Baba evini terk eden siyasetçi

Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP’yi terk edip yeni bir parti kurarak yollarına devam etme kararı için sıkça “Baba evini terk etme” benzetmesi yapıldı. Gerçi burada sözü edilen olay iradi olmaktan ziyade mecburiyetin doğurduğu bir girişim ama kullanılan metafor isabetsiz sayılmaz. Neticede bir baba evi (CHP) var ortada, bir de o evden ayrılmak zorunda kalan yetişkin evlat (bu partinin Butlan öncesi yönetim kadrosu).

Bazı psikoloji kuramlarına göre bir çocuğun gerçek anlamda yetişkin olabilmesi için baba evini terk edebilmesi gerekir. Bu elbette fiili anlamda bir ayrılış olmak zorunda değildir. Kişinin psikolojik olarak kendi ayakları üstünde durmayı başarmasıdır. Bir gencin ebeveyni tarafından şekillendirilmiş olan kişiliğinin içinden kendi bağımsız ve özgün benliğini keşfedip ortaya çıkarmasıdır.

Mitolojide ve destanlarda da çoğu kahraman önce baba evini terk ederek bir yolculuğa çıkar, birtakım sınavlardan geçer ve kişiliğini topluma kanıtlar.

Bu durumun siyasetteki karşılığı da olsa olsa içinde yetiştikleri ocağı günün birinde terk edip kendi partilerini kuran siyasetçi kuşakları olabilir.

Mesela 1940’ların Türkiye’sinde -o zaman tek parti durumunda olan- CHP’den kopup Demokrat Parti’yi kuran grup bunu yaptı.

1970’lerde iktidardaki Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’yi teşkil edenler de 2000’lerin başında milli görüş hareketinden ayrılıp AK Parti’yi kuran kadro da bunu yaptı.

Başka birçok örnek daha var... Bunların kimileri başarılı oldu, kimileri ise yola devam edemedi.

Bugün CHP’den ayrılanların durumu öncekilerden çok farklı mı acaba? Çünkü kendilerine sorarsanız, evleri işgal veya gasp edilip ellerinden alındığı için kendilerine yeni bir adres bulmak zorunda kaldıklarını söylüyorlar.

Öyle ama yukarıda örnek olarak andığımız Demokrat Parti’nin, Demokratik Parti’nin, AK Parti’nin kurucuları da eski evlerinde el üstünde tutulmuyorlardı. Onlar da dışlandıkları için, baba evinde artık istenmedikleri için, yenilenme talepleri kabul görmediği için ayrılıp kendi partilerini kurdular.

Sonra da artık baba evinden ayrılmış olmanın gereğini yaptılar. Kendi yollarını çizdiler. Yeni bir kimlikle, yeni bir dille, yeni bir siyaset vaadiyle halkın karşısına çıktılar. Demokrat Parti ve AK Parti bunu yaparak kısa sürede iktidara yürüdü.

Adalet Partisi’nin “en ağır topları” tarafından kurulmuş olan Demokratik Parti bunu tam olarak yapamadı, yeni bir dil bulamadı, özgün bir hikaye yazamadı. Yeni partinin eskisinden ne farkı olduğunu anlatamadı. (MHP’den ayrılan kadroların oluşturduğu İYİ Parti de hâlâ benzer bir problemle boğuşuyor. AK Parti’den ayrılanların kurduğu Gelecek ve Deva’nın durumu da aynı.)

CHP’den bugün ayrılanların önünde bu çerçevede iki ayrı seçenek var gibi görünüyor. “Asıl, öz, orijinal CHP biziz” diyerek mevcut seçmen desteğini olabildiğince muhafaza etmek yahut yeni bir kimlikle, yeni bir dille, yeni bir siyaset vaadiyle halkın karşısına çıkmak.

Ancak öyle görünüyor ki bu ikisinin ortasında üçüncü bir seçeneği tercih etme eğiliminde Özel ve arkadaşları: Bir yandan “Orijinal CHP biziz” iddiasını sürdürüp eski parti tabanını yeni partiye transfer etmek, diğer yandan da eskisine göre daha kucaklayıcı, daha kuşatıcı bir siyaset diline yönelip -ve bu arada belki mevcut vitrini farklı yüzlerle zenginleştirip- böylece bir anlamda merkez parti pozisyonuna veya görünümüne ulaşmak.

Bu üçüncü seçenek kulağa daha hoş geliyor olabilir, kâğıt üzerinde daha cazip görünebilir ama burada öncelikle eski ile yeni arasındaki dengeyi korumak çok zor olacaktır.

İkincisi, baba otoritesinden bağımsızlığını hâlâ kazanamamış bir evlat gibi görünürseniz eskisinden farklı olduğunuzu topluma kolay kolay kabul ettiremezsiniz. Çıkışınız sınırlı kalır. “Yeni bir yol” vaadinizin inandırıcılığı zayıflar.

Unutmayın ki baba evinden ayrılış acılı, sancılı bir süreçte gerçekleşir bazen. O durumda biraz dişini sıkmak gerekir, bazı sıkıntıları göze almak gerekir, bazı kayıpları göğüslemek gerekir. Mecbur kalındığında fedakârlıktan da kaçınmamayı bilmek gerekir.

Ne yazık ki hayat bize “Hem öyle olsun hem de böyle olsun” diyebilme lüksü tanımıyor çoğu zaman.

Bazı fırsatlar da önümüze her gün çıkmıyor.

YORUMLAR (7)
7 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.