Açıkça söylesenize…
Okul baskınları insanı yakıp bitiriyor...
İçimiz yanıyor...
Hepimizi titreten kanlı delirme halleri devlet aygıtının işlevsiz kaldığı gibi bir resim de veriyor...
Tam bu büyük depremli kargaşa öncesi AKP sözcüsü, DEM Partiyi kastederek bakın ne demişti:
“Devlete ödev vermeye kalkıyorlar.”
Hangi devlete?
Anayasası uygulanmayan bir devlete kim, nasıl ödev, yön verebilir ki?
Peki, devletin anayasasının uygulanmıyor olduğunu kimler kayıtlara geçirdi?
Yasama organı sıfatı ile milletin vekilleri.
Nerede oldu bu faaliyet? Milletin evi olan TBMM’de.
Açın bakın…
TBMM’nin resmi sayfasına girin ve “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon Raporu”nu okuyun.
Aralarında TBMM’nin başkanının da olduğu milletin vekilleri, “demokratikleşme ile ilgili öneriler” başlığı altında “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının sağlanması”nı tavsiye ettiler.
AİHM ve AYM kararlarına uyulması anayasanın kesin emridir.
“Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim” diye yemin etmiş kişiler, anayasaya uyulmadığını açıkça itiraf edip uyulmasını “tavsiye” ediyorlar.
“Anayasayı uygulamadık, yeminimizi tutmadık ama uygulanmasını tavsiye ediyoruz.”
Pardon da kime tavsiye ediyorsunuz?
Bizlere mi?
Vatandaşlar mı uygulamıyor anayasayı?
Devletin meşruiyeti olan anayasasını, bu devletin yürütmesi de yasaması da yargısı da uygulamadı, uygulamıyor.
Alın size süreç komisyonun raporundan bir cümle daha:
“AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uyumu için etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı.”
Devletin kurumlarının anayasaya uymasını sağlamak için bir “mekanizma” kuracağız… Nasıl yapacağız bunu? “Namus ve şeref üzerine” yeminden daha etkili bir mekanizma var mı?
Devam edelim, bir cümle daha:
“Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.”
Yargının işleyişinde bir engel mi var?
Nasıl bir engel bu? Kim engel oluyor?
Milletin vekilleri, AYM ve AİHM kararlarını uygulamakta “yargının işleyişinden kaynaklanan” engeller olduğunu sanıyorlar… Yargı mensupları Anayasa ve yasa ile bağlıdır. Bu anlamda o kararlara uymalarına bir engel yoktur.
Milletin vekilleri “engelden” neyi kast etmişler açık açık yazsalardı keşke… Ağızlarındaki baklayı bir çıkarabilselerdi.
Onların yerine engeli size ben söyleyeyim.
Yargı mensupları, “anayasa ile bağlı değiliz” kararları aldıklarında bu ülkede terfi ediyorlar…Yargıtay üyesi olabiliyorlar… Bakan bile olabiliyorlar.
Bir engel varsa, o engel, anayasaya uymayan yargı mensuplarını ödüllendiren siyasi güçtür…
Söylesenize bunu… Bunu söyleyemeden neyi çözeceksiniz?
Ne “mekanizması” kuracaksınız?
Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman, AİHM ve AYm kararlarına rağmen neden cezaevindeler? Onları cezaevinde tutan kararlara imzaları vatandaşlar mı attı, bizler mi attık?
Bakan demişken bir başka itiraf da Adalet Bakanından geldi… 6 yıldır kayıp Gülistan Doku’nun soruşturmasındaki gelişmeleri duyururken Adalet Bakanı bakın ne dedi:
“Kamu vicdanında derin iz bırakan bu soruşturma, tüm yönleriyle yeniden ele alınmakta; hiçbir şüphe ve iddia göz ardı edilmeden, ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır.”
Şüphe ve iddiaları kim göz ardı etti? Bu göz ardı etmenin bir yaptırımı olmayacak mı?
Gülistan’ın katlinin de ucunun gideceği “birisi/birileri” varmış demek ki… Adalet Bakanı öyle diyor… Ama gidilmemiş, korunmuş.
Katiller kadar katilleri koruyanlar da suçludur.
Kim bunlar?
Bu saatten sonra sadece katili bulmak yetmez Sayın Adalet Bakanı…
Koruyanları da bulmalı ve yargılanmalarının önünü açmalısınız.
Rojin Kabaiş, Yeldana Kahrıman, Nadira Kadirova…
“Katilleri belli ama güçlüler”, öyle mi?
İddialı bir cümle daha var; “faili meçhul hiçbir olay kalmayacak”…
İstenirse tüm “faili belli”liler bulunabiliyor demek ki…
Niye bulunmamış bugüne dek peki? Kim sorumlu?
Bir şeyler tavsiye ediyorlar, bir şeyler söylüyorlar ama kimin “sorumlu” olduğuna dair tek kelime yok….
Öyle havada laflar dönüp duruyor.
Bir ülkede bütün vatandaşların, başta da devlet görevlilerinin anayasa emirlerini uymasını sağlayan “mekanizma” devletin bizzat kendisidir.
“Yeni mekanizma kuralım” demek “devlet artık yok” mu demektir?
Devlet var mı, yok mu? Cesaretle söylemek yerine neden kıvranıp duruyoruz.
