Back To Top
Medresenin gönlü tekkenin aklı

Medresenin gönlü tekkenin aklı

 - Son Güncelleme: 06.07.2019 Cumartesi 08:56
- A +

Birkaç haftadır tartışmaya çalıştığımız üzere, bütün olumsuz ve elverişsiz şartlara rağmen Türk toplumunda hâlâ Hanefi-Maturidi anlayışın izlerinin belli ölçüde ve kısmi olarak bile olsa yaşamaya devam edebilmesini 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı aydınları ve ulema arasında Maturidiliğe yönelik bir ilginin ortaya çıkışıyla açıklamanın yeterli olmadığını; öteden beri hem halk tabanında hem de entelektüeller arasında Maturidi zihniyetini belirli ölçüde yaşatan aktörün tasavvuf olduğunu söylemiştik…

11 ve 12. yüzyıllarda İran ve Ortadoğu coğrafyasında hayata geçirilen Büyük Uzlaşma diye andığımız devlet projesi kapsamında Şia karşısında “ehlisünnet ekolleri”nin birleştirilmesi yanısıra “tasavvufun sünnileştirilmesi” (yani Sünni şeriat sınırları içinde disipline edilmesi) gündemi de vardı… Bilhassa Gazali’den sonra tarikatlar itikadî anlamda giderek -hiç değilse resmiyette- dinî ortodoksi ile uyumlu bir çizgi benimsemek durumunda olmuşlar ve doğal olarak bu bölgelerdeki Şafii-Eşari din yorumunun egemenliği tasavvuf muhiti üzerindeki ağırlığını da arttırmıştı.

Bu sırada Türkistan’da ve Mâverâünnehir’de ise başka türlü bir gelişme yaşanmaktadır, demiştik… Bu bölgede özellikle göçebe Türk toplulukları arasındaki İslamlaşma hareketinde ve daha önemlisi İslam’ın inanç esaslarının öğretilmesinde büyük aktör tarikatlar olmuştur. İslam’ı dervişler yaymışlardır. Önce Arap ve İranlı mutasavvıflar, sonra Türk “baba”lar…

Hanefi-Maturidi çizgide bir din yorumunun hâkim olduğu bu kültür havzasındaki tarikatlar da -her ne kadar İmam Maturidi’nin tasavvufa mesafeli yaklaşmış olduğu bilinse de- itikat ve şeriat sahasında bu çizgiye tabi olmuşlardır.

***

Anadolu’ya gelirsek… Daha önce uzun uzun tartıştığımız Büyük Uzlaşma’nın ve diğer faktörlerin etkisiyle Selçuklu ve Osmanlı medreselerinde itikat bahsinde daha çok Eşari anlayış doğrultusunda eğitim verilmesine mukabil tekkelerde tedris edilen din tasavvurunun bazı yönleri itibarıyla Maturidi yoruma dayalı olduğunu düşünmek mümkün görünüyor. Orta Asya’da hem Yesevi hem de Nakşibendi şeyhlerine ait yazılı eserlerde ve sözlü gelenekte kolayca rastlanan Hanefi-Maturidi anlayışın izleri Anadolu’da da büsbütün kesilmemiş olmalıdır.

“Küfür Allah’ın takdiriyledir ama Allah’ın hükmüyle, emir ve rızasıyla değil” diyen Mevlânâ… “Nazar üzre dil kapucı cümlesi akla tapucı/Akıldur işler yapucı eyler cümle âbâd anı diyen Yunus Emre… Hacı Bektaş’a nispet edilen Makâlât’ta yer alan itikat ve ibadet bahislerinin Hanefi-Maturidi anlayışla birebir örtüşmesi... bunu gösteriyor olmalı. (Hacı Bektaş’ın ve -bugünkü Aleviliğin öncüleri sayabileceğimiz- diğer “Babai”lerin asıl Vefai olmalarına rağmen Orta Asya kökenli Yesevi gelenekle de bağlarının olduğunu düşünmek mantıksız görünmüyor bu arada...)

Yalnızca tekkelerde değil, Osmanlı medreselerinde de bu anlayışın en azından kuruluş aşamasında bir süre etkili olduğu söylenebilir. Adnan Adıvar meşhur eseri Osmanlı Türklerinde İlimde İznik Medresesi’nin ilk başmüderrisi Davud el-Kayserî’nin “nakli ve akli ilimlerde mütehassıs bir bilgin” olmasının yanında Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul-Hikem’ine bir şerh yazdığını da hatırlatarak “Bu meşhur şerh dolayısıyle, ilk Osmanlı medresesinde sufîce bir çevrenin kurulmuş olduğu sanılabilir” diyor.

Bu ilk dönemlerde Osmanlı medreselerinde görev yapan müderrislerin eğitim aldıkları yerler arasında Ortadoğu’daki Nizamiye medreseleri geleneğini sürdüren okullar haricinde Maveraünnehir bölgesindeki Hanefi-Maturidi anlayışın hâkim olduğu bilim merkezleri de vardır. Mesela ünlü Şeyh Bedreddin’in babası tahsil için Semerkant’a gitmiş, ancak Bedreddin Mısır’ı tercih etmiştir. Bununla birlikte baba-oğulun her ikisi de Hanefi fakihi olarak yetişmişlerdir. (Şeyh’in ders arkadaşları arasında ileride eserleri Osmanlı medreselerinin demirbaşı olacak olan -fıkıhta Hanefi, itikatta Eşari görüşü benimsediği bilinen- mütekellim Seyyid Şerif Cürcani’nin de bulunduğunu hatırlayalım…)

İznik Medresesi’nin ilk başmüderrisi Davud el-Kayserî gibi, Şeyh Bedreddin’in de Füsus-ul-Hikem’i şerheden bir eseri vardır. Haddizatında Osmanlı alimleri ve aydınları her devirde “Şeyh’ül Ekber”le ve fikirleriyle yakından ilgili olmuşlardır. Ancak bu ilgiyi manevi-mistik boyutun dışında entelektüel-felsefi bir ilgi olarak görmek daha doğru görünüyor. İbn Arabi felsefesinde Hanefi-Maturidi ve Mutezilî din yorumuyla örtüşen yaklaşımların olduğu da gözden kaçırılmamalı. Herhalde bu benzerlik veya paralelliklerin Şeyh’ül Ekber’in sisteminin -rasyonalist olmasa da- rasyonel karakterde oluşuyla açıklanması doğru olur. Dolayısıyla Osmanlı aydınlarının her daim Füsus müellifinin eserleriyle ve fikirleriyle meşgul olmaları biraz da Hanefi-Maturidi İslam anlayışının kısmen veya parça parça bile olsa zihniyet dünyasındaki varlığını sürdürebilmesiyle bağlantılı sayılabilir.

***

Diğer yandan, Nakşibendiye’nin Anadolu’ya ilk gelen kolu da vahdet-i vücut doktrinini benimsemiş olan Ahrariye koluydu. Bu önemli bir ayrıntı. Çünkü Yesevi ve Hacegan tarikatlarından çok sonra kurulup yine onlardan çok sonra Anadolu’ya ulaşmış olan Nakşibendi tarikatı da bu topraklarda Hanefi-Maturidi çizgideki din anlayışının yaşatılmasında rolü olan aktörlerden biri. (Timur’un ordusunda yer alan dervişler aracılığıyla bu coğrafyaya taşınmış olan tarikatın dikkat çeken özelliği Orta Asya’da Timurlu devletiyle olan yakın işbirliği gibi Osmanlı devlet otoritesiyle de daima iyi ilişkiler içinde olmasıdır.)

Ne var ki “Hanefi-Maturidi çizgideki din anlayışının yaşatılmasında etkili” olduğunu söylediğimiz tarikatın son devirde güçlenip yaygınlaşmasını “Eşari din yorumunun Anadolu topraklarındaki etkisini artıran bir faktör” olarak düşünenler de var. Bu bir paradoks değil. Çünkü bu tarikatın günümüzdeki mensuplarının tamamı, kendisi amelde Şafii, itikatta Eş’ari olan Hâlid-i Bağdâdî’nin tesis ettiği Halidiyye koluna mensuptur. (Bugün Türkiye’deki tekkelerin ezici çoğunluğu da Nakşbendiyye’nin henüz 19. yüzyılda kurulmuş olan bu koluna bağlıdır. İkinci sırada Kadiriler gelir.)

Esas olarak daha önce İbn Arabi’nin vahdet-i vücut öğretisine itirazıyla ve şiddetli Şia karşıtlığıyla temayüz eden İmam Rabbani devrinde müteşerri karakteri öne çıkmış olan Müceddidiye-Halidiyye geleneğinin “ilim halkası”nda üretilen literatürde Maturidi ve Eşari anlayışların uzlaştırılma çabaları dikkat çeker. Bu durum Türkistan coğrafyasının dışındaki tarikat mensuplarının Eşari geleneğe mensubiyetlerinin zaruri bir sonucu da kabul edilebilir. Ancak ne olursa olsun, Nakşibendiliğin bilhassa bu topraklar üzerinde yaşadığı siyasi ve sosyal etkileşimler nazarı dikkate alınmadan bugünkü Türk dinî zihniyetinin bazı karakteristiklerinin anlaşılması kolay olmayacaktır.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
murat can 08 Temmuz 2019 16:14
Allah kitap indirmiş; sayın yazar hala falanii fulani diye yazıp duruyor. Eski insanlara gereğinden fazla değer veriyoruz. çöpe çöp bile diyemiyoruz eğer eskiyse.
H.K. 08 Temmuz 2019 18:46
0
Kişiler hakkında hüküm verirken onları yakından tanımak gerekir. Ummadık taş baş yarar. Sap ta saman da ayrı ayrı işlerde faydalı olabilir. Sapla samanı ayırmanın yolu denetleme. Bunun için her bir tarikat/cemaat/dinden bahseden grup 1-2 üye seçecek diyanet/ilahiyattan ve halktan misal, dine yakın filazof, eğitimci, prof., sanatçılar da dahil olacak karma komisyon oluşacak. Bunlar denetleyecek. Eksiklikler giderilip yeni standardlar ve kalite oluşur. Takviye eğitim ufaktan ufağa hayat boyu sürer. Çalışmadan bir şey olmaz. Daima iyinin iyisine, eşrefi mahlukata doğru...
H.K. 08 Temmuz 2019 08:13
1)Yahu maturidilikmiş, eşarilikmiş, omurilikmiş,şuymuş ta buymuş; boşverin bunları! Herbirinin Anadolu kültürü müzesinde yeri değeri vardır.Her ekolden günümüzdeki temsilcilerini 1araya getirip denetleyelim.Herbirinin topluma faydaları ölçülsün. Bunun sonucunda testi geçemeyen, işe yaramayanlar varsa tesbit edilsin. Müzedeki kendilerine tahsis edilen mümtaz yerlere razı olsun. Diğerleri adam yetiştirsin.Nasıl mı? Tarikat ehli Allahı tanımanın önemli 1uzantısı olarak, kainatın yönetimi için görevlendirdiği katındaki güç&kudretlerin bunu nasıl yaptığını öğrenip& öğreterek
H.K. 08 Temmuz 2019 08:05
2)Bu ne demektir&nasıl olacak? Şöyle:Allah katındaki tabiat üstü kuralları, Tabiatı&Evreni yönetim şeklinin mekanizmaları BiLiM şemsiyesi altında her çeşidiyle insanın erişiminde &anlaşılabilecek şekilde mevcuttur. Bunlar Allah’ın bahşetmiş olduğu “akıl nimetinin kullanılmasıyla ortaya çıkan disiplinlerdir. Fizik-Kimya-Matematik-Biyoloji.. Eloğulları bunlardan yıllardır istifade etmekteyken bizler çokçası laga-luga etmekten, hıyaroğulları gibi ortada kaldık. Her tarikat erbabı bundan böyle bu konularda temel eğitimini tamamladıktan sonra dini anlamda aktif hale gelecek
H.K. 08 Temmuz 2019 07:50
3.) Yani beyler duyduk duymadık demeyin! Önce diplomaları göreceğiz! Bu 1süreç meselesi, işaretleri ipuçları Kuran’da evel ezel mevcut olan, Allah’ın emri hassasiyetiyle ele alınması gereken 1mecburiyettir. Nedenmiş o diye sorulacak olursa, cevap kısaca Hz. Muhammed (s.a.v.)’in son peygamber oluşuyla ilgilidir. Rehber olarak gelecek olanlar gelmiştir. Bundan böyle “İŞ” başa düşmüştür! Aklımızı başımıza, gönülleri kalbimize yüklenerek "ya bismillah" diyeceğiz! “Akıl*İman Sentezi” gözlüklerimizi takmalıyız. Peki ne göreceğiz? Görülmesi gerekeni!
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 16:11
Kuranın meali dini anlamak için bence de yeterlidir. Allah her şeyi açık seçik ifade etmiş. Mealin okunmasından rahatsız olanlar, dinden çıkar sağlamak isteyenlerdir.
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 16:04
Sen o dönemin tarikatlerini bırak bu dönemin tarikatlarına bak. Kişileri ne hale getirdiğine bak. Badeci Şeyh ile Fetö olayı bu yapıların insanları akıldan, düşünmeden yoksun birer yaratığa dönüştürdüğünün bir göstergesi. Bir nevi uyuşturucu gibiler. Acilen buna bir çözüm bulunmalı. Yoksa toplum elden gidiyor.
karar okuru 06 Temmuz 2019 14:08
İbrahim Bey; Geçmişteki anlayışlar hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. Günümüze kadar sağlam itikadi anlayışı taşıyanlara Hz Allah merhametiyle muamele buyursun. Fakat tarih geçmiş istikbale emin adımlarla yürümek için öğrenilir. Yanlışlarla doğruların birbirine karıştığı, bilen-bilmeyen herkesin konuştuğu bugünün şartlarında şartlarında düzgün bir itikada sahip olmak için çözümler üretmek lazım olduğu kanaatindeyim. Alimlerin en büyük derdi bu olmalıdır. Dini değerler alaya alınıyor. İman açısından toplumda yangın var. Bütün enerji buna teksif edilmelidir. Saygılarımla.
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 12:06
Hiç bir tarikata gerek yok Kuranı Kerim mealini okursanız zaten Yüce Allah’ın emir ve yasakları yazıyor ,halis bir müslüman olmak istiyorsanız canı gönülden uygularsınız
Muhtefi. . 06 Temmuz 2019 13:11
5
Hay aklınla bin yaşa. :))..Ne güzel dedin. Koşa, koşa Çapa Tipa gidiyorum.etrafındaki kitapçılardan Anatomi, Cerrahi, Dahiliye vb ne varsa toplayacağım , kampanyada varmış.Gelen hastayı kaçırmam artık Beyin, Kalp, Mide, Kulak, Burun.hele Diş gözüküyor zaten en kolayı :))..Sevgili Peygamberimiz 23 sene milim,milim tabiri caizse Toplum Iradesini inşa etmiş. Biz ise Mealden Herşeyi bileceğiz. İlk hastam (şifa olsun herkese) Mealcileri olur mu? Acaba.!
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 15:15
2
muhtefi! gerçek ismini yaz da sana muayene olmayalım. bu kafa ile "ne okursan oku" seviyesindesin zaten. öncelikle yorumcunun yorumunu anlamamışın. yorumcu tarikatları eleştiriyor. Bir de 23 sene toplum iradesini inşa etme diye bir durum yok. Doğrusu, 23 sene islamiyeti anlatmış. "Kuranin meali islamiyeti anlamak için yetersiz" dersen, birileri de sana "ne demek istiyorsun. Allah kuranla islamiyeti anlatamamış mı?" diyebilir. Benim görüşüm ise: "islamiyeti anlamak için kuranın meali yetersiz olabilir. bu konuda haklı olabilirsin" olur.
Muhtefi. . 06 Temmuz 2019 17:32
2
15:15.. Tabi ki ,Okuyalim,Okumalıyız. Meali biraz malumat sahibi olunur..acizane mesela bütün medyayı okurum yandaşı,karşısındakini, yabancı basini n Türkçesini ve bildiğim dildekini bu güzeldir. EN HAKİKİ MÜRŞİD İLİMDİR. Musluman Zeki ve Uyanık olur,olmalıdır..şüphesiz...Meal dedik sadece ornek.Sevgili Peygamberimiz s.a.v Okuma bilmiyorum demediler. Kağıt mi gosterildi kendilerine. !.sonra da Hayatları boyunca Yazı Okumadılar .! (alfabe ) .peki ya ne.? .OKUYAMIYORUM buyurdular ...burasi Mealde,Meallerde yok-tur. !..
KARAR OKURU 07 Temmuz 2019 10:22
1
Okulada gitmeyelim ne gerek bar; alalım matematik kimya füzik evimizde okuyalım...
"Vicdanın ziyası din ilimleri, aklın nuru fen ilimleridir.İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder.Din ilmi olmazsa dinsizlik, fen ilmi olmazsa taasup oluşur"Gönül eğitimi anlamında tekke de şarttır.
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 01:51
İbrahim Bey, "...Yesevi ve Hacegan tarikatlarından çok sonra kurulup yine onlardan çok sonra Anadolu’ya ulaşmış olan Nakşibendi tarikatı..." diyorsunuz fakat Yusuf hamedani H. A. Yesevinin hocası.(Şahı Nakşibendi sonra gelsede nakşibendilik var)
KARAR OKURU 06 Temmuz 2019 01:02
Anadoludaki akılcı damarı konuşuyorsak Eşari kelam ekolüne ve onların akılcılığına da yer vermek bir zarurettir diye düşünüyorum.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN