İyice tuhaf bir ülke olduk
Demek bunu da görecektik…
Türkiye siyaset alanı mayınlı tarla gibidir; bunu yakın tanıklarından olduğum yarım yüzyıl içerisinde yaşananlardan biliyorum.
Cumhurbaşkanı ve başbakanlık bile siyasilere dokunulmazlık sağlamaz ülkemizde; ülkeye on yıl cumhurbaşkanı olarak hizmet etmiş Celal Bayar yargılandı, başbakanlık yapmış Adnan Menderes idam edildi. Çok partili dönemde -1950 sonrası- kaç parti kapatıldı, kaç siyasi cezaevine düştü, sayısını bilmek zor…
Yukarıda listesini verdiğim türden olaylara tanıklık ettim, ancak bir partinin genel kurulunun iptal edilip yönetiminin eski yöneticilerine devredilmesi bir ilk.
Siyasi Partiler Yasası (m. 21), partilerin kongre veya kurultaylarının il ve ilçelerdeki seçim kurullarının denetiminde olduğunu ve herhangi bir usulsüzlükle ilgili itirazların da iki gün içinde yapılması durumunda en geç bir ay içerisinde karara bağlanmasını öngörüyor...
Anayasa da (m. 79) seçimlerin yargı organlarının yönetim ve denetimi altında yapılmasını ve seçimlerle ilgili tüm itirazları inceleyip kesin karara bağlama yetkisinin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verilmesini düzenliyor…
CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde toplanan 38. Olağan Kurultayı’nı usulsüzlük sebebiyle iptal eden yargı organı Yüksek Seçim Kurulu mu?
Hayır, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi…
Peki, hangi yetkiyle?
Anayasa? Siyasi Partiler Yasası?
Yaklaşık üç yıl önce yapılmış bir genel kurul -kurultay- nasıl iptal edilebilir, hem de bütün sonuçlarıyla? Mutlak butlan bir şeyin bütün sonuçlarıyla iptali demek çünkü…
Mevcut hukuki çerçeve dışına çıkılarak alınmış bu kararın, böyle davranılmayı makul gösterecek sağlam gerekçeleri olması gerekir, değil mi?
Nedir o sağlam gerekçeler?
Okuyalım:
“Cumhuriyet Halk Partisinin 38. olağan seçimli kurultayında Genel Başkan, Parti Meclisi (partinin karar organlarından) ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin seçimini etkilemeye yönelik divan başkanı ve şerikleri tarafından birtakım delegelere ve yakınlarına yönelik maddi menfaat temini, (nakdi veya gayrı nakdi para dağıtımı, pahalı emtia dağıtımı, gayrimenkul dağıtımı) basın ve yayın organları aracılığıyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayarak kamuoyunu ve delege iradesini sakatlamak, bir kısım kurultay delegelerine ve belirli derecede yakınlarına o dönem CHP yönetiminde olan belediyelerde ve ilk seçimde kazanılacak belediyelerde usulsüz olarak işe alınma vaadi gibi Siyasi Partiler Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Seçim Kanunu tarafından belirlenen bir takım suçlar işlendiğinin aşikar olduğunu…”
“Kime ne verilmiş?” sorusuna cevap teşkil edecek tek bir isim yok mahkeme kararında…
Daha da önemlisi, siyasetin doğasında var olan ‘menfaat’ konusunun böylesine hassas bir cezalandırma için gerekçe olarak kullanılması…
Ne demek istediğim için bir hatırlatma: Sayıları hiç de az olmayan -yaklaşık 16 milyon- emekli kesimi ile memurlar maaşlarının geçinebilecek bir mertebeye çıkartılması, çalışanlar da açlık seviyesi altındaki asgari ücretin artması için seçimi bekliyor.
Yeni değil, bildim bileli her seçimde oluyor bu.
Dahası da var.
Yapay zekanın verdiği bir bilgiyi aktarıyorum:
“Türkiye’de sosyal yardım alan hane sayısı son yıllardaki artışla birlikte 4,5 milyon sınırını aşmış durumdadır. Bu hanelerde yaşayan birey sayısının ise ortalama hane halkı büyüklüğü hesaplamalarına göre 16 ile 18 milyon arasında olduğu, yani ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sinin sosyal yardımlarla geçindiği resmi ve kurumsal raporlara yansımaktadır.”
Memurlar, emekliler, çalışanlar umutlarını kime bağlamış olabilir?
Son yıllarda sayıları artan sosyal yardım desteğinden nimetlenenlerin umudu kim?
Cevap: Hükümet veya daha kestirme ifadeyle iktidar…
İktidarın, oylarını artırmak için, geniş kesimleri kollayan, menfaatlendiren girişimlerini dert edecek birileri bunu suç duyurusu haline getirirse, Adliye Mahkemesi bundan sonraki seçimi iptal yoluna gider mi?
Güldünüz herhalde, güldüyseniz haklısınız.
Oya dayalı her siyasi olayda seçilmek isteyenler oylarını istediklerine çeşitli vaatlerde bulunurlar.
Siyasetin doğasında var bu. Bizde de, dünyanın başka demokratik ülkelerinde de siyaset böyle yapılıyor…
Menfaat vaadi gerekçesinin bir partinin içini karıştıracak bir hukuki soruna dönüşmesini anlamak ve dünyaya anlatmak mümkün değil.
Olandan rahatsılık duymak için CHP’li olmak gerekmiyor. Yapılan kaba bir müdahale. ‘Milli görüş’ geleneğinden gelen bir Ak Parti kurucusu, geçmişte kendisinin de içerisinde bulunduğu partilere Anayasa Mahkemesi eliyle müdahale edildiğini, şimdi sıradan bir mahkemeyle sonuç alınmaya çalışıldığını üzülerek hatırlattı.
Doğru söze ne denir?
