Back To Top
Devletin ihtiyacı olarak mezhep politikaları

Devletin ihtiyacı olarak mezhep politikaları

 - Son Güncelleme: 15.06.2019 Cumartesi 08:27
- A +

Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca Cumartesi Yazıları’nda tartışmaya çalıştığımız “nominal Maturidilik” meselesi hakkında yazdıklarımızı kısaca özetleyecek olursak: Özgür irade, bireysel sorumluluk, hüsn-kubuh meselesi ve kader gibi temel konularda Mutezile ile Hanefi-Maturidi mezhepleri arasında fazla fark yoktur. Buna mukabil Hanefilerin bugün ehlisünnet dairesi içinde bir arada olduğu diğer mezheplerle mesela Selefi-Hanbelilerle anlaşma ve uzlaşma zemini daha azdır. Dolayısıyla yalnızca buradan bakıldığında bile tarihî süreçte ehlisünnet ve ehli bidat ayrışmasının salt itikadî temelde gerçekleşmiş olduğunu söylemek kolay görünmüyor.

Mesela… Abbasi halifelerinden bir bölümünün Mutezile’yi devletin resmi mezhebi olarak topluma dayatma çabalarını o devrin ehli hadis ulemasının toplum üzerindeki etki gücünü ve bunun siyasi otorite açısından oluşturduğu tehdit potansiyelini göz ardı ederek anlayamayız.

Keza Tuğrul Bey devrinde 19 yıl boyunca camilerde Eşari’nin lanetlenmesine mukabil Alparslan ve Melikşah devirlerinde Eşarîliğin adeta resmi mezhep haline gelmiş olması İran coğrafyasındaki toplumsal hareketliliklerden bağımsız değerlendirilemez herhalde. Selçuklu hanedan üyelerinin ve mensup oldukları toplum kesiminin Hanefi-Maturidi kimliğine sahip olmasına rağmen bürokrasiye hâkim olan zümrenin ait olduğu toplum kesiminin Şafi-Eşari anlayışta bulunmaları bu husustaki siyasi tercihlerden ilgisiz olamaz.

Aynı şekilde Mısır’da hâkim olan Memluk zümresinin veya Suriye’de Zengi ailesinin Hanefi-Maturidi kimliklerine rağmen medrese müfredatında ve yargıda Şafi-Eşari anlayışın egemen olmasını tercih etmeleri sebebi anlaşılmaz bir tutum değil. Gerek Selçukluların gerekse Memlukların ve Zengilerin hem hanedan üyelerinin hem de ordu mensuplarının mezhep kimliğinin yanında halkın benimsediği diğer din yorumlarını da dikkate almak mecburiyetiyle hareket ettikleri söylenmek durumunda. Bu hususta sözkonusu coğrafyalarda özellikle Şia mensubu yönetimlere karşı sürdürülen hakimiyet mücadelesi karşısında Şii olmayan Müslüman unsurların birlikteliğinin sağlanması gereği de hatırdan çıkarılmamalı. Nitekim ehlisünnet tabiri bahse konu dönemlerden itibaren “Şii olmayan” anlamını daha fazla ifade eder olmuştur.

***

Diğer yandan, Hanefi-Maturidilerin ve Mutezilîlerin çoğunlukla mevalilerden -yani Arap olmayan Müslümanlardan-oluşması… yahut Maveraünnehir ve Horasan’da Hanefi-Maturidiliğin, Horasan ve Harezm’de Mutezile’nin, Hicaz’da ise Selefi-Hanbeli anlayışın hâkim olması tesadüfi ayrımlar olmasa gerektir.

Ancak, elbette bu hususta siyasi tercihleri ve sosyokültürel yatkınlıkları yegâne belirleyici faktör olarak görmek de yanlış olur. Mutezili, Maturidi, Eşari ve Selefi olmak üzere başlıca kelam ekollerinin kendi iç gelişmeleri ve toplumsal ihtiyaçları karşılayabilme kabiliyetleri hesaba katılmadan meseleyi tam olarak anlayamayız.

İmam Maturidi tarafından esas olarak İmam Ebu Hanife’nin itikadî konulardaki fikirlerinin sistemleştirilmesiyle oluşturulan Maturidi kelam mektebinin, mensuplarının felsefeden ve kelam ilminin felsefileşmesi sürecinden uzak durma tercihleri sonucunda, zaman içinde Eşarilik ile rekabet edemez hale geldiği unutulmamalı. İmam Şafii’ye atfedilen ama daha ziyade Hanbeli-Selefilerin mottosu olarak yayılan “men tekelleme tezendeka” (kelamla meşgul olan dinden çıkar) sözünün felsefeden uzak durmayı savunan Hanefi-Maturidiler tarafından da benimsenmesi Maturidi kelam anlayışının gelişmesini önleyen en önemli faktör olarak görünüyor. (Oysa ehli hadisin kelam karşıtlığını besleyen unsurlar arasında bu alandaki yaklaşımların -Mevalilerin İslam öncesi inançları anlamında- “Acem kültürü”ne ait olduğu için İslami olmadığı iddiasına dayanan “Arap tepkisi” de vardır. Yani, nereden baksan çelişki…)

“Aklı esas alan” Hanefi-Maturidilerin felsefeye uzak durmalarına karşılık, “nakli esas alan” ve Gazali eliyle felsefeye ve rasyonalizme en büyük darbeyi indirmiş sayılan Eşarilerin aynı zamanda mantık ve felsefe metotlarını bu ilim dalına dahil ederek “felsefi kelam”ın kurucusu olmaları, bugünkü din zihniyetimizin şekillenmesine kadar etkileri devam edecek olan bir paradoks.

***

Bu konudaki tartışmamızın çıkış noktası olan Osmanlı mezhep kimliğine gelince… Yukarıda bahsi geçen Hanefi-Maturidi kimlikli diğer Türk hanedanlarının mezhep politikasına etki eden faktörlerin en azından bir kısmının burada da mevcut olduğunu görüyoruz. Devletin kuruluş devirlerinde Müslüman ahalinin kahir ekseriyetinin Hanefi-Maturidi olmasına mukabil, sonraki asırlarda Şafi-Eşari yorumuna bağlı bir nüfusun da imparatorluğa dahil olması Osmanlılar için mezhepler arasındaki çelişkilerin giderilip yakınlaşmanın ve birliğin sağlanmasına yönelik bir politikanın benimsenmesini gerektiriyordu. (Daha önceki asırlarda İslam coğrafyasında yaşanan mezhepler arası çatışmaları biz bugün daha çok Sünni-Şii mücadelesi olarak düşünüyoruz. Oysa halihazırda hepsini topluca ehlisünnet olarak kabul ettiğimiz Hanbeli-Selefi, Hanefi-Maturidi ve Şafi-Eşari mezheplerinin mensupları arasındaki kavga dövüş uzunca bir süre boyunca toplumsal huzurun ve siyasi istikrarın başlıca tehdit kaynaklarından biri olagelmişti. Bu mezhep mensupları arasındaki husumeti azaltıp bilhassa Şia karşısında tek bir cephede birleştirme politikası -önceki haftalarda temas ettiğimiz üzere- İran Selçukluları devrinde başlatılmış, kendileri Hanefi-Maturidi, yönettikleri toplum ağırlıklı olarak Şafi-Eşari olan Memlukler ve Zengiler tarafından da sürdürülmüş ve bir siyasi tecrübe ve yönetim modeli olarak Anadolu Selçuklularına ve Osmanlılara da intikal etmiştir.)

Osmanlı medreselerindeki müfredatın Eşari ağırlıklı oluşu da hem Selçuklu mezhep politikasının eseri olan Nizamiye modelinin tevarüs edilmiş olmasıyla hem de Maturidi kelam literatürünün Eşari’ye nispetle -ve en azından kemmiyet itibarıyla- yetersiz kalmış olmasıyla açıklanabilir.

***

Önceki haftalarda Osmanlı mezhep kimliği konusunu tartışırken ismen Maturidi esasen Eşari anlayışa uygun bir din anlayışının egemenliğinden söz etmiş, medrese müfredatını en önemli kanıt olarak göstermiştik. Bu noktada medrese müfredatına çok fazla takılmamıza itiraz ederek “önemli olan halkın hangi anlayışa mensup bulunduğudur” diyen dostlarımız oldu. Medrese müfredatı Eşari ağırlıklı olduktan sonra toplumdaki din anlayışını -medrese tahsili görenlerin bilgi ve görüşünü esas alması icap eden- halkın tâbi olduğu(nu düşündüğü) Maturidi çizginin belirlediğini düşünmek makul görünmüyor bana. Gerçi toplumda Hanefi-Maturidi anlayışın belli ölçüde bile olsa yaşamaya devam edebildiği doğru ama bunun sebebi başka.

Konuyu yine toparlayamadık, haftaya bitirelim inşallah…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 17 Haziran 2019 17:29
Mezhepler tarihiyle ilgili hayli malumat sahibi olduğunuz aşikar. Ancak ehli sünnet olan şafi-eşari maturidi-hanefi selefi-hanbeli aralarında çatışma olduğunu iddia etmenize anlam veremedim. İlmi bazı itikadi ayrılıklar olabilir belki ama bunlar detaydaki farklılardır ve derin ayrışmaya sebeb olacak bir durum söz konusu değil. Ayrıca ifade etmenizde fayda olduğunu düşünüyorum selefi-hanbeli dediğiniz anlayış vehhabilerin de kendilerini isnad ettiklerini iddia ettikleri anlayış ve vehhabi itikatla alakası olmayan bir anlayıştır.
Din Siyaset 16 Haziran 2019 14:09
Şu, "Dini siyasete alet etmek" ifadenin mucidi kesinlikle ya bi Hahamdir ya Papaz! Din nedir, siyaset nedir? Siyaset insandan ayri, gayri birşey midir? Din insanin yasadigi hayatin disinda midir? Bir diger yamuk, "din devlet isleri ayri, devlet laiktir" zirvasidir bununda mucidi Hahamdir. İnsanlar hayat degerleri, yani dogumla ölüm arasinda nasil yasamak isterlerse, o degerler uzerinden bir araya gelir devlet kurarlar. Turk, Dadanakan zaferinden Canakkale, Sakarya, Kibris, 15 Temmuz ve Afrin harekatina kadar Musluman-Turk olarak yasabilmek icin can veriryor. Siyaset, din, devletin merkezidir
Murat Gedik 17 Haziran 2019 20:50
0
Inanc insanin bir parcasi; evrenseldir. Din bunu ustaca kullanan siyaset... Insan yapimidir; farkli dinlerin olmasinin nedeni de budur. Antikcagin, Ortacagin siyasetiyle (=din) bu cagi yasayamazsin; var olmani da tehlikeye atarsin. Bunu bizden once cakan Batili, gecmisin siyaseti (=din) artik calismiyor diyerek, laiklige sekulerizme gecti...
Bir Müslüman için dünya, sonsuz hayat için sonu olan bir imtihan yeridir. Müslümanın bu gerçeğini örtbas ederek, yok sayarak siyaset konuşmak, aslında İslam'ı yok saymaktır.
Laborant 16 Haziran 2019 05:01
Maturudi Arab olsaydi, bugun butun muslumanlar tek mezhep olurdu. Turklerin yazin/edebiyatta ve medresede hic olmamalari, geregi kadar onem vermemelerinin bir sonucu olarak bugun parca parcayiz. O yuzden bugun bile bizim Asya Turkleri Fars/Şii ve Selefi Suud etkisinde. Hatta Balkanlar, Kafkaslar, Afrika... Son 40 yildir butun dunyaya pompalanan, dayatilan islam: Fars Şiiligi ve Suud Selefiligi. İslam dunyasi 40 yildir Mossad/Cia/MI6'in çok yogun, 7-24 çalistigi sosyal laborotuvari.
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 12:13
0
05.01, Arapların durumu daha beter. Bu yüzden düşüncelerini yeniden gözden geçir.
Aliş 15 Haziran 2019 19:01
Adalet, eşya/ şeyleri olması gerken yere koymaktır. Zulüm ise şeyleri ait olduğu yerden başka yere koymaktır. Hak'kı, hakikati çiğnemektir. Din, insan, varlıklar ve Allah arasında olması gerken yerden başka yere koyulur ise, zulüm hem dine, hem insanlara Allah ve din ile yapılır. İslam coğrafyası zulüm ve zalimine aşık sapıkşıkla ile yönetildiği için rezalet, sefalet içinde. Bunda mezhepçilik ve mezhepçi sapıklık baş rol oynamıştır. Din'i olması gerken yere Atatürk koymak istemiş ancak, çıkarcı siyasi dini lider, hoca, şeyhler şeytanca mücadele etmişlerdir.
Engel ne. 15 Haziran 2019 16:28
Y. Sultan Selim ve Şah İsmail'in iktidar mücadelesinin payı yok mu bu güne yansımada. Ali ile Muaviye özelinde ilk dönem müslümanları nerede durur mesela. İktidar dinin neresinde. Şah İsmail de Sultan Selim de ve dahi gelmiş geçmiş bütün iktidarlar kullanmıştır dini iktidarları için. Bak Bizansa, bak Emevilere ve bak bütün devleti âlîlere. Moğol akınları neyi tetiklemiştir. Mesele aslında din adıyla diğerlerine üstün gelip, dünyayı yönetme arzusu ile iktidarlarının sarsılmamasımı. Yenemediğini kendine benzetme mi. Soru şu, aklın önündeki engel ne ?
Biraz daha dikkat... 16 Haziran 2019 12:35
1
16.28, Yavuz Sultan Selim'in devletin bekası için, Balkanları cebren İslamlaştırmak istediğini, bunun için Şeyhülislam Zembilli Ali Efendiye müracaat ettiğini, cebren İslamlaştırmaya izin almadığından ötürü bunu yapmadığını biliyor musun? Osmanlı kendi bekasını İslam'ın bekası ile özleştiren büyük bir devletti. Bunu hazmedemeyenler Osmanlıyı farklı göstermek isteyebilir. Ama Osmanlının devamı bir millet olarak bizlerin biraz daha dikkatli olması gerekir.
Denizci Alperen 15 Haziran 2019 16:18
Mehmet Akif çok güzel söylemiş " Kur'an dan alarak ilhamı asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı " tabandan tavana yeni bir medeniyet tasavvuru kurarak orta yol olan İslamiyeti insanlarımıza içselleştirmeliyiz. Çünkü kimlik yada aidiyet olarak Müslümanım demek çok eğreti durmaya başladı , günümüz gençlerine gerçek bir hayat nizamı olan İslamı yaşatabilmek için epey bir gayret gerekiyor işin başı da sade minimalist bir yaşam tarzından başlıyor.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 11:31
Ben şöyle diyorum. Bugün Türkiye'deki Hanefi-Maturidi çevrenin dışı Hanefi-Maturidi, içi Eşari -Şafii. Ancak bunun Selçuklu'yla başlayan bir uzlaştırma politikasının ürünü olduğu ve ortak bir dini kültür oluşturduğu unutulmamalı. Bu politika anadoluda Hanefi ve Şafii çevrelerin yüzlerce yıldır kardeşçe yaşamalarını sağladı. Bugün Maturidilik vurgusu üzerinden bu uzlaşı kültürünün altına dinamit koymanın ayrıştırmak ve bölmek dışında bir sonuç üretmeyeceğini düşünüyorum.
Engel ne. 15 Haziran 2019 11:15
Bir sorum olacak. Şu an müslümanlar bunca yılın birikimini ortaya koyup, Kur'an ve aklın yolun da hasislerden ve dahi toplum iktidar yaşamından da istifade ederek yeni bir anlayış oluşturamıyor. Beyinler o kadar iğdiş edilmiş olamaz diye düşünüyorum. Bunun önündeki engel çıkar meselesi olabilir mi.
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 12:42
0
11.55, Muhakkak çıkar meselesi bir engeldir. Ancak Müslümanlar olarak bizler, izzet ve şerifi gayrimüslimlerin örf ve adetlerinde arayandan beri iki yakamız bir araya gelmedi.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 09:54
Eskiden bize Sünni İslam mezhepleri arasında pek fark olmadığı, mensuplarının kardeşçe bir arada yaşadığı söylenirdi. Sonradan okudukça öğrendik ki tarihte Hanefi-Şafii, Şafii-Hanbeli aralarında ne kavgalar savaşlar olmuş, birbirlerini öldürmüşler, şehirlerden topluca sürgün etmişler. Resmi tarih anlatımı sadece yakın dönemle sınırlı değil yani.
Takipci 15 Haziran 2019 10:29
1
Daha mezhepler yokken, aralarinda cennetle mujdelenmis olanlarin da bulunduğu buyuk sahabeler bile birbirleriyle savasmislar. (Cemel savasi)
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 18:37
2
10.29, Batılılar, taptığınız seküler aydınlanma sürecinden sonra iki dünya savaşında 70 milyon insan katlettti. Ama bir Camel vakası size hala kalın geliyor...
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 12:15
0
9.54, İşkemden atma. Misal ver...
.......... 15 Haziran 2019 08:39
Aylar sürecek bir konu bu..bitirmeyin hocam..istifade ediyoruz
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 02:23
Laik devletin mezheple işi olmaz. Mezhep politikalarının sonu Madımak Maraş katliamlarıdır.
.......... 15 Haziran 2019 08:35
0
Lâik devletten mi bahsediyor yoksa bu topraklarda oluşan din algısının kökenlerinden mi? ..
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 10:00
0
Türkiye hiç bir zaman laik olmadı.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 18:37
1
Madımak ve Maraş Olayları, Laik devletin mezhepleri siyasete alet etmesinden başka bir şey değildir.
Gasp 16 Haziran 2019 04:43
1
Ne laik devleti? Hangi laik devlet? Padisaahimiz efendimizi, Payitahti esaretten kurtaracagiz" diyerek asger topla! Sonradan kimseye sormadan, kimsenin fikrini onayini almadan laik devlet!? O devlete cephede savasanlar disinda butun azinliklari zindiklari doldur, laik devlet!? Bu cok asaglik bir gasptir, tecavuzdur.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 00:21
Hımm... Demek ki ehlisünnet arasında da "toplumsal huzurun ve siyasi istikrarın başlıca tehdit kaynakları" varmış aslında. Geçmişte istikrar bozulmuş ise, şimdi niye bozulamasın? Bitirmeyin hocam; bitirmeyin! Sizin gibi dostlara ihtiyacı var bu Ülke'nin.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN