İftarlar hatıraları canlandırıyor
Donald Trump tarihe ‘en savaşkan başkan’ olarak geçecek… Netanyahu’nun zorlamasıyla başlattığı İran’la savaştan çoktan pişman ve çaresizlik içerisinde…
Umduğu tepelere kar yağdı. Geçmişte küçümsediği müttefikleri imdadına koşmadılar; iktidarının çatısından kiremitler dökülmeye, kritik görevlere getirdiği isimler saflarını terk etmeye başladı.
O kızgınlıkla hıncını medyadan çıkarıyor Trump. Bir kadın gazeteciye, New York Times’ın (NYT) Beyaz Saray muhabiri Maggie Haberman’a, ‘pislik’ ve ‘leş kargası’ sıfatlarını kullanarak saldırdı.
Seleflerinden Richard Nixon da başkanlığının son günlerinde aynen onun gibi davranıyordu.
Yayınlarından hoşlanmadığı Washington Post (WP) ve NYT gazetelerine savaş açan Nixon süresi dolmadan istifa yoluyla başkanlıktan ayrılmak zorunda kalmış, sonraki günlerini kendisini unutturma çabasıyla geçirmişti.
Geçen akşam, Karar’ın artık gelenekselleşen iftarında gazeteye hayat veren meslektaşlarla geçirdiğim saatler, bizim mesleğin meşakkatli olduğu kadar gönendirici de olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
Zaman zaman gelişmelerle test edilir gazetecilik…
İftar için yola çıkmadan ‘The Post’ filmini bir kez daha -biraz da yaşlı gözlerle- izlemiştim.
Nixon dönemi Amerika’sında (1969-1974) yaşanan olayları beyaz perdeye yansıtır Steven Spielberg’in Meryl Streep-Tom Hanks ikilisine başrolleri verdiği ‘The Post’ filmi.
O döneme kadar yayınlandıkları bölgenin dışında satışı olmayan iki yerel gazetedir NYT ve WP; Nixon’un aleyhlerine açtığı savaş sona erdiğinde, her ikisi de, yayınlandıkları dar bölgelerin ötesine -hatta uluslararası alana- taşan bir tanınırlığa kavuşurlar.
Medya ile savaş siyasiler için ölümcül sonuçlar doğurabilecek kadar tehlikelidir.
Televizyon kanallarının haber trafiğinde rekabete başlaması ve ardından internetin devreye girmesiyle bütün dünyada gazeteler sarsıntı geçirdi.
Vaktiyle herbiri yüzbinler -bazen bir milyondan fazla- satış rakamına ulaşmış gazetelerin tümünün günümüzdeki toplam satışı üzünülecek sayıda bizde…
ABD’de çıkan gazeteler de hiç kuşkusuz sarsıntıdan etkilendiler…
İnsanlar merak ettikleri günlük gelişmeleri ekranlardan anında izleyebildikleri, internete girip gelişmelerin ayrıntılarına da vakıf olabildikleri için cazibelerini kaybetti gazeteler…
Pek çok yerel gazete ABD’de yayınına son vermek zorunda kaldı.
NYT ve WP ise, tehditler karşısında kendilerini yenileyerek daha fazla okunur ve daha kârlı hale geldiler…
Artık daha fazla okunuyor NYT ve patronuna eskisinden daha çok para kazandırıyor…

Şaşırmayın, rakamlar vereceğim.
Gazetenin önemli haberleri ile yazarlarının makalelerini internetten okuyabilmek için okurların para ödemesi gerekiyor; bu sayede NYT’nin gelirlerinin en önemli kaynağı dijital aboneler…
NYT’nin cirosu 2025 yılının son dört ayında, bir önceki yıldan %10.4 artışla 802.3 milyon dolara, geliri de %12.8 artışla 192.3 milyon dolara ulaştı. Gelirlerin 381.5 milyon doları dijital abonelerden… Gazetenin internet üzerinden yayımladığı reklamlardan elde ettiği gelir de, bir önceki yıldan %24.9 artışla 2025’te 147.2 milyon dolar olmuş.
NYT 2025 yılında 1.4 milyon yeni dijital abone elde etmiş ve paralı abone sayısını 12.7 milyon kişiye çıkarmış. Gelecek yıl dijital abonelerinin 15 milyona ulaşması bekleniyor.
Verdiklerim, NYT’yi yayınlayan şirketin duyurduğu resmi rakamlar…
Gazetenin bayi satış rakamı da 1 milyon 200 bin…
[İnternetin tehdit olarak algılandığı dönemde NYT’nin patronu Arthur Sulzberger ile iki kez sohbet etmiştim. Tehditten yılgın ve mesleğin akıbetinden endişeliydi. Rakamlar, tehdidi kazanç kapısına dönüştürdüğünü gösteriyor.]
The Post filminde, Vietnam Savaşı’nın asla kazanılamayacağı bilindiği halde Amerikan gençlerinin 20 yıl boyunca ölüme gönderildiğine dair bir raporu yayımladıkları için, NYT ile WP’nin Nixon tarafından cezalandırılmak istenmesi anlatılır.
WP’nin kadın patronu Katherine Graham, hapse girmesine ve gazetesini kaybetmesine yol açabileceğini de bilmesine rağmen gizli rapora dair haberi yayımlar…
Savaşı gazetecilik kazanır…
Karar’ın iftarında gazetenin sahibi Mehmet Aydın ve diğer yazar arkadaşlarla paylaştığım masada sohbet edilirken, artık nedense, aynı gün yeniden izlediğim film hep aklımdaydı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan medya mensuplarına Külliye’de iftar vermiş. Fotoğraflarından görkemli geçtiği anlaşılan iftarda yaptığı konuşmada şunları söylediğini öğrendim:
“Millete parmak sallayan, millete tepeden bakan vesayetçi medya düzeni artık geride kaldı. Kalemini ve köşesini anti demokratik güç odaklarına kiralayan silahşörler geride kaldı. Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu bir basın ve yayın iklimine sahibiz. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz.”
