Kitleler altından putlarla nasıl soyulur?

Hz. Musa’nın Sina Dağı’ndan dönüşü gecikince Samiri, kalabalıktan topladığı altınlardan bir buzağı heykeli döktü.

Ve İsrailoğulları Allah’ı bırakıp o heykele taptılar.

İnsanoğlu kendi yarattığı putların önünde eğiliyor, küçülüyor, köleleşiyor.

Üstelik putun işe yaraması şart değil; gücünü kendisine inananlardan alıyor.

Put aslında bir sembol. İlk başta bir gerçeği hatırlatmak için yapılıyor.

Ama sembolle gerçek arasındaki mesafe istismara açık.

Sembol, bazen işaret ettiği gerçeğin önüne geçiyor.

Hatta o gerçek, zamanla ortadan kalksa bile sembol varlığını sürdürüyor.

Ve sembol, temsil ettiği gerçeğin yokluğunu gizleyen bir örtüye dönüşebiliyor.

Demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük, ahlak, vicdan, dürüstlük gibi kelimeler de birer sembol.

Hâlâ dolaşımdalar, sık sık tekrarlanıyorlar, konuşmaların baş köşesinde duruyorlar.

Ama işaret ettikleri değerler gündelik hayattan çekiliyor.

O değerler ne kadar seyrelirse, kelimelerin kullanımı o kadar sıklaşıyor.

Adaletin boğulduğu yerde adalet tiratları, özgürlüğün daraldığı yerde özgürlük nutukları artıyor.

En ahlaksız, en vicdansız, en merhametsiz, en sahtekâr tiplerden erdem hikâyeleri dinliyoruz.

Bu kelimeler sıkça tekrarlanıyor ki, işaret ettikleri değerlerin buharlaşmış olduğu bilinmesin.

Daha acısı, iyilik, merhamet, diğerkâmlık gibi değerlerin de içi benzer şekilde boşaltılıyor.

Yetimin başını okşamak, yoksulu doyurmak, mazluma sahip çıkmak ne kadar kıymetli.

Fakat bunlar da vicdanın gereği olmaktan çıkıp iktidarı tahkim etmenin, itibar biriktirmenin ve çıkar sağlamanın araçlarına dönüşüyor.

Geriye iyiliğin kendisi değil, görüntüsü kalıyor.

Kameralar önünde merhamet sergilenirken, sahne arkasında merhametsizlik üretiliyor.

Siyasi semboller de az istismara uğramıyor.

Mesela Ayasofya’nın ibadete açılması, tesettürlü kadınların devlet memuru olabilmesi, dindarların kamu kurumlarının en üst kademelerine gelebilmesi de siyasi sembollerdi.

Bağımsızlığı, eşit yurttaşlığı, belli kesimlerin dışlanmasına son verilmesini, kaynakların âdil bölüşümünü işaret eden semboller.

Fakat bir zamanlar daha özgür, âdil ve eşit bir düzenin işareti olan bu kazanımlar, zamanla o düzenin gerçekten kurulup kurulmadığını sorgulamayı engelleyen siyasi argümanlara dönüştü.

Işıl ışıl parlayan, daha iyi ve âdil bir hayatın yolunu aydınlatan bir fener değil artık, esas vaadin karşılanmadığını görmeyelim diye gözümüze tutulan bir projektör.

Aynı mekanizmayı borsada da görüyoruz.

Hisse senedi nedir? Bir şirketin mevcut üretimi, kapasitesi ve kârlılığının yanı sıra gelecekteki kazançlarına ilişkin beklentileri de içeren, ekonomik gerçekliğe doğrudan bağlı bir gösterge.

Fakat manipülasyonla o bağ koparıldığında, şirketin üretimi, satışları ve kârlılığı yerinde saysa bile hisse fiyatı katlanabiliyor.

Fon dolandırıcılığında da güven duygusu, bilgi ve itibar görüntüsü, gerçekte bulunmayan bir değerin teminatı gibi sunuluyor.

Burada dinî ya da siyasi sembolle, şişirilmiş hisse senedini buluşturan şey halkın teveccühü.

Altın buzağıyı ilâhlaştıran, yalnızca onu yapanların ustalığı değil, önünde eğilen kalabalıklar.

Hak etmediği değerden alıcı bulan hisseyi ayakta tutan da yalnızca spekülatörün mahareti değil; kolay ve hızlı kazanç umuduyla yalanlara inanıp, inancını başkalarına da yayanlar.

Elbette her sembol aldatmaca, her yükselen hisse manipülasyon değil.

Mesele, gerçekle bağı koparılmış sembollerin, sanki o bağ sürüyormuş gibi kullanılması.

İsrailoğulları Hz. Musa’nın yokluğunda bir güvence, bir yol gösterici, tutunacak bir dal aradılar.

Dolandırıcı, insanın bu arayışını iyi okur. Hisse satmaz, umut satar. Yapması gereken kitlelerin teveccühünü kazanmaktır.

Kitlenin teveccühü, uydurma bir heykeli tanrıya çevirir.

İnsanlar yeni putlarının önünde eğilirken, dolandırıcıya onları soymak kalır.

Altın buzağıyı putlaştıranın ne olduğunu fark etmek için ona tapanlarla araya bir mesafe koyup uzaktan bakmak lazımdır.

Asıl sorun sunulan putun ne kadar parladığı değil, bu parıltının neyi görünür, neyi görünmez kıldığıdır.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.