arasında- otokrat rejimlere sahip ülkelerde yaşayan dünya nüfusu %50’den %70’e yükselmiş…

Otokrat ülkelerde yaşayanlar nüfusunun artmasının bir sebebi, ABD’nin de giderek o yönde saf değiştirmeye yüz tutması…

Trump ülkesini dönüştürme hamlesinde başarılı olur, önümüzdeki üç yılda başkanlığı sona erdiğinde kurumları hizaya getirebilmişse değişim bütünüyle gerçekleşir ve ABD bu alandaki raporlarda, Çin, Rusya ve Hindistan gibi baskıcı rejime sahip ülkeler arasında yerini alır.

Bu gerçekleştiğinde, gecenin bir vakti, dünya ahvalini bir de CNN International’dan izleme rutinimi terk etmem gerekecek.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.