Kese dolmuyor kasa doluyor
Önce kese ve kasa deyimlerini açıklayalım
Kese deyince milletin kesesi yani cebi diyoruz.
Kasa ise devletin Hazinesi…
Önce kasaya bakalım
Hazine nakit gerçekleşmelerinden aktarıyorum: Son 12 ayda Hazine nakit gelirleri 15 trilyon 311 milyar lira olmuş. Dolar olarak karşılığı ise 355 milyar 563 milyon dolar ediyor.
Son 12 ayda 2 trilyon 348 milyar lira faize ve 14 trilyon 853 milyar lira da devlet idaresine harcama yapılmış. Faiz gideri 54.463 milyon dolarken devlet harcaması 344.902 milyon dolar olarak gerçekleşti.
2005 yılında devlet idaresi için harcanan para 72.195 milyon dolardı. Bugünkü dolar değeri ise 124 milyar dolar ediyor. Oysa biz şimdi devlet idaresi için 345 milyar dolar harcıyoruz.
Kişi başına kamu harcaması doların bugünkü değeri ile 1.800 dolar ediyor. Bugün ise kişi başına kamu harcaması 4.000 dolara geliyor. Kişi başına kamu harcaması iki kattan fazla artış göstermiş.
Burada kasanın nasıl dolduğu ayrıntısına hiç girmeyeceğiz. Çünkü kasanın dolum şekli de zaten başka bir adaletsizlik.
Gelelim kese işine… Yani Milletin kesesine.
Haziran ayı itibari ile Açlık Sınırı 35.759 TL.
Oysa asgari ücret 28.075 TL.
Biz bu rakamları hep dolara çevirerek verelim.
12 aylık ortalamada Açlık Sınırı 717,9 $ iken asgari ücret 581,3 dolar. Açlık Sınırı ile asgari ücret farkı yüzde 19,0 açılmış durumda. Bu fark 2020-2021’lerde yüzde 1-2 aralığına kadar gerilemişti.
Aylık olarak aldığımızda ise haziran ayında 773,0 dolar açlık sınırına karşılık 606,9 dolar asgari ücret bulunmaktadır. Fakat burada unutmayalım ki asgari ücret yılsonuna kadar artmazken açlık sınırı gıda fiyatlarına bağlı olarak artacaktır.
Kısaca görüyoruz ki açlık sınırı ile asgari ücret farkı yıllık bazda yüzde 20-25 bandında açık vermektedir.
Ya da açlığa çalışan bir millet var diyebiliriz.
2016 sonrası Türkiye’de asgari ücret hiç bu kadar gerilememişti diyebiliriz. Sadece sert kur ve yüksek enflasyon yüzünden 2022 yılında kısa süreliğine böyle bir fark oluşmuştu.
DEVLETÇİLİK VE ÜST PERDE
Kamu yüksek gelir toplarken vatandaşın gelirinin düşmesi sosyal sonuçları olan bir durumdur. Böyle durumlarda kamu üstten bakış haline gelirken Millet ise ezilen duruma düşer.
Kamuda siyah lüks arabalar ile çakarlı araçlar ve özel şoförler yollarda cirit atarken toplu taşımada işe yetişmeye çalışan ezilen bir kesim karşımıza çıkar.
Kamu saray gibi büyük yerler yapar ve oralardan millete bakarken özelde evler küçülür.
Kamuda doğan yeni nesil kendini ayrıcalıklı görürken özel sektörde kenar mahalle çocukları oluşur. Ve bu nesli yaşama imkanı olmayan kenar mahalleler birer suç yuvası haline dönüşür.
Kısaca kesenin boş olduğu ama kasanın dolup taştığı yerlerde adalette olmaz huzur da…
Daha acısı nedir biliyor musunuz? Bu sosyal bozulmanın nesiller boyu sorunlar üretmesi kaçınılmaz hale gelir.
O nedenle kasa ile kese benzer oranda seyretmelidir.
Şimdiden tarihe not düşmüş olalım.

