Trump Ankara’ya morali bozuk geliyor
ABD Başkanı Donald Trump NATO Zirvesi için Ankara’ya geliyor gelmesine ama Katar’ın hediyesi olan yeni makam uçağından indiğinde yüzünün asık olması kimseyi şaşırtmasın.
Daha önemli bir uyarım da şu: Trump Ankara’da kaldığı süre boyunca huysuzca davranabilir de.
Ülkesinin bağımsızlığa kavuşmasının 250. Yıl dönümü kutlama törenlerini birkaç ay sonra yapılacak ara seçimi etkileyecek bir büyük propaganda kampanyasına dönüştürmek niyetindeydi Trump. Bir rivayete göre, kendisini ülkenin kurucusu George Washington’dan sonraki en önemli başkan olarak ilan etmeyi ve hatta dört büyük başkanın -George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln’un- kocaman büstlerinin nakşedildiği Rushmore Dağı’nda, onların yanında beşinci başkan olarak yer alma girişiminde bulunmayı bile düşünüyordu.
Olmadı.
VIP’ler şarkıcı Taylor Swift’in New York’taki düğününe akın etti.
Beklediği sıcak ilgiyi göremeyeceği anlaşılınca 250. Yıl dönümünü sıradanlığa dönüştürme kararı alındı.
Pek çok tören iptal edildi.
Kendisinin sağlam destekçisi bilinenlere gecenin bir vaktinde Rushmore Dağı’ndan hitap etti Trump. Ancak az sayıdaki taraftar kitlesini dahi hayal kırıklığına uğratan sönük mesajlar verebildi.
Hep ileri sürdüğü türden ‘savaşları sona erdiren başkan’ iddiasını bile tekrarlayamadı Trump.
Ana mesajı ise şaşırtıcıydı.
‘‘Dünyamız ve özellikle de ülkemiz içeriden ve dışarıdan komünizm tehdidine muhatap; onlara göz açtırmamamız gerekiyor’’ mesajı, bana, 1989 sonrasında tarihe karışan Sovyetler Birliği ile özdeşleşmiş komünizme karşı yürütülen propagandaların etkisi altındaki Türkiye’yi hatırlattı.
Gelen tepkilere bakılırsa, ABD’de de, 1950’lerde Joseph McCarthy adlı politikacının başlattığı ve ülke tarihinde kara sayfalar teşkil eden bir dönemle irtibat kurulmasına yol açtı mesajı.
Trump’ın eski defterleri açarak geçmişte kalmış bir öcüyü günümüzde Amerikan halkına karşı kullanması tamamen sebepsiz değil. Trump gibilerin ‘tehdit’ olarak algıladığı bir gelişme Amerikan siyasetinde yaşanıyor ve garip olan o tehdit Trump’a veya Cumhuriyetçi Parti’ye karşı değil.
Hatırlayacaksınız: Ülkenin en önemli kenti New York’ta kendisini ‘demokratik sosyalist’ olarak tanımlayan Müslüman kimlikli genç bir siyasetçi olan Zohran Mamdani, Demokrat Parti’den adaylığını koyup kentin belediye başkanı seçilmeyi başardı.
Mamdani’nin başarısı şimdilerde yaygınlaşıyor.
Kendilerini onun gibi ‘demokratik sosyalist’ olarak tanımlayan ve öyle de tanınan genç adaylar, Demokrat Parti’nin her seçimde aday olarak çıkarıp seçilmesini sağladığı kaşarlanmış tiplere karşı bir hareket başlattı.
New York’ta 15 dönemdir seçilen Adriano Espallat, Kolorado’da Diana DeGette, Mamdani tarafından desteklenen adaylar karşısında mağlup oldular.
Geçen ay da Janeese Lewis George adlı ‘demokratik sosyalist’ kadın siyasetçi, başkent Washington’da, Demokratlar’ın belediye başkan adayı seçilmeyi başardı.
Michigan, Wisconsin ve Florida eyaletlerinde de yılların politikacıları Demokrat Parti üzerinden kazanageldikleri yerleri aday belirlenen seçimlerde kaybediyorlar.
Kasımda yapılacak ara seçimde Kongre, Trump’ın partisinden çok daha şanslı görünen Demokrat Parti’den seçilerek Washington’a gelecek genç yüzlerle tanışabilecek.
Trump’ın ‘tehdit’ olarak sunduğu gelişme bu işte.
Aslına bakılırsa, ülkedeki kemikleşmiş yapıyı bozmak için siyasete girdiğini iftiharla söyleyen ve her iki döneminde daha önce hiçbir başkanın cesaret edemediği türden değişimleri zorladığını ileri süren Donald Trump’ın rakip partide yaşananlara bakıp orada meydana gelen gelişmede kendi etkisini görmesi beklenirdi.
‘‘Komünizm tehlikesi’’ dediği, Amerikalı genç siyasilerin Demokrat Parti’de ön plana çıkıyor olması.
Ülkesinin bağımsızlığının 250. Yıl dönümü kutlamaları sırasında, yaptıklarıyla övünecek yerde Trump, rakip partideki gelişmeyi dert ediniyor.
Tuhaf değil mi?
Birkaç gündür ABD’deyim ve Trump’ın açmazını anlayabiliyorum.
Yeniden seçilip ikinci kez Beyaz Saray’a taşındıktan sonra ilk iş olarak uzak-yakın coğrafyadan ülkelere ek gümrük tarifeleri koymuştu. O kararın olumsuz sonucu olarak hayat pahalılığı şu sıralar hissedilir halde. İran’a açılan savaşın da ekonomiye olumsuz etkileri var.
İran savaşının zamana yayılmış müzakerelerle çözüme ulaştırılmaya çalışılması da ABD’nin lehine gelişmiyor. Amerikan halkı, yönetimden isimlerin savaşı kendilerinin kazandığı yönündeki açıklamalarına tepkili. Trump özellikle benzin fiyatlarının savaş öncesine gerilemesini istiyor ve bunu firmaları zorlayarak da olsa gerçekleştirmeye çabalıyor ama nafile.
Trump ülkesinin bağımsızlık kutlamalarından da gelecek ek moralle Ankara’ya inip çoğunu küçümsediği 30’dan fazla dünya liderinin karşısına öyle çıkmayı hesap ediyordu besbelli ancak hesapları tutmadı.
Asabının bozukluğu yüzüne vuruyorsa bundandır.
