Bir aşıyla bütün kışı atlatmak…

Bir zamanlar kış hazırlığı denince akla odun, kömür, kalın kazaklar gelirdi. Şimdi bunlara aşı takvimi de eklendi. Grip aşınızı yaptırdınız mı? COVID için yeni bir doza ihtiyacınız var mı? Altmış beş yaşını geçtiyseniz zatürre aşısını düşündünüz mü? Bir de son yıllarda adını öğrendiğimiz RSV var. Onun aşısı da yaşınıza ve sağlık durumunuza göre gündeme gelebiliyor.

Bir sonraki virüsün ne olacağını da henüz bilmiyoruz.

Stanford Üniversitesi’nde çalışan immünolog Bali Pulendran’ın üzerinde çalıştığı fikir, bütün bu hesapları bir hayli değiştirebilir. Tek bir aşıyla çok sayıda solunum yolu hastalığına karşı korunmak. Gripten COVID’e, bakteriyel zatürreden bazı alerjik tepkilere kadar.

Üstelik iğne yerine burundan uygulanabilecek bir aşıdan söz ediyoruz.

Ben bu araştırmayla, bilim videolarını yakından takip edenlerin tanıdığı SciShow’un 14 Ekim’de yayımladığı dokuz dakikalık bir videoda karşılaştım. Stanford’daki deneyin sonuçları şubat ayında Science dergisinde yayımlanmıştı. Aradan geçen aylarda araştırma The Economist ve NPR gibi yayınların da ilgisini çekti. Haziranda İngiltere’nin araştırma ajansı ARIA, projenin insan deneylerine taşınması için yaklaşık 18 milyon dolar ayırdı.

PEKİ ORTADA NE VAR?

Öncelikle fareler var. Bu ayrıntıyı baştan söylemekte fayda görüyorum. Tıp tarihinde farelerin başarıyla tedavi edildiği, insanlarınsa aynı tedaviden pek fayda görmediği çok sayıda araştırma bulunuyor. Laboratuvarda alınan iyi sonuçlar, ilaç şirketlerinin insan deneylerinde neden bu kadar çok para harcadığını da açıklıyor.

Stanford ekibinin farelerinde ise hayli ilginç şeyler olmuş. Araştırmacılar hayvanların burunlarına deneysel aşıdan birkaç doz uygulamış. Ardından onları COVID-19’a neden olan virüsle karşılaştırmışlar. Aşılanmamış fareler ağır hastalanırken aşılananların akciğerlerindeki virüs miktarı 700 kat daha düşük çıkmış. Üstelik aşılanmış fareler hayatta kalmış.

700 katlık fark kulağa müthiş geliyor. Ancak burada ölçülen şey hastalığa yakalanma olasılığı değil, akciğerdeki virüs miktarı. Araştırmacılar farklı bakterilerle de deney yapmışlar. Özellikle hastanelerde ciddi enfeksiyonlara yol açabilen iki bakteri türüne karşı olumlu sonuçlar alınmış. Daha şaşırtıcı olanı, aşının ev tozu akarlarının tetiklediği alerjik astım tepkilerini de azaltması.

Virüs, bakteri, alerjen... Bir aşının bunların hepsiyle nasıl başa çıkabildiğini anlamak için bağışıklık sistemimizin pek bilinmeyen bir özelliğine bakmak gerekiyor.

Çoğumuz aşıların çalışma prensibini kabaca biliyoruz. Vücudumuza bir mikrobun tamamını veya bir parçasını tanıtıyoruz. Bağışıklık sistemi onu öğreniyor, hafızasına kaydediyor ve aynı mikropla yeniden karşılaştığında daha hızlı harekete geçiyor.

Edward Jenner’ın 1796’daki çiçek aşısından bu yana geliştirilen aşıların büyük çoğunluğu bu mantıktan yararlanıyor. Sistem son derece başarılı. Çiçek hastalığı 1980’de dünyadan silindi. Çocuk felci, aşılar sayesinde dünyanın büyük bölümünde geçmişte kaldı.

Ama bu yöntemin bir zahmeti var, hedefi tanımanız gerekiyor.

Grip virüsü sürekli değiştiği için aşıların içeriği düzenli olarak güncelleniyor. COVID salgınında da yeni varyantlarla birlikte aşıları güncelleme ihtiyacı doğdu. Ve henüz ortaya çıkmamış bir virüse karşı, onun hangi özellikleri taşıyacağını bilmeden özel bir aşı hazırlamak mümkün değil.

Pulendran’ın ekibi farklı bir kapıyı aralıyor. Vücudumuzun, belirli bir mikrobun kimliğini öğrenmeyi beklemeden harekete geçen bir savunma sistemi var. Buna doğuştan gelen bağışıklık deniyor. Bir mikrop vücuda girdiğinde ilk müdahaleyi bu sistem yapıyor. Hızlı çalışıyor ama etkisi genellikle kısa sürüyor.

Uzun süre bu savunmanın hafızası olmadığı düşünüldü. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar doğuştan gelen bağışıklık hücrelerinin de bir çeşit eğitimden geçirilebildiğini gösterdi.

Burada eski bir tanıdıkla karşılaşıyoruz, BCG, yani verem aşısı. BCG’nin verem dışındaki bazı enfeksiyonlara karşı da koruyucu etkiler oluşturabileceği uzun zamandır araştırılıyor. Bu etkiler her hastalıkta aynı derecede güçlü değil; hatta bazı insan çalışmalarında beklenen fayda görülmedi. Ancak verem aşısının bağışıklık sisteminde yarattığı değişiklikler, Stanford ekibinin çalışmalarına ilham verdi.

Pulendran ve arkadaşları, vücudun hızlı savunma sistemini daha uzun süre hazırlıklı tutabilecek bir formül geliştirdi. Bunun için akciğerlerde bulunan T hücrelerinden yararlanıyorlar. Normalde belirli mikroplara karşı çalışan bu hücreler, diğer bağışıklık hücrelerine gönderdiği sinyallerle onların da alarm durumunu sürdürmesini sağlayabiliyor. Farelerde bu etki en az üç ay devam etmiş.

Gelecekte insanlarda da benzer bir sonuç alınırsa, her sezon farklı virüsler için ayrı ayrı aşı geliştirme ihtiyacı azalabilir. Hatta yeni bir solunum yolu virüsü ortaya çıktığında, ona özel aşı henüz hazırlanmamış olsa bile insanların belli bir korumaya sahip olması mümkün olabilir.

COVID salgınını yaşamış insanlar olarak bunun ne kadar değerli olabileceğini tahmin edebiliriz. 2020’nin başında virüsün genetik yapısı kısa sürede çözüldü. Aşı geliştirme çalışmaları olağanüstü bir hızla ilerledi. İlk aşılar aynı yılın sonunda kullanılmaya başlandı. Tıp tarihinin en hızlı aşı geliştirme süreçlerinden biriydi.

Yine de aradaki aylarda milyonlarca insan hastalandı. Hastaneler doldu. Yoğun bakım yatakları yetmedi. Salgının ekonomik ve toplumsal sonuçlarını hâlâ tartışıyoruz.

O dönemde, insanların bağışıklık sistemine önceden kazandırılmış geniş kapsamlı bir solunum yolu koruması bulunsaydı ne olurdu? Bunu bilmiyoruz. Ama Stanford’daki bilim insanlarının araştırdığı şey tam da böyle bir korumanın mümkün olup olmadığı.

İngiliz araştırma ajansı ARIA’nın projeye ayırdığı 18 milyon dolar, bilim insanlarının farelerden insanlara geçiş için karşılaşacağı güçlükleri çözmeye yönelik. Stanford ve Imperial College London iş birliğiyle yürütülecek programda aşının güvenliği, üretim yöntemi ve klinik deneyler üzerinde çalışılacak.

İnsanlarda ilk sonuçları görmek zaman alacak. Araştırmacılar aşının bir gün kullanıma girebilmesi için yaklaşık on yıllık bir süreden söz ediyor. Bunun iyi nedenleri var. Öncelikle insan akciğerleri farelerinkinden çok farklı. Burundan verilen bir aşının gerekli dokulara ulaşması, doğru dozun belirlenmesi ve etkinin yeterince uzun sürmesi gerekiyor. Bir de bağışıklık sisteminin fazla çalışması sorunu var.

Bununla birlikte çalışmayı yalnızca birkaç fare üzerinde yapılmış ilginç bir deney olarak görmek de haksızlık olur. Aşı araştırmalarında yeni yöntemler genellikle önce laboratuvarda, sonra hayvanlarda, ardından küçük insan gruplarında sınanıyor. Güvenlik ve etkinlik ancak uzun klinik çalışmaların sonunda anlaşılabiliyor. Bugün rutin kullandığımız pek çok tıbbi uygulama da bu zahmetli yoldan geçti.

Stanford’un geliştirdiği yaklaşımın başarılı olması halinde aşı takvimimiz elbette değişebilir. Ama beni daha çok ilgilendiren başka bir ihtimal var.

Diyelim ki on yıl içinde solunum yolu hastalıklarının tamamını önleyemeyen, fakat yeni bir salgının ilk aylarında ağır hastalık ve ölüm riskini belirgin biçimde azaltabilen bir burun spreyi geliştirildi. Bu gerçekten müthiş bir gelişme olur.

ÇÖPE GİDEN MİLYONLAR

Fransa’da bir süpermarketin yöneticisi olan Julien Fréret, pazartesi sabahı 30 metreküp yiyeceği çöpe attı. Normandiya’nın La Haye-du-Puits kasabasındaki markette etler, süt ürünleri, dondurulmuş gıdalar bozulmuştu. Yaklaşık 112 bin dolarlık kayıp. Nedeni marketin soğutma sistemindeki sıcaklığın, bazı bölümlerde 80 dereceye kadar yükselmesiydi.

Ne elektrikler kesilmişti ne de personelden biri yanlışlıkla bir düğmeye basmıştı. Marketin soğutma sistemine uzaktan müdahale edilmiş, sıcaklık ve buz çözme ayarları değiştirilmişti.

Bu market tek de değildi. 11 Ekim’i 12 Ekim’e bağlayan gece Fransa’nın çeşitli bölgelerinde yüzlerce süpermarket aynı saldırıyla karşılaştı. Carrefour, Intermarché, Monoprix ve başka zincirlerin soğutucularındaki yiyecekler bozuldu. Bazı mağazalarda yangın çıktı. Paris Savcılığı soruşturma başlattı, Fransa’nın siber güvenlik kurumu ANSSI devreye girdi.

Ülke çapındaki zararın on milyonlarca euroyu bulabileceğini söyleniyor. Şimdi Fransa’da herkes aynı şeyi merak ediyor: Bunu kim yaptı? Saldırıyı üstlenen bir örgüt yok, yetkililer saldırganların kimliğini henüz belirleyemedi, zamanlama ise merakı artırıyor.

Fransa malum haftalardır protestolarla çalkalanıyor. Böyle bir ortamda ülkenin büyük market zincirlerinin aynı gece hedef alınması, saldırının siyasi amaç taşıyıp taşımadığı sorusunu ister istemez gündeme getiriyor. Bir protesto hareketiyle bağlantılı bir sabotaj mı? Hükümeti zor durumda bırakmak isteyen başka bir grubun işi mi? Yoksa siyasi kargaşayla hiçbir ilgisi bulunmayan siber suçlular mı?

Bugün bunlardan herhangi birini doğrulayacak kanıt yok. Fransa’nın her köşesinden yükselen protesto sesleriyle marketlerin eriyen dondurmalarını aynı siyasi hikayeye bağlamak için henüz erken.
Evlerde benzer sorunlar yaşanır mı?

Fransız siber güvenlik kurumu, saldırıya uğrayan sistemler arasında Danfoss, Copeland ve Dixell markalarının soğutma kontrol cihazlarını belirledi. Bunlar evlerde kullanılan buzdolapları değil. Süpermarketlerin soğutma tesislerini yöneten, sıcaklığı izleyen, gerektiğinde uzaktan ayarlayan elektronik kontrol üniteleri.

Bir marketin bütün soğutucularını merkezi sistemden yönetmek işletmeci açısından son derece kullanışlı. Teknik servis mağazaya gelmeden müdahale edebiliyor. Arıza uzaktan görülebiliyor. Enerji tüketimi ayarlanabiliyor. Ama bu kolaylıklardan saldırganlar da yararlanmış.

Böyle bir saldırıyı gerçekleştirmek için markete girmek, kapıları kırmak, kasaları açmak gerekmiyor. Uygun erişimi elde eden biri, kilometrelerce uzaktan bir işletmenin soğuk hava deposunu kullanılamaz hale getirebiliyor.

İşin daha can sıkıcı yanı, etkilenen sistemlerin bir bölümünün eski yazılımlarla çalışması. Bazı cihazların güvenlik güncellemeleri yapılmamış. Bazıları ise üreticinin artık destek vermediği modeller arasında.
Teknoloji şirketleri yıllardır bize cihazları internete bağlamanın faydalarını anlatıyor. Uzaktan açılan klimalar, telefonla izlenen kameralar, kendi kendine çalışan ev aletleri... Satış broşürlerinde internet bağlantısı her zaman artı hanesine yazılıyor.

Avrupa Birliği bu konuyu artık tüketicinin dikkatine bırakmak istemiyor. Siber Dayanıklılık Yasası’nın yeni bildirim kuralları 11 Eylül 2026’da uygulanmaya başladı. Üreticiler, ürünlerinde aktif olarak kullanılan ciddi güvenlik açıklarını yetkililere bildirmek zorunda. Daha kapsamlı ürün güvenliği yükümlülükleri Aralık 2027’de yürürlüğe girecek. Kapsama giren ürünlerin güvenlik desteğinin ne kadar süreceğinin de satın alma sırasında açıklanması gerekecek.

Fransa’daki saldırı evlerimize kadar uzanabilecek bir sorunu görünür kıldı. Reuters, 13 Ekim’de yayımladığı bir haberde evlerdeki internet bağlantılı cihazların güvenlik açıklarını inceledi. Özellikle modemler ve yönlendiriciler, internete bağlı cihazlara yönelik saldırılarda öne çıkıyor. Güvenlik kameraları, termostatlar, akıllı ev sistemleri de kötü niyetli kişilerin hedefi olabiliyor.

Hastanelerdeki ilaç dolaplarından gıda depolarına, fabrikalardan büyük binaların ısıtma sistemlerine kadar uzaktan yönetilen sayısız cihaz bulunuyor. Bu cihazların hepsinin internete doğrudan açık olduğunu söylemek yanlış olur. Ama gerekli güvenlik önlemleri alınmadan uzaktan erişime açılan bir kontrol sisteminde, yazılıma yapılan müdahale fiziksel sonuçlar doğurabilir.

Fransa’daki marketlerin başına gelen tam da bu. Bir başka tartışma ise sigorta şirketleriyle yaşanıyor.
Uzmanlara göre süpermarketlerin uğradığı gıda kaybının önemli bir kısmı mevcut siber sigorta poliçelerinin kapsamı dışında kalabilir. Çünkü birçok poliçe dijital sistemlerin onarımını ve veri kaybını karşılıyor, fiziksel malların bozulmasını ise ayrı değerlendiriyor.

Hacker bilgisayar üzerinden saldırıyor, zarar gören peynir, süt oluyor. Sigorta şirketi de hangi poliçenin devreye gireceğini tartışıyor.

Tüm bunlar, yıllardır “akıllı” diye pazarlanan cihazlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmek için yeterli.
Fransa’da birileri yüzlerce marketin soğutucularını uzaktan ısıttı. Kimin yaptığı bilinmiyor. On milyonlarca euroluk zarar ihtimali konuşuluyor. Bazı işletmeler yeniden güvenle çalışabilmek için internete açtıkları kapıyı kapatıyor.

Gerçekte de tuhaf şeyler oluyor…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.