CHP’de yaşanan, marka üzerine kavga
Türkiye’nin bir asrı geride bırakmış fazla markası yok; Ali Muhiddin Hacı Bekir ve benzeri ağız tadına hitap edenleri bir tarafa bırakırsanız geriye fazla bir değer kalmıyor…
Şu sıralar 100. yılını kutlayan Koç Holding bir bakkal dükkanından ülkenin en büyük sanayi grubuna dönüşün hikayesi olarak önemli bir istisna.
İstisna sayılabilecek bir markamız daha var ama…
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)…
İki yıl önce 100. yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayanların oluşturduğu bir parti CHP…
Darbeler ülkesi olduğumuz için CHP dışındaki hiçbir partinin ömrü yarım yüzyılı bulmuyor…
Çok partili hayata geçildikten sonra (1950) tek başına iktidar olma şansı yakalamamış olsa da, CHP, girdiği her seçimde seçmenlerin dörtte birinin oyunu alabiliyor…
Tek başına iktidar olma başarısı göstermiş Adalet ve Anavatan partileri ışıltılı günlerini geride bıraktılar; buna karşılık CHP 12 Eylül (1980) müdahalesi sonrasında bir müddet kapalı kalsa bile, gölgesine sığınan, Halkçı Parti, SHP ve DSP gibi partilerde varlığını sürdürmüştü.
Siyasette en önemli markalardan biri bugün de CHP…
Zaten öyle olduğu içindir ki, kurultayda yenilmiş kadro, yargı müdahalesiyle onu yeniden ele geçirdiğinde, bir kez daha kaybetmeme ve onu parti içi rakiplerine kaptırmama mücadelesi veriyor…
Yargıya götürülmüş kurultay ve sonrasında yapılan iki kurultayda delegelerin teveccühüne mazhar olmuş kadro da, partinin marka değerini bildikleri için, teslim olmaya yanaşmıyor…
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit isimleri ile özdeş CHP’nin marka değerini iki taraf da gözden çıkarmak istemiyor…
Yargı eliyle partinin kendilerine bırakıldığı kadro, her halükarda %7 barajını aşmaya yarayacak bir oy alarak Meclis’te temsil edilecekleri hesabında.
Hatta, oyların çok sayıda parti arasında paylaşılacağı varsayımından hareketle, seçim sonrasında oluşacak şartların kendilerine iktidar yolunu açabileceğini bile düşünüyorlarsa şaşırmam.
Sandıktan birinci çıkacak, ancak TBMM’deki sayısı tek başına hükümet kurmaya elvermeyecek AK Parti’nin ortağı olarak…
AK Parti Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’nin zorlamalarından zaten yorgun, MHP’nin ittifaktaki yerini CHP’nin alabileceği hesabı…
Kulaklarına bu ihtimali üfleyenler olmuş mudur, bilemem. Ancak, en yakınlarını bile dinlemeyerek böylesine bir kavgaya tutuşmaları, mücadelenin göz kararıyla olmadığını akla getiriyor.
Aksi halde ihtiyatlı davranmaları gerekirdi. Kaybettikleri kurultayı geçersiz kılarak partiye yeniden hakim olma hakkını kendilerine tanımış olan yargının bir süre sonra farklı bir karar alması ihtimalini akıllarından bile geçirmedikleri belli.
Nasıl oluyor da sürecin şaşmayacağından bu kadar emin olabiliyorlar?
Peki, ya hesapları tutmazsa?
Ya ele geçirdikleri partinin marka değeri, bu arada yaşananlar sırasında rahatsızlık duyan geleneksel seçmenlerin gözünde düşecek olursa?
Tasfiye etmeye başladıkları kadronun kendilerinin partide bulunmadıkları dönemde yürüttükleri taban politikası işe yaramış ve geleneksel seçmenin marka sadakati %7 oranının altına düşmüşse?
Atatürk, İnönü ve Ecevit gibi tarihi figürlerin partisi CHP, Adalet, Anavatan, DYP, DSP ile aynı kaderi paylaşır hale pekala gelebilir.
İktidar beklerken ortalıktan silinmek de mümkün…
“Olmaz öyle şey” diyen çıkarsa sadece gülerim…
Turgut Özal, 1980 darbesi sonrasında siyaset alanı yeniden açıldığında iktidara taşıdığı partinin geleceğinden o kadar emindi ki, değişik kaygılarla hiçbir parti kalıcı mülk edinmezken, ANAP’ı görkemli bir genel merkez binasına kavuşturmuştu.
O bina bugün ne halde?
En taze haber şu:
“Ankara Balgat’ta yer alan tarihi ANAP Genel Merkezi binası yıkılarak yerine 16 katlı bir ticaret merkezi (plaza) yapılmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan imar değişikliği ile binanın arazisi ticaret ve kültür alanı statüsüne kavuşturulmuştur.”
Yoksa zaten kavga böyle bir sonuç doğurabileceği beklentisiyle mi yapılıyor?
CHP’yi yeniden sahiplenenler, bilemediğimiz sebeplerle, partinin sonunu getirmeyi önemsemeyerek mi kavgayı sürdürüyor?
Sorum tuhaf mı geldi? Oysa kavganın kendisi bu tuhaf sorumdan daha sorunlu geliyor bana…
Kurultaydan galip çıkmış kadronun, marka değeri sebebiyle, CHP’den kopmamaya çalışmasını anlayabiliyorum; ancak yargı yoluyla yeniden CHP’nin başına gelenlerin ‘küçük olsun benim olsun’ mantığıyla yürüttükleri kavganın daha şimdiden görünür hale gelmiş sonucuna aldırmamalarını anlamakta zorlanıyorum.
Böyle giderse, ülkenin zaten çok az olan ‘100 yıllık markaları’ arasından biri daha -CHP- tarihe karışabilir.
İstenen bu mudur yoksa?
